Arama

Haşmet Babaoğlu
Kasım 13, 2018
Savaş yüzyıl önce bitmiş... miş...

Batı cephesinde savaşı bitiren ateşkes antlaşmasının yüzüncü yılında Merkel ve Macron'un yakın pozları dikkati çekti.
Aslında Almanya'nın silah bıraktırıldığı günün yıldönümü demek daha doğru.
Artık böyle günler liderler için buluşma vesilesi oluyor, tarihsel içeriğinden soyutlanıyor.
Ama insan yine de merak ediyor...
Acaba ateşkesin ardından gelen ve "barışı bitiren barış" diye bilinen Versay Antlaşması'nın yıldönümü olsaydı...
Merkel ile Macron'u yine böyle el ele diz dize fısıldaşırken görebilir miydik?
Pek sanmam!
Tarih, toplumsal hafızada çarçabuk tarih olamıyor.
10 Ocak 1920'de yürürlüğe giren Versay'da bütün Alman halkını "savaş suçlusu" olarak tazminata mahkûm eden ve kafasına göre Avrupa haritası çizen İngiltere, Fransa ve İtalya'nınmuazzam küstahlığı kolayca unutulacak türden değildir. Nazizm bu antlaşmanın şartlarından doğmuştur.

***

Malum, Osmanlı'ya silah bıraktırılan Mondros ise 30 Ekim'de imzalandı.
Yeri gelmişken şu malum masalı terk etmenin zamanının gelip geçtiğini bir daha vurgulayayım istiyorum.
"Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık" masalından söz ediyorum.
Kendimize yediremiyoruz, içimiz almıyor ama basbayağı yenilmiştik. (Ben 1918'deki yenilgimizden daha çok 1908-1909'da başlayan yenilgimizi konuşmamız gerektiğini düşünüyorum, ayrı konu!)
Mondros'un maddelerini tek tek okuyunca insanın göğsü daralıyor.
"Ateşkes" nasıl aldatıcı bir terim!
Oysa gerçekte şöyle oluyor: Yenenler ellerini kollarını sallayarak gelip silahlarını alıyor ve ordunu tasfiye ediyorlar.

***

İşin özü şu...
Rüzgâr dönmeye başladığında, kazanacağı az çok belli olan taraf toprağı ve zenginliği nasıl paylaşacağını planlamaya başlıyor; kaybedenin üzerinde ne tür siyasi egzersizler yapacağını belirliyor, ondan sonra savaşı bitiriyor.
Hatırlayalım...
Daha 1915'te Basra'yı işgal eden İngiltere Başbakanı Lloyd George 1918'de ateşkesin hemen ardından müttefiklerine "Bize Musul'u verin, gerisini sonra konuşuruz" derken hazırlıklıydı.
Fransa Başbakanı Clemenceau bıyık altı bir gülümsemeyle "başka?" diye sorduğunda Lloyd George hiç duraksamadan "Tabii Kudüs'ü de istiyorum!" demiş ve itirazla karşılaşmamıştı.
Bugün geçmişte olup bitenleri anlamak için asıl bunları bilmek gerek.

Haşmet Babaoğlu - Sabah

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN