Arama

Zekeriya Erdim
Haziran 14, 2017
Büyüyen ve Gelişen Türkiye'nin Yeni-Yerli-Yeterli Eğitim Modeli
Uluslararası arenada, Türkiye'nin önemli avantajlarından biri, "genç nüfus"a sahip olması. Yıllardır devam eden doğrudan veya dolaylı engellemelere rağmen; nüfus artışını belli bir seviyede tutmayı başararak "zinde" kalması.

Bugün, 80 milyonu aşan toplam nüfusumuzun 24 milyonu; okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencisi olan çocuklardan, gençlerden oluşuyor. Yıldan yıla toplumun "tahsil düzeyi" artıyor ve "eğitimli insan" unsuru gelişiyor.

Ancak, sürekli gündemde kalan bir temel "soru"muz ve "sorun"umuz var: Yeni nesiller, kalite ve kariyer standartları bakımından, ne kadar iyi yetişiyorlar?

HERKES ŞİKAYETÇİ

Çocuklar, gençler, anneler, babalar, öğretmenler, idareciler ve hatta üst düzey yöneticiler; eğitim-öğretim-yönetim hizmetlerinin hal ve gidişinden memnun değiller. Yaşanan süreçler açısından da, elde edilen sonuçlar açısından da; tarafların yahut paydaşların tamamı, durumun iç açıcı olmadığı konusunda hemfikirler.

Çünkü; son yıllarda, teknik yönden çok ciddi yatırımlar yapılmış olmasına ve idari yönden devrim düzeyinde değişimlere imza atılmış olmasına rağmen; ruh yahut içerik açısından, bir arpa boyu bile yol alınamadı. Geleceğe ümitle ve güvenle bakmamızı sağlayacak sağlıklı nesiller yetiştirme açısından; henüz yüzleri ağartacak, gönülleri ferahlatacak bir noktaya gelinemedi.

"DIZ" DEYEN VAR, "BAL" YAPAN YOK

Yetki ve sorumluluk düzeyi bakımından, Türkiye'nin "en üst makamı"nda bulunan bir numaralı zat; her fırsatta, bu konunun altını-üstünü çiziyor ve ısrarla dikkatleri çekiyor. Bazan sitem yahut sızlanma, bazan tesbit veya teşvik diliyle; "Maalesef eğitimde arzu ettiğimiz seviyeyi yakalayamadık. Donanımı değiştirdik, geliştirdik, yeniledik ama; yazılım gene eski yazılım, bu konuda mesafe alamadık" diyor.

Bu noktadan hareketle vaziyetten vazife çıkarıp pozisyon alan kişiler, kurumlar, çevreler; derde deva olabilecek çözümler ortaya koyamıyorlar. Sosyal, psikolojik, siyasal, ekonomik gücü ve imkanı arkalarına almış olmalarına rağmen; doğru adımlar atarak, isabetli yatırımlar yaparak, geleceği inşa etmenin aşkını, şevkini, heyecanını duyamıyorlar.

Hasılı; yukarıda sürekli "dız" deyen biri var ama aşağıda "bal" yapacak birileri çıkmıyor. Görünürde yer de bizim, gök de bizim ama; ne hikmetse, icraatta bir türlü sular bizim denize akmıyor.

İLK İŞGAL EDİLEN KALE

Asırlardır devam eden kültür-medeniyet savaşında; bizim ilk kaybettiğimiz, sömürgeci güçlerin de ilk işgal ettikleri kale, "eğitim kalesi"ydi. Onun için; bu yola daha fazla tuzak kuruldu, bu kaleye daha çok yığınak yapıldı, bu cephe daha ziyade tahkim edildi.

Anlaşılan o ki; bizim en son geri alabileceğimiz, onların da en son terketmek zorunda kalacakları kale de burası olacak. Eğitimde işlerin yoluna girmesi; hayatın bütün alanlarında ve kanallarında, düze çıktığımız anlamına gelecek.

Ancak; olanca gücümüzü ve imkanımızı toplayıp, artık sınırları iyice zorlamamız gerekiyor. Eğitime dair her şeyi, tepeden tırnağa sorgulayıp; yeni baştan kurgulamamız gerekiyor.

YENİ EĞİTİM MODELİ

Bize göre, büyüyen ve gelişen Türkiye, pansuman tedavisi cinsinden tedbirleri bir kenara bırakıp; kendi kültür ve medeniyet değerlerinden mülhem, yeni-yerli-yeterli bir "eğitim modeli"nin peşine düşmeli. Yıllardır, yabancı kültür ve medeniyetlerin ehramlarına taş taşıyan bu sistem; kendi dünyamızın ve değerlerimizin yaşatılmasını, yükseltilmesini, yüceltilmesini sağlayabilecek bir mekanizmaya dönüşmeli.

Bu işin başı, besmelesi, birinci adımı; yeni bir "eğitim felsefesi"dir. Öncelikle ve özellikle, "insan ve toplum modeli" (yetiştirilmesi gereken insan tipi, oluşturulması gereken toplum yapısı); kendi kadim değerlerimize göre, yeni baştan tarif edilmelidir.

İkinci adım, "eğitim sistemi"dir. Mevzuat ve müfredat, yeni eğitim felsefesine göre, yeniden şekillendirilmelidir.

Üçüncü adım, "eğitim ortamı". İnsanı ana rahminden mezara kadar kuşatan sosyal, kültürel, fiziki çevre unsurları.

Dördüncü adım, "eğitim kadrosu", yani öğretmenler ve idareciler. Sistemi çalıştıracak, eğitimi amacına ulaştıracak rehberler, önderler, öncüler.

AR-GE ÇALIŞMALARI

Öngördüğümüz, önerdiğimiz "eğitim modeli"nin oluşması, gelişmesi için; çok yönlü "ar-ge" çalışmalarına ihtiyaç var. Ancak, güç ve imkan, yetki ve sorumluluk sahibi olanlar; nedense, bu alana yatırım yapmıyorlar.

Yol haritası olmayanların, yol göstereni çok oluyor. Yıllardır yamalı bohça haline getirilen eğitim sistemimiz; çoğunlukla, yabancı misyon okullarının örnekliğinde ve öncülüğünde, "harici akıl"ın yönlendirmelerine göre şekil alıyor.

Artık bu gidişe dur demeli ve kendi yazılımımızı geliştirmeliyiz. Sadece Türkiye'nin değil, aynı zamanda Osmanlı Coğrafyası'nın, İslam Dünyası'nın, ve hatta İnsanlık Alemi'nin kaderini değiştirecek bir "eğitim modeli" oluşturmalıyız.

EĞİTİM GÖNÜLLÜLERİ

Bunun için; eğitimi "iş" gibi değil, "aşk" gibi, "ibadet" gibi görecek gönüllüler gerekiyor. Örgün ve yaygın eğitimin tüm safha ve süreçleri; ardına bakmadan yollara düşecek kahramanlar bekliyor.

Biz, yıllardır, son derece sınırlı imkanlarımızla, yoktan yonga çıkarmak anlamına gelebilecek ciddi ar-ge çalışmaları yaptık. Karanlığa taş atmak yerine, küçük de olsa, aydınlığı artıracak mumlar yaktık.

Şimdilerde, "Büyüyen ve Gelişen Türkiye'nin YENİ-YERLİ-YETERLİ EĞİTİM MODELİ" raporunu hazırlıyoruz. Elde edeceğimiz sonuçları, yeni öğretim yılının başlarında, ilgililerle ve kamuoyu ile paylaşmayı planlıyoruz.

Az zamanda çok değer üretebilmek için, bu sevdaya ortak olabilecek gönüllülerin peşindeyiz. Gerekirse çuvallar dolusu keçi boynuzu çiğneyip; milletin ve memleketin acil ihtiyacı olan halis muhlis balı bulmanın niyeti, gayreti içindeyiz.



Zekeriya Erdim

14.06.2017



Fikriyat.com

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN