Arama

Türk kültürünün babası

Yayınlanma Tarihi: 03.10.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 03.10.2018 19:29
Türk kültürünün masal babası

Tüm milletlerin kendine ait dil varlıkları, değer yargılarını, o ulusun yaşama bakışını, yaşam felsefesini, inançlarını, bilimsel ve kültürel birikimini yansıtır. de derleyip yazdığı masallarda zengin bir yazınsal dil kullanır. Güney’i “ babası”  unvanıyla tanımamızın sebebi de masal türüne katkıları ve kullandığı dilin sanatsallığı, şiirselliği ve akıcılığıdır.

"İmdi, kalem benim, dil onun; nokta benim, harf onun; okuyun okuyabildiğiniz kadar… Okudukça duygularınız gül olup açılacak; diliniz de bülbül olup şakıyacak…"

Eflatun Cem Güney'in derleyip yazdığı 70 masalda çok sayıda ve özgün sözvarlığı ögelerinin saptanması, bir duygunun okura çeşitli anlatım yollarıyla sunulabilmesi yazarın dilinin başarısının en önemli göstergelerinden varsayılabilir.

EFLATUN REŞİD CEM GÜNEY

'in asıl ismi, Eflatun Reşid idi. "Cem" mahlasını, öğretmenlik hayatının ilk yıllarında aldığı ve Sivas Sultânisi'nde göreve başladığı yıl bu mahlâsı kullandığı bilinir. " babası"nın ismi, sicil arşivinde, Eflatun Reşid Cem Güney olarak geçiyor. Oğlu Kâmuran Çetin Güney'in Kütahya Lisesi'ndeki kaydında da babanın ismi Eflatun Reşit'tir.

Sivas Lisesi'nin orta kısmından öğrencisi yazar ve şâir olan Vehbi Cem (Aşkun)'un da, "Cem" mahlâsını, hocasına nazîre olsun diye almış olması işin en garip yanı. Nitekim Aşkun, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi'ndeki bir yazısında, kendisinin Ahmet Vehbi adı varken, "Cem" takma adını aldığında hocasının tepkisini anlatır: "Vehbi, ben Cem'i aldım, perişan oldum, bari sen almasaydın. Sâhibine vefası olmayan bir addır".

Eflatun Cem Güney 1896 yılında, Malatya ilinin Hekimhan ilçesinde dünyaya gelir. Altı yaşında babasını, yedi yaşında annesini kaybeder. Küçük yaşta hem öksüz hem yetim kalan Güney, 1903 yılında amcasının görev yaptığı Sivas'a gider.

TEK ÖĞRETMEN MEZUN

Burada önce Sivas Fevziye İlkokulu'na kaydolur. Sonra, Sivas Ortaokulu'nu ve Sivas Lisesi'ni okur. 1917- 1918 ders yılı sonunda Sultani'nin edebiyat kolundan mezun olur. Birinci Dünya Savaşı'nın henüz sona erdiği bir dönemde Sultani'nin edebiyat kolundan mezun olup öğretmenliği hak eden tek öğrencidir.

Eflatun Cem Güney, 1918 yılının eylül ayında ilk görev yeri olan Konya'ya atanır. Burada Konya Öksüzler Yurdu'nda Türkçe öğretmenliği yapar. Daha sonra sınava girerek edebiyat öğretmeni olur.

KUVA-YI MİLLİYE MARŞI'NI YAZDI

Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve Kuva-yı Milliye'nin çalışmaları Eflatun Cem Güney'in yüreğindeki ateşi kıvılcımlandırır ve bu umutla Kuva-yı Milliye Marşı'nı yazdı.

Eflatun Cem Güney 1925 yılında , Hasan Âli Yücel ve Ali Canip Yöntem ile beraber Türkçe ve edebiyat kitaplarının eğitim- öğretim yönünden incelenmesi çalışmalarına katıldı.

Ayrıca Güney, "Gezici Köy Kitaplıkları" oluşturarak Türk çocukları için önemli bir hizmeti de yaşama geçirir.

EĞİTİME HİZMETİ ÜÇ KOLDANDI

"Eflatun Cem Güney her şeyden önce çok yeterli ve değerli bir öğretmendi. Sonra Türkçemizi çok güzel konuşan, yazan bir yazardı. Ayrıca kaynaklara dayanan, daima fişleme ile çalışan bir halkbilimci, araştırmacı idi."

Eflatun Cem Güney, eğitime birçok yönden emek vermişti. Bir kimse eğitim- öğretime üç yönden hizmet edebilir: Ya teorisyen olarak, yani işin felsefesini yapıp teorik zemin hazırlayarak ya araştırmacı olarak ya da uygulayıcı olarak yani öğretmenlik ve yöneticilik yaparak. Tek bir kişinin her üç yönden de eğitim- öğretime hizmet etmesi hiç de kolay değildir ve ender görülür. İşte Eflatun Cem Güney, bu ender görülen tiplerden biriydi ve Türk milli eğitimine hem teorisyen olarak, hem araştırmacı olarak, hem de uygulamacı olarak unutulmaz hizmetlerde bulunmuştu.

MASAL BABASI DÜNYACA TANINIYOR

Eflatun Cem Güney eserleri ile Türkiye'nin dışında Avrupa'ya ve hatta dünyaya yayılan bir üne sahip. 1956 yılında Danimarka'daki "Hans Christian Andersen Medal Kurumu", Eflatun Cem Güney'in "Açıl Sofram Açıl" kitabındaki masallarını, 55 ulusun çağdaş masal yazarları arasından seçti. Kurul, onur listesine aldığı 11 eser arasında en mükemmeli olarak bu kitabı kabul etti. Güney'e, Andersen Pâyesi Şeref Diploması ve Dünya Sertifikası verdi.

Eflatun Cem Güney, aynı armağanı "Dede Korkut Masalları" adlı eseriyle 1960'ta ikinci kez aldı.

MASALLARI ELLİ YAŞINDAN SONRA DERLEDİ

Eflatun Cem Güney, Türk halk bilimi alanında da önemli çalışmalar yaptı. Özellikle yoğunlaştığı masal türü ona "Masal Babası" unvanını kazandırdı. Ayrıca Türkiye radyolarında uzun yıllar kendi yazdığı masalları okudu.

Edebiyatçılar, Güney'in İstanbul radyosunda yayımlanan "Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı masal anlatımına yönelik programını söyle anlatırlar: "Eflatun Cem Güney, 'masal babası' idi. Türkiye'de, Türk toplumunda onun kadar lezzetli, onun kadar sarıp sarmalayan güzellikte masal anlatan olmamıştır. Çocukluğumuzda ve ilk gençlik yıllarımızda o konuşacağı zaman radyo başına üşüşürdük. Hayalleri genişleten, düşünceleri kötülüklerden arındırıp iyiliklere sevk eden bir yorumu vardı. Eflatun Cem Güney tatlı, sıcak sesiyle halkı uçak gövdesi kanatlı Zümrüdüanka kanatlarına bindirir, ülkelerden ülkelere dolaştırırdı. Biz millet olarak okumaktan çok dinlemeyi seven bir toplumuzdur. Fakat Eflatun Cem ayrıca dinlemeyi sevdiren adamdır."

Yazarın masallara yönelişi de elli yaşından sonra olmuştur. Özellikle oğlu Çetin'i kaybettikten sonra acısını hafifletmek için kendini masal dünyasının düş, renk ve mutluluk havasına bırakmıştı.

O BİR MASAL DELİSİYDİ

"Masallara yeni yeni renkler, motifler katmış, yepyeni varyantlar yaratmıştı."

Güney "Kerem ile Aslı" adlı halk hikâyesinde kendini masal delisi olarak nitelendirir: "Kerem'in tacını tahtını bırakıp da yâr peşine düşmesi bir delilik diyeceksiniz ya, bu dünyada aklı bütün olan kim var? Herkes aşağı yukarı bir şeyin delisi! Kimi gül, kimi bülbül delisi, kimi lale, kimi sümbül delisi; kimi çul, kimi pul delisi; ne bileyim ben, kimi benim gibi masal delisi, kimi Kerem gibi bir Aslı'nın, asılsızın delisi… Eh işte bu dünya, biraz da bu delilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor ya!"

Yaşar Nabi Nayır da Güney'in masal derlemelerine gönderme yapar: "Er geç kaybolmaya, sönüp gitmeye mahkûm olan o şaheserleri toplamak lazımdı. Bu uğurda emek harcayanlar az olmamıştır. Ama bunların çoğu, masallarımızın asıl güzelliğinin söyleyişinde olduğunu fark edememişler, dinledikleri masalların konusunu kendi ifadeleriyle zapt etmekte bir mahzur görmemişlerdir. Hâlbuki gereken, onları asıl cevherleri olan söze değer vererek toplamaktı. İşte Eflatun Cem Güney'in Hızır gibi yetişmesiyle meydana gelen eser bu oldu. Bu kalem ustası, masallarımızı söz tekerlemelerindeki bütün özelliklere dikkat ederek topladıktan sonra onları, öz cevherlerini göz önünde tutarak genişletip geliştirerek bir bir özenle işledi. Böylece elimizde olan masallar, halk diline ve zevkine hayran, sanatına âşık bir sanatçının uzun sabrı ve emeğiyle gergef işlerimizi, nakışlarımızı aratmayacak bir güzellikte meydana geldi."

Güney'in derlediği masallar dışında, halk efsaneleri, halk fıkraları ve halk hikâyeleriyle de ilgilendiği görülür. Ayrıca Nasrettin Hoca'nın iki yüz elli iki fıkrasını da derleyerek yayımlar. Güney, şiire de oldukça meraklıdır. Onun şairliğinin masalcılığından önce geldiğini ifade eden kaynaklar bile var.

MASALLAR, EFSANELER, ŞİİRLER, HALK HİKÂYELERİ VE DAHA FAZLASI

Eflatun Cem Güney'in 26 masal kitabında derleyip yazdığı 70 masalı, 8 efsanenin yer aldığı 1 efsane kitabı, 5 halk hikâyesi, 1 mensur şiir kitabı, 252 derlenmiş fıkranın yer aldığı 1 fıkra kitabı, 4 monografik eseri, 5 araştırma-inceleme eseri, 7 kılavuz eseri, 3 Atatürk kitabı bulunuyor.

Güney'in 70 masalından 14'ü derleme değil. Bu masallar sanatçının yarattığı metinler: "Eflatun Cem Güney, sadece bir masal derleyicisi değildir. Aynı zamanda o, bir masal yazarıdır. Özellikle 6- 9 yaş grubu çocuklar için eğitici masallar kaleme almıştır."

FOLKLOR VE EĞİTİM RAPORU VE ÇOCUK EDEBİYATI

"... Bu toprağın insanı canlı bir gelenek halinde sürüp gelen bu folklor köşelerini yer yer, zaman zaman görerek, dinleyerek veya içinde yaşayarak benimsiyor; böylece, kendi toplumları gibi duymağa, kendi toplumları gibi düşünmeğe, kendi toplumları gibi yaşamaya başlıyor…"

Kendi kültür kaynaklarından beslenmiş ve öz kültür değerlerine saygı duyan çocuk edebiyatı yazarı, sahip olduğu sanatsal yeteneği millî kültürle beslediği sürece gelecek nesillerin olumlu yönde inşasına yardım etmiş olur. Aksi halde millî olmayan kaynaklardan beslenen çocuk edebiyatı yazarları toplumsal yapımızın deforme olmasına sebep olmaktadırlar. İşte tam bu noktada Eflatun Cem Güney, bütün bu kararsızlığı ve zihin bulanıklığını giderecek şekilde önerilerde bulunarak problem daha ortaya çıkmadan çözüm bulmaya çalışan görüş ve düşüncelere sahip bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor.

Onun 1965 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Türk Millî Eğitim Teorisi Geliştirme Araştırmaları adına hazırladığı Folklor ve Eğitim başlıklı rapor, dikkate değer tespitler sunuyor.

Ayrıca Güney, bu rapor doğrultusunda hazırladığı örnek eserlerle bir çocuk edebiyatı eserinde olması gerekenleri uygulamalı olarak ortaya koyar. Türk millî eğitiminin sistemli bir teoriye bağlanması için incelenecek kaynaklar arasına folkloru da alan Güney, folkloru "millî kültür hazinelerimizden birisi" ve "binlerce yıl ötesinden beri Türk topluluklarının yüreğinden doğarak birikmiş olan bir millî ve manevî cevherler hazinesi" ve bu hazinede "halka ait her şey vardır." şeklinde tanımlar ve değerlendirir.

Bir folklor enstitüsünün kurulması; bu folklor enstitüsünün derleme, tarama ve değerlendirmeler yaparak yeni çalışmalara kaynaklık etmesini önerir. Onun bir folklor enstitüsü kurulması önerisi daha sonra hayata geçmiş, ancak bu enstitüde biriken folklor mahsullerinin çocuk edebiyatı eserlerine kaynaklık etme önerisi tam olarak hayata geçirilememişti.

SANAT MASALI MI HALK MASALI MI?

Yaratıcısı belli olmayan, dilden dile kuşaktan kuşağa aktarılan, içerisinde barındırdığı sorunu örnekleme yoluyla kalıp sözler çerçevesinde çözen ve sonu her daim mutlu biten, sade dilli büyülü anlatıların halk masalı olarak evrensel boyutta kabul gördüğü bir gerçek.

Aynı şekilde, bilinen belli bir yazarın kaleminden çıkmış, daha realist çizgiler barındıran, mekân ve kişi tasvirlerine ayrıntılı ve geniş yer veren, edebi bir üslupla anlatılan uzun soluklu hikâyeler ise "sanat masalı" olarak nitelendirilir.

Bu bağlamda anonim halk masallarını yeniden kaleme alarak kendi üslubuyla anlatan Eflatun Cem Güney Masalları derlenmiş halk masalı mıdır yoksa yeniden 'yaratılan' sanat masalı türüne mi girer?

Metinler biçimsel açıdan incelendiğinde, uzun soluklu anlatımların ön plana çıktığı tespit edildi. Anlatı diline gelince, yazarın kullandığı öğüt ve nasihat içerikli eğitsel ifadelerin yanı sıra, metinlerde yorumlayıcı ve büyüleyici üslubun kullanıldığı görülüyor. Ayrıca metne müdahale tekniği ile hâkim anlatıcı kimliği dikkat çekici. Bu açıdan değerlendirildiğinde Eflatun Cem Güney metinleri tür olarak halk masalından uzaklaşarak sanat masalına yaklaşmakta.

EFLATUN CEM GÜNEY'İN MASALLARI

Güney'in metinlerinde göze ilk çarpan, realist çizgilerin ve dünyevi öğelerin varlığı. Motif dokusuna bakıldığında halk masalına özgü olan hayali ve sihirsel dokunun kaybolduğu, mitolojik ve kültürel değerlerin yerini daha dünyevi ve gerçekçi unsurların aldığı görülür. Kullanılan karakterlerin tip özelliği incelendiğinde ise, modifikasyon yöntemiyle yeni karakterlerin kurgulandığı anlaşılıyor. Eflatun Cem Güney metinlerinin metinler arasılığa güzel bir örnek olduğunu söylemek de mümkün. İncelenen metinler birçok masalın bileşeni konumunda olmakla birlikte, evliya menkıbelerinden faydalanma söz konusu. Metinlerde ayrıca halk kültürü unsurlarının barındığı ve halk inançlarından faydalanıldığı açıkça görülür. Bunun ötesinde anlatı dokusunda halk masal motifleri ile meddah anlatıları gibi diğer türlerin izlerine de rastlanılır. Eflatun Cem Güney'in güçlü kalemiyle ortaya çıkan metinler, sanat masalları arasında değerlendirilebilecek türden olup, oldukça anlamlı ve nadir örneklerdendir.

ONUN PENCERESİNDEN BİZİM MASAL DÜNYAMIZ

"Bizim de bir masal dünyamız var; uçsuz, bucaksız bir dünya bu! Kel Oğlan'ı da içine alır, Köroğlu'nu da; peri kızını da içine alır, dev anasını da; seni de içine alır; beni de; gene de bir fındık kabuğuna sığar, yedi dünyaya sığmaz.

Hani, şu masal dünyasını bir dönüp dolanayım diye demir çarık, demir asa yola düşseniz; dere, tepe düz, altı ayla bir güz gitseniz, bir arpa boyu yol gidersiniz ancak! İyisi mi, gelin derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi geçerek; lale, sümbül derleyip, soğuk sular içerek; daha da yorulursanız Hızır'ın atına binerek bir tandır başına götüreyim sizi. Vay ne masallar, ne masallar var orada; makas kesmedik, iğne batmadık masallar! Oturup bunları dinlemekle kalkıp şu dünyayı dolaşmak bir bence…

Öyle ya, masal deyip geçmeyin; kökleri vardır geçmişte, dayanır durur dağ gibi… Dalları var üstümüzde; yeşerir gider, bağ gibi… Ama anlatılacağı gibi anlatılırsa… Zira asıl tadı anlatılışındadır bunların; hele masal ağzıyla iki tekerleyip bir yuvarlamasını bilen masal ustalarından dinlenirse tadına doyum olmaz doğrusu.

Ha, işte bu niyetle sizi bir tandır başına götüreyim dedim ama bir yer bulabilirsek ne mutlu! Çünkü Allah'ın kışı, tandırın başı olur da kim gelmez. Çağrılan da gelir, çağrılmayan da; haylanan da gelir, huylanan da; ahlanan da gelir, ohlanan da, Kambur Ese de gelir, Sarı Köse de; hâsılı, seyrek basandan sık dokuyana, bir taşla iki kuş vurandan her yumurtaya bir kulp takana kadar kim var, kim yok, sırtı bütün, karnı tok…

Cümlesi gelir toplanır ama masalcıbaşıya masala başlatmak kolay mı? Mübarek, kendini naza çektikçe çeker; onu söyletmek için her biri bir dereden su getirmeye başlar. Kimi yukarıdan atıp aşağıdan tutar, kimi ağzını yumup dilini yutar; kimi ince eğirip sık dokur, kimi süt dökmüş kedi gibi oturur; kimi akıntıya kürek çeker, kiminin kırdığı ceviz kırkı geçer; daha daha bir yığın maval, martaval derken masalcımızın çenesi açılır, gayri öyle bir dizip koşar ki, ağzından bal akar, dili de kaymak çalar balın üstüne!"


(Derlenmiştir.)

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN