Arama

  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Sağır evrende ruhu aydınlatacak suni güneş arayıcısı

Sağır evrende ruhu aydınlatacak suni güneş arayıcısı

Yayınlanma Tarihi: 31.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 31.08.2018 13:10
Sağır evrende ruhu aydınlatacak suni güneş arayıcısı

Sembolizmin öncüsü kabul edilen Charles Baudelaire’in temel yaratıcılık noktası zengin imgelem gücüdür. Bu gücü sayesinde, iyiyle kötünün, düşle gerçeğin, cennetle cehennemin savaşım verdiği bir dünyada, aklın sınırlarını zorlayarak güzelliği hissettirecek yapıtlar sundu ve insanlık durumunu gün ışığına çıkardı. Kısaca Baudelaire,  dünyayı “sağır evren” olarak nitelendirdi ve insanın tutkularından yola çıkarak, gerçeklere karşı ruhu aydınlatacak suni güneşin arayışında oldu hep.

Baudelaire yaşamı boyunca zıt duyguların çatışmasına tanık oldu. İnsan ne kadar iyiye, güzele sonsuz olana ulaşmak istese de kötülük kaosu egemenliğini hissettirmeye ve varlığını ortaya çıkarmaya çalışır. her seferinde kötüyü, çirkini seçmeye yönlendirir. İşte Baudelaire, acı veren bu korkunç gerçekten uzaklaşmak için çeşitli yollar aramış ve bu konuda yol gösterecek önemli eserleri ortaya çıkarmıştır. İyiyle kötünün, düşle gerçeğin, cennetle cehennemin savaştığı bir dünyada; şair zengin imgelem gücü sayesinde aklın sınırlarını zorlayarak güzelliği hissettirecek yapıtlar sunar. Baudelaire'in vefat yıl dönümünde, güçlü imgelem gücünü ve duygu yoğunluğunu şiirlerine nasıl yansıttığını inceliyoruz.

TEMEL YARATICILIK NOKTASI ZENGİN İMGELEM GÜCÜ

19. yüzyıl düşünce tarihi ve edebiyatına bakıldığında; bazı düşünürlerin çok azı dünyayı anlayabilmiş, görülmeyeni görebilmiştir. Bu ender sanatçılardan biri de Baudelaire. Edebiyat kariyerinin başında romantik okulunun etkisinde kalan Baudelaire sadece bu akımla yetinmedi, yapıtlarında "sanat sanat içindir' anlayışını benimsedi. Ancak kendi kişiliğini, tinselliği simgelerle ifade eden Sembolist akımda buldu. Sembolizm akımının özelliklerini anlatan bir bildirge yayımlayan Jean Moréas bu akımın ismini, Baudelaire'in "Sembol ormanları içinden geçer insan" dizesindeki sembol sözünden hareketle oluşturmuştur. Baudelaire'e göre, şiirin amacı bir konuyu felsefi veya ahlaki açıdan övmek değil, insanı imgelem gücünün yardımıyla kendi durumunun üstüne çıkarmaktır. Baudelaire'in şiirinin oluşmasında temel yaratıcılık noktası zengin imgelem gücüdür.

ÇOCUKLUK AŞKLARININ YEMYEŞİL CENNETİ

Charles'ı sanatla ya da sonradan en büyük, en tüketici ve ilk tutkusu olarak nitelendireceği "imgeler kültü"yle babası tanıştırdı. 1827'de ölünce Baudelaire ve annesi bir buçuk yıl Paris'in kenar mahallelerinde yaşadılar. Baudelaire annesiyle birlikte geçirdiği bu dönemi her zaman anımsayacak, 1861'de annesine yazdığı mektupta bu yıllardan "sonsuza dek sende yaşadığım, yalnızca ve bütünüyle benim olduğun" o "tutkulu aşk dönemi" diye söz edecekti. Caroline, generalliğe yükselen, ardından Fransa'nın Osmanlı Devleti ve ispanya büyükelçisi olan, İkinci İmparatorluk döneminde de senatör seçilen Jacques Aupick adlı yüksek rütbeli subayla evlenince, Baudelaire'in "çocukluk aşklarının yemyeşil cenneti" Kasım 1828'de birdenbire sona erdi.

Aupick 1831 'de bir görevle Lyons'a gönderildi, Baudelaire de eğitimine 1832'de orada College Royal'de başladı. Aile 1836'da tekrar Paris'e taşınınca o da öğrenimine dönemin itibarlı okulundan Louisle-Grand Lisesi'nde devam etti. Başarılı bir öğrenciydi, ilk şiirlerini de bu yıllarda yazdı. Ne var ki öğretmenlerinin gözünde, "yaşına uygun olmayan yapmacık tavırlar" takınan, büyümüş de küçülmüş bir ahlak düşkünü olmaktan kurtulamadı.

MÜSRİF BİR YAŞAM SÜRDÜRDÜ

Ayrıca yoğun bir melankoli eğilimi geliştirmişti; bir başına yaşamak üzere dünyaya geldiğinin farkındaydı. Sürekli tekrarlayan disiplinsiz davranışları yüzünden, Nisan 1839'da önemsiz bir olay sonucunda okuldan atıldı. College Saint-Louis'ye kaydını yaptırıp bitirme sınavlarını verdikten sonra Ecole de Droit'da hukuk öğrenimine başladıysa da aslında Quartier Latin'de "özgür bir yaşam" sürdü. Edebiyat dünyasıyla ilk temaslarını da bu sırada kurdu. Baudelaire Nisan 1842'de rüştünü ispatlayarak babasından kalan mirasın denetimini eline aldı. Bunu yapar yapmaz da dönemin züppe edebiyatçıları gibi müsrif bir yaşam sürerek parayı pahalı giysilere, kitaplara, tablolara, pahalı yemeklere harcayarak çarçur etli. Elindeki mirasın yarısını iki yılda tüketti. Çok geçmeden tefecilerin ve dolandırıcıların eline düştü ve ömrünün sonuna değin yakasını bırakmayacak olan bir borç yükünün altına girdi. Bunun üzerine, kalan paranın kullanımını ailesi Eylül 1844'te mahkeme kararıyla denetim altına aldırdı. Ergenlik yıllarının, kendisinin " iç sıkıntısı" (spleeu) olarak adlandırdığı ıstırap verici yalnızlık ve umutsuzluk hali yeniden, bu kez daha yoğun bir biçimde ortaya çıktı.

İNSANIN NASIL OLDUĞU SORUSUNA YANIT ARADI

Baudelaire 1842'de Güney Denizlerinden döndüğünde şair olmaya kararlıydı. 1857'de yayımlanan Kötülük Çiçekleri ilk basımını oluşturan şiirleri büyük olasılıkla bu yıldan 1846'ya değin geçen sürede yazdı. Kötülük Çiçekleri'nin yayımlanmasının hemen ardından, "toplumsal değerleri aşağılaması" nedeniyle kendisine dava açılan şair, para cezasına çarptırıldı ve yapıtındaki 6 şiir 1949 yılına kadar Fransa'da yasaklandı. Baudelaire, yapıtında insanın ahlaki, tinsel konumunu anlatarak, insan doğasının temel özelliklerini gösterdi. Bütün insanlığın temsilcisi olarak Kötülük Çiçekleri'nde insanın nasıl olduğu sorusuna yanıt aradı.

Baudelaire'in insanı, Tanrı ile şeytan arasında savaşan, bedenle ruh, iyiyle kötü arasında kararsızca gidip gelen, varoluş sorunlarına değinen, ruhunda hep sonsuz mutlak olanı arayan doyumsuz bir varlıktır. İnsan, onu yaşamın anlamını bulmaya götürecek bilinç kapısından geçemediğinden, sıkıcı bir dünyada, yaratıcısı tarafından anlaşılmamanın acısını çekerek yaşar.

Baudelaire en iyi yapıtlarından bazılarını bu yıllarda yazdığı halde pek azı kitap olarak yayımlandı. Düzyazı şiir türündeki ilk deneysel çalışmalarını gazete ve dergilerde yayımladıktan sonra, Kötülük Çiçeklerinin ikinci basımını hazırlamaya koyuldu. Aupick 1857'de öldükten sonra annesinin çekildiği, Sen Irmağına bakan Honfleur'deki evde 1859'da bir dizi şiir kaleme aldı. Ocak tarihli "Le Voyage" (Yolculuk) ile başlayan bu şiirler Kasım'da, birçoklarınca Baudelaire'in en büyük bağımsız şiiri sayılan "Le Cygne" (Kuğu) ile doruğuna ulaştı. Baudelaire ayrıca resim eleştirisi alanındaki en kışkırtıcı yazılarından ikisini de bu sırada yazdı: Salon de 1859 (1859 Salon Sergisi) ve Le Peintre de la vie moderne (Modern Yaşamın Ressamı). Teknik ressam Constantin Guy'den esinlenerek yazdığı bu ikinci yazı birçokları tarafından izlenimci bakış ve üslubun temel ilkelerini, akımın ortaya çıkmasından on yıl önce geliştiren öncü bir metin olarak değerlendirilmiştir.

DÜŞ KIRIKLIKLARIYLA DOLU OTOBİYOGRAFİK YAZILARI

1860'ta Baudelaire'in İngiliz denemeci Thomas Ouincey'nin Confessions of an English Opium Eater (Bir İngiliz Afyonkeşin Itirafları) adlı kitabından yaptığı çeviriler ile esrar ve afyonun etkileriyle ilgili kendi çözümlemelerini içeren Les Paradis artificiels (Yapma Cennetler. 1994) yayımlandı. Şubat 1861'de Poulet-Malassis Kötülük Çiçeklerinin büyük ölçüde genişletilip gözden geçirilmiş ikinci basımını yaptı. Aynı yıllarda Baudelaire. Theophile Gautier (1859), Richard Wagner (1861), Victor Hugo ve dönemin öteki şairleri (1862) ile Delacroix (1863) üzerine önemli eleştiri yazıları yayımladı: bunların tümü ölümünden sonra L'Art ro-mantique (1869; Romantik Sanat) adlı kitapta toplanacaktı.

Baudelaire Fusees (Füzeler) ve Mon coeur mis â nu (Bütün Çıplaklığıyla Kalbim) adlı kitaplarda toplanan, düş kırıklıklarıyla dolu otobiyografik yazılarında gene 1850'ler ve 1860'larda yazdı.

Baudelaire 1861'de yanlış bir kararla Fransız Akademisi'ne seçilme girişiminde bulunduysa da başarılı olamadı. 1862'de yayımcısı Poulet-Malassis'in iflas etmesi üzerine onun mali durumu da iyice kötüledi. Hem bedensel hem psikolojik olarak kötü durumdaydı. Manzum şiirler yazmayı bırakarak düzyazı şiir üzerinde yoğunlaşmaya başladı.

YAŞAMININ SON YILINI GEÇİRDİĞİ BAKIMEVİNDE ÖLDÜ

Bir dizi oluşturan 20 düzyazı şiiri 1862'de La Presse'te yayımlandı. Baudelaire Nisan 1864'te Belçikalı bir yayımcıyı bütün yapıtlarını yayımlatmaya ikna edebileceği umuduyla Paris'ten ayrılıp Brüksel'e gitti, gitgide yoğunlaşan bir yoksulluk ve umutsuzluk içinde iki yıl orada kaldı. 1866 yazında Namur'daki Saint-Loup Kilisesi'nde geçirdiği rahatsızlık sonucunda felç oldu ve konuşma yetisini yitirdi. Bir daha iyileşemedi ve 46 yaşında Paris'te, yaşamının son yılını geçirdiği bakımevinde öldü.

Baudelaire öldüğünde yazılarından birçoğu henüz yayımlanmamıştı, yayımlanmış olanlar da piyasada bulunmuyordu. Bu durum kısa bir süre içinde değişti. İlerde simgeci akımın önderleri olacak şairler daha cenazesine katıldıkları sırada kendilerini onun izleyicileri olarak nitelendiriyorlardı. 20. yüzyıla gelindiğinde ise Baudelaire artık birçoklarına göre 19. yüzyılın en büyük Fransız şairlerinden biriydi.

KÖTÜLÜK ÇİÇEKLERİ

Baudelaire'in başyapıtı olan Kötülük Çiçekleri'nin 1861'deki basımı, farklı uzunluklardaki altı bölüm olarak düzenlenmiş 126 şiirden oluşur. Baudelaire her zaman ısrarla, kitabın "basit bir derleme" olmadığını, "bir başı ve sonu" olduğunu, kitaptaki her şiirin bütünsel anlamım ancak içine yerleştirildiği "tekil çerçeve"de yer alan öteki şiirlerle birlikte okunduğunda kazanacağını vurgulamıştır. Kitabın başına koyduğu önsöz niteliğindeki şiir de Baudelaire'in asıl kaygısının insanlığın genel durumu olduğunu açıkça ortaya koyar; şairin durumu bu genel yazgının bir temsilcisidir. Kitap belki de en iyi "Yolculuk" adlı son şiirin ışığında, yolcunun hiçbir zaman ulaşamayacağı, gerçekleşmesi olanaksız bir doyum arayışıyla, toplum ve kendi benliği içinde çıktığı bir yolculuk olarak okunabilir.

Kitabın "Spleen et ideal" (İç Sıkıntısı ve İdeal) adlı ilk bölümü, karşıt sanat, güzellik ve sanatçı anlayışlarını karşı karşıya getiren bir dizi şiirle açılır; burada sanatçı sırasıyla şehit, hayalperest, gösteri adamı, toplumdışına itilmiş biri ve soytarı olarak resmedilir. Bu bölüm daha sonra cinsel ve romantik aşk temaları üzerinde yoğunlaşır.

BİLİNMEZİN DERİNLİKLERİ

Kitabın "Tableaux parisiens" (Paris Manzaraları) başlığını taşıyan ve 1861 basımına eklenen ikinci bölümü kentin yaşamındaki 24 saatlik çevrimi anlatır. Baudelaire'in artık bir aylağa (flaneur) dönüşmüş olan yolcusu benliğin acılarından kurtulmak için kent içinde sürekli yer değiştirir, ama gittiği her yerde ona kendi acılarını ve yalnızlığını anımsatacak olan imgelerle karşılaşacaktır.

Bu bölüm Baudelaire'in en iyi şiirlerinden bazılarını içerir. Bunların en güzellerinden biri de "Kuğu"dur. Bu şiirde Louvre yakınlarında sahipsiz öylece kalakalmış kuğunun anısı, zaman ve mekânın ötesine uzanan varoluşsal bir yitiklik ve sürgünlüğün simgesi haline gelir. "La Mort" (Ölüm) adlı son bölümünde ortaya koyduğu gibi yolculuğu hiçbir zaman tamamlanamayacaktır. Açık uçlu bir yolculuktur bu; ölümden sonra da sürecek, tanımı gereği ele geçirilenler olan yeninin peşinde onu bilinmezin derinliklerine götürecektir.

Lettres 1841- 1866 (1841-1866 Mektupları) 1905'te, Annesine Yazdığı Yayımlanmamış Mektuplar 1918'de, Annesine Yazdığı Yayımlanmamış Son Mektuplar 1926'da basılmıştır. Bu mektuplardan bazıları Türkçede Mektuplar (1970) ve Charles Baudelaire'in Mektupları (1983) adıyla yayımlanmıştır.

KÖTÜLÜKTEN KURTULMAK İÇİN BAŞVURDUĞU KAÇIŞ YOLLARI

SANAT

Sonsuzluk ülkesine ulaşmak, evrenin sırlarını çözmek için sanata sığınan şairin yaşamında önemli yer edinmiş kişilerden biri Theophile Gautier'dir. Ondan söz ederken "ustam ve dostum" diyen şair, ona olan saygı ve sevgisini göstermek için, eşsiz kitabı Kötülük Çiçekleri'ni bu sanatçıya ithaf eder.

Resim ve müzik gibi güzel sanatları şiirle bütünleştirmeyi başarabilmiş olan şairin, "Fenerler" (Les Phares) başlıklı şiirinde birçok ünlü ressamın isminin geçtiği görülür. Bunlar Rybens, Michel Ange, Leonardo de Vinci, Rembrandt, Wattteau ve en sevdiği ressamlardan biri ve arkadaşı olan Delacroix gibi sanatçılardır. Şair kendine özgü bir resim zevkine ve bilgisine sahip olduğunu her fırsatta gösterir. Ali Fuat Gedik, Baudelaire üzerine yaptığı bir çalışmada, şairin resim zevkini ve sanatının özgünlüğünü vurgulamak için onun hakkında şöyle der: "Salonlar ve bilhassa Istırap Çiçekleri'ndeki tablolara dikkat edilirse, görülür ki, büyük bir münakit olduğu gibi plastik sanatlar vadisinde de tam manasıyla renk ve hat ustasıdır. Muhakkak ki şair olmasa idi belki de büyük bir ressam olurdu."

Baudelaire'in ruhunda fırtınalar koparan diğer bir sanatçı da, Amerikan yazar Edgar Allan Poe olur. İlk olarak 1844 yılında okuduğu sanatçının yapıtlarını, 1858'den 1865'e kadar çevirmiştir. (Al-Farabi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Arayış Ve Kaçış Metaforu Olarak Baudelaire'in Kötülük Çiçekleri, Öğr. Gör. Dr. Tülin Kartal Güngör)

YOLCULUK

Batıda özellikle 19. yüzyılda gelişen oryantalizm akımıyla beraber, yolculuk izleği yazarların en sık işledikleri konulardan biri olmuştur. Baudelaire her ne kadar oryantalist bir şair olarak nitelenmese de aynı dönemde yaşadığı oryantalist yazarlardan etkilendiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak şair için yolculuk daha çok bir kaçış isteğini yansıtır. Yolculuklarla sürgün yaşamına son vermek ve insanlık trajedisinden kurtulmayı amaçlar. Seyahate Davet (L'invitation au Voyage) adlı şiirinde zamanın yıkıcı etkisinden kaçmak isteyen şair, hayal ettiği bir ülkeye yolculuk yaparak sonsuzluğu ve mutlak olanı bulmak ister. Şöyle der şair:

Kardeşim, yavrum,
Sana benzeyen bir yer
Düşünüyorum;
Gidip orda beraber
Yaşamanın, sevmenin,
Sevmenin ve ölmenin
O yerde bir gün,
Saadetini düşün.
Orda ne varsa süs, sükûn ve şehvet,
İntizam ve güzellikten ibaret.

ÖLÜM

Baudelaire'e göre ölüm, ne bir cezadır, ne de bir son. Ölümün insanın acılarının sonu olduğunu söyleyen şair, Kabirde Azap (Remords Posthume) adlı şiirinde ölümü şöyle tanımlar:

"Benim sonsuz düşümün sırdaşı olan mezar

(Zira mezar şairi hep anladı ve anlar)

Uykunun sürüldüğü bütün geceler boyu" ( s.65)

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN