Arama

Ali Özek’in ardından

Ali Özek’in ardından
Sesli dinlemek için tıklayınız.

17 Nisan 2021 Cumartesi günü Prof. Dr. Ali Özek'i kaybettik. Birkaç ay önce Ramazan Yıldırım'ın hazırladığı Medreseden Üniversiteye Ali Özek isimli hatıra kitabını okudum. Bu vesile ile Hoca'yı ve düşüncelerini daha yakından tanımak için kitapta dikkatimi çeken ve altını çizdiğim satırlardan bir kısmını paylaşmak istedim.

Nihal Atsız'ın Bozkurtların Ölümü ve Dirilmesi isimli kitabında Kıraç Ata diye bilinen birisi vardır. Atsız'ın Kıra Ata diye tasvir ettiği kişi bir peygamberdir aslında. Çünkü Kuran her kavme peygamber gönderdik diyor. Mesela Dede Korkut var. Halk ona çok itibar ediyor. Dede Korkut'un bütün öğretileri dini ve ahlaki şeyler. Dede Korkut konuşmalarında hırsızlık, kötülük, zina yapmayın gibi şeyler öğütlüyor. (s.23)

Talebelerde gayriihtiyari olarak bazı hallerde serkeşlik olur. Bu normal bir şeydir. Talebe suç işledi diye ona fazla yüklenmeye gerek yoktur. (s. 45)

Beyrut sokaklarında herkes Türkçe konuşuyordu. Sene 1950'ydi. (s. 51)

"Nuru'l-İzah'ın müellifi kim?" dedi. Cevap veremedim. Nuru'l-İzah okudum ama müellifi kimdir, hiç onu düşünmedim. Yine cevap veremedim. Diğeri "Peki Merâku'l-Felâh'ı kim yazmıştır?" dedi. Yine cevap veremedim. Hocalardan biri diğerine "Bunları bilmemesi talebenin değil, bizim kabahatimiz" dedi. Bizde talebeye kitap okutulur, müellifi hakkında bilgi verilmez. (s. 57)

Mısırlıların çoğu namaz kılar. Ramazanda iftardan sonra caddeler dolar. İftar vaktinde otobüsler, tramvaylar her şey durur ama iş oyun ve eğlenceye gelincede hiçbir şeyden eksik kalmazlar. Esrar çok yaygındır. Ailece esrar içenler bile vardı. Kadın-erkek ilişkileri çok serbest. Mısırlılar hem dini hem de dünyayı bir arada yaşayan bunlar arasında çelişki görmeyen insanlar. Mısırlılar galiba mürcie mezhebindendirler. (s. 65)

Rivayete göre Mehmet İhsan Efendi vefatına kadar Mehmet Akif mealini kimseye vermediği meali yakmamış, kendi el yazısı ile ikinci bir nüshasını çıkarmıştır. Ancak Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin oğlu İbrahim Sabri Bey'in ısrarı üzerine her iki nüshası da yakılmıştır. (s. 78)

Suriye 17 defa Türkiye ile birleşmek için müracaat etti, demişti. Atatürk devrinde resmen anlaşma yapılmış. Üç senelik bir geçiş süreci konulmuş. Üç sene sonra Türkiye ve Suriye tek devlet olacakmış. (s. 86)

Aslında devletin cemaat adamlarını önemli mevkilere getirmesi daima yanlıştır. Çünkü devlet "ortak" kabul etmez. Önemli mevkilere herkese eşit muamele yapması için, herhangi bir cemaate bağlı olmayanların getirilmesi gerekir. Doğru olan budur. Ama bir tarikatçi, cemaatçi getirdin mi, o devleti "kendine yontmaya" çalışacaktır. Bu halkın gözünden kaçmaz. Devletin bunlara dikkat etmesi lazımdır" (s. 149)

Hz. Ebubekir, İslam'ın idari sisteminde iki delik açmıştır. Bu benim şahsi görüşüm, tenkit edilebilir. Birincisi Hz. Peygamber, dünya idaresiyle ilgili olarak kadınlardan da biat almıştır. Kesindir bu. Biat-ı Akabe'de, biat-ı Rıdvan'da hem de Mekke'nin fethinden sonraki biatte kadınlardan biat almıştır. Ayrım yapmamıştır. Hz. Ebubekir bunu ihmal etmiş, kadınlardan biat almamıştır… İkincisi de kendisinden sonra halife tayini hususundaki tavsiyesidir. Hz. Peygamber kendinden sonra görev yapacak kimse konusunda herhangi bir tavsiyede veya işarette bulunmadı. (s.168)

Elmalılı Hamdi Efendi tefsirini bitirdikten sonra tashihini Ömer Nasuhi Bilmen yapıyor. Tefsirde çok büyük yanlışlar olduğunda, bunları araştırıp birer birer düzelttiğini söylerdi. (s. 169)

Mustafa Kemal, Türkiye İslam cumhuriyeti olduğu için Mecelle'nin güncellenmesini ister. Aralarında Ömer Nasuhi'nin de bulunduğu 10-15 kişilik komisyon kurulur. Konular dağıtılır ve altı ay süre verilir. Altı ay sonra iki kişi dışında kimse hazırlamaz. Mustafa Kemal de kızar, olmaz böyle şey, der. Sonra Batı hukukunu almaya karar verir. O yüzden Ömer Nasuhi "kabahat bizdedir" derdi. (s. 170)

Emin Saraç Hoca bizim Mısır'dan talebe arkadaşımız. Farklı fikirlerimiz vardır ama ilmi tartışmanın ötesinde bir anlaşmazlığımız yoktur. (s. 242)

Ayrıca, 1950 sonrasında Türkiye'de dini hayatın nasıl olduğunu ve geliştiğini de bu kitap üzerinden takip edebiliriz. Ezher ve Mısır'daki hocalar ve Türk öğrenciler, Yozgatlı İhsan Efendi, Mehmet Akif Ersor, Ali Yakup Hoca, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Zahidü'l-Kevserî, Said Nursî, Emin Saraç, Ali Fuat Cebesoy, dönemin Kahire'si ve Mısır'ı, Yaşar Tunagör, Yunus Nâdî, Hasan Basri Çantay, İstanbul İmam Hatip Okulu, Yüksek İslam Enstitüsü, İsmailağa Cemaati, Safiye Ayla, Zekai Konrapa, Ömer Nasuhi Bilmen, Üsküdarlı Ali Efendi, Ömer Kirazoğlu, Bekir Sadak, İslami İlimler ve Araştırmalar Vakfı, Sadrettin Yüksel, İlahiyat Fakültesi Camiinin yapılması, 12 Eylül zamanında Enstitü, Mehmez Zahit Kotku, Muzaffer Ozak, Süleyman Hilmi Tunahan, Hüseyin Hilmi Işık, İhsan Babalı, Mahmud Bayram Hoca, İbrahim Bodur, Mahir İz, Vehbi Koç, Cemal Kutay, Topbaş ailesi, Kıbrıs faaliyetleri, Kazakistan üniversite ve cami inşaları ile ilgili içeriden ve öznel bilgileri bulabilirsiniz.

Teşkilatçı, bitmeyen enerjisiyle devamlı bir şeyler inşa etmek veya kurmak peşinde geçen bir ömür. Türkiye'de ilahiyat camiasının üzerinde hakkı olan hocalardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Hayrettin Karaman, Hamza Aktan, Fahrettin Attar, Sadrettin Gümüş, Sabri Hizmetli, İbrahim Kâfî Dönmez, Mehmet Yazıcı'nın onun üniversiteye kazandırdığı talebeleri olduğunu söylesem sanırım bu katkı daha iyi anlaşılır. Ahir ömründe bile İslam'a hizmet peşinde koşmaktan başka bir şey düşünmeyen samimi bir Müslüman.

Cenab-ı Hak rahmet eylesin, menzili mübarek, mekânı cennet olsun.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN