Hz. Musa - Firavun Mücadelesinin Yeni Bir Safhası
Dünya tarihinde en azılı Allah ve peygamber düşmanı olan Firavunların yönetimindeki Mısır'a gönderilen ve en çok mucizenin verildiği peygamber olarak Hz. Mûsâ, bu zalim ve ceberut yöneticileri ve Mısır'ın müşrik halkını uyarmak ve İslâm'a davet etmek üzere görevlendirildi. Güçlü bir medeniyetin mirasına konmuş köklü bir devlet olan Mısır'ın Hiksoslar yönetimi, kendi hükümdarları Firavun'u "Tanrının oğlu tanrı" olarak kabul ediyorlardı. Bu kadar sapık bir dinî anlayışa dalmış bir despot hükümdarı, azgın yönetimi ve şirk bataklığına dalmış bir halkı tevhid inancına çekmenin kolay olmayacağını bilen Yüce Allah, Hz. Mûsâ'ya mucize ardına mucizeler vermişti. Hz. Mûsâ da bu azgın Firavun'a ve yöneticilerine tebliğe başlamış, "Âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim" diyerek onları iman etmeye davet etmişti. Ancak kibir ve gururları onları engelledi, iman etmeye yanaşmadılar ama sonlarının ne kadar kötü olduğu da açıkça görülmüştür. Kur'ân-ı Kerim bize olayı şöyle anlatmaktadır:
"Sonra onların (peygamberlerin) ardından Mûsâ'yı mucizelerimizle Firavun'a ve (devletinin) yöneticilerine (üst düzey görevli bürokratlarına) gönderdik. Ama ne yazık ki onlar (Mûsâ'ya ve getirdiği) bu mucizelere/ayetlere karşı zalimce davranıp haksızlık ettiler. Ama bozguncuların sonu nice oldu; bir bak! Mûsâ dedi ki: "Ey Firavun! Bunu iyi bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Bana düşen, üzerimde borç olan Allah hakkında doğru olanı söylemektir (benim asıl sorumluluğum budur). İşte görüyorsunuz; size Rabbinizden apaçık bir delil (mucize) ile geldim. Artık (şu köleleştirdiğin) İsrâiloğulları'nı (kdendi hallerine bırakıp, özgürlüklerine kavuşmasına müsaade et ve artık) benimle (gideceğimiz yere) gönder," (el-A'râf, 7/103-105).
Hz. Mûsâ, atası Hz. Yûsuf'tan sonra köleleştirilen ve en zor işlerde köle olarak kullanılan İsrâiloğulları'nı kurtarmak ve zulüm diyarına dönüşmüş olan Mısır'dan çıkarıp Filistin'e götürmek üzere harekete geçmiş, Firavun'a açıkça bu isteğini bildirerek sadece halkını alıp götürmek talebinde bulunduğunu söylemiş ve: "Ben âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim" demesi üzerine onlar, bunu kanıtlayacak deliller ve mucizeler istemişlerdi. Ancak azgın hükümdar kendi ordusunun ve devletinin gücüne güvenerek Hz. Musa'yı hafife almış ve ondan olağanüstü isteklerde bulunmaya kalkışmıştı:
"(Firavun) dedi ki: "Eğer sen bir mucize ile gelmişsen ve doğru söylüyorsan haydi o zaman onu göster de görelim," (el-A'râf, 7/106). Bu hadsizce talep üzerine Peygamberini zor durumda bırakmayan onu asla terk etmeyen yüce Allah ona mucize arkasına mucizeler vermiş ve Firavunu aciz bırakmıştı. "Bunun üzerine (Mûsâ) asasını (yere) bıraktı; (asa) hemen gerçekten tam anlamıyla bir yılan/ejderha oluverdi. Bir de elini (koynundan) çıkarıp gösterdi: Bir de ne görsünler! Bakıp görenlerin gözlerinde ışıldayan bembeyaz (bir ışık gibi) parlıyordu," (el-A'râf, 7/107-108).
Böylece Hz. Mûsâ, Rabbinden aldığı ilk mucize olan asa mucizesini gösterdi. Asasını yere bırakınca ejderha olduğunu ve ardından koynundan çıkardığını elinin ışık saçıp gözleri kamaştıracak kadar etrafı aydınlattığını görünce şaşırmış ve dehşete kapılmışlardı. Ama büyüklük taslayan ve ilahlık iddiasında bulunan Firavun ve devlet yöneticileri, hemen bunun bir sihir olduğunu ileri sürüp iman etmeyeceklerinin ilk sinyallerini verdiler. "Dikkat ediniz. O bir sihirbazdır. Sizi ülkenizden çıkarıp yerinize iktidar olmak istiyor. O hâlde ona karşı derhâl gerekli önlemleri alınız" dediler.
"Firavun ve kavminden ileri gelenler "Şuna dikkat edin! Bu bilgin bir sihirbazdır" dediler. "(Bu sihirbaz adam) sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor." (Firavun, yanındaki yöneticilere sordu:) "O hâlde ne buyurursunuz?" (El-A'râf, 7/109-110).
Bu ayetten anlaşıldığına göre Firavun kendi yönetici ve bürokratlarıyla gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra Hz. Musa'nın bu harikulade mücizelerini sihir zannetmişlerdir. Buna karşı almayı kararlaştırdıkları ve aldıkları önlem ise sihre karşı sihirle karşılık vermeyi uygun görerek gereğini yapmaya başladılar:
"Dediler ki: "Onu ve kardeşini bir süre oyalayıp beklet; şehirlere toplayıcılar görevlendirip gönder de "Ne kadar bilgin sihirbaz varsa hepsini toplayıp sana getirsinler," (el-A'râf, 7/111-112). Firavun kendisine göre önlemler almaya kalkışmıştı.
O dönemde Mısır'da sihirin alabildiğince yaygın olduğu bilinen bir husustu. Sihirbazlarla Hz. Mûsâ'yı karşı karşıya getirip onu mağlup ederek itibarını düşüreceklerini ve tevhid inancına davetten kurtulacaklarını zannettiler. Ülkenin her tarafına haberler gönderen Firavun, Mısır'daki bütün sihirbazları bu sihir yarışmasına davet etti. Firavun bu mucizeler karşısında mağlub olacağını hissetmeye başlayınca halkı ve sihirbazları Hz. Musa ve Harun'a karşı kışkırtmaya ve onlara iftiralar etmeye başladı. Kur'ân kıssasında olay şöyle devam etmektedir:
"Açıkça şöyle dediler: "Bu ikisi (Mûsâ ve Hârûn) kesinlikle sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan bu yolunuzu (dininizi) yok etmek isteyen iki sihirbazdır. O bakımdan bütün becerilerinizi bir araya getirip (tören düzeninde) sıra sıra (veya tek saf hâlinde düzenli bir tarzda) gelin. Çünkü bugün kim üstün gelirse umduğunu elde edip kazanacak ve başarıya ulaşacaktır." (Ta-Ha, 20/63-64).
"Sihirbazlar toplanıp Firavun'a geldiler ve dediler ki: "Eğer biz galip gelecek olursak herhâlde bize iyi bir ödül var, değil mi? (Dediklerinde) Firavun: "Evet (var tabii), siz elbette bana yakınlaştırılmışlardan olacaksınız" diye karşılık verdi. Nihayet ülkenin her tarafından toplatılıp getirilen ve buluşma yerine gelen sihirbazlar) "Mûsâ! (Asanı) ilk defa sen mi atacaksın, yoksa ilk atanlar biz mi olalım?" dediler." (el-A'râf, 7/113-115).
"Biz ona (Firavun'a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o (tümünü) yalanladı (ve Allah'a ve Mûsâ'ya iman etmeye yanaşmayıp) yüz çevirdi ve (Allah'ın varlığına, Mûsâ'nın peygamberliğine ve âhirete iman etmeyi) reddetti. (Firavun bu kadar güçlü mucizelere karşı söyleyecek bir sözü olmayınca işi yönetim kavgasına çevirip) "Sen büyünle bizi topraklarımızdan çıkarmak için mi geldin, ey Mûsâ?" dedi. (Ta-Ha, 20/56-57).
Genel olarak Allah inancına karşı direnen diktatörler ve zalim yöneticiler kendilerini savunmak için onları hakka iman etmeye davet eden peygamber ve peygamberlerin yolundan giden davetçilerin bu tebliğlerinin arkasında farklı maksatlar ararlar. Devleti ele geçirmek, yönetime gelmek gibi iddialar davetçiler için son derece basit bir iddiadır. İmana davet edenlerin yüce hedefleri olup onlar insanlığı erdemli bir sistemin hâkim olduğu bir topluma kavuşturmak isterler. Yönetimlerin ve devlet imkân ve nimetlerin peşinde değillerdir. Küfür sistemlerinin yöneticileri hep kendi makamlarına talip olunduğunu zannederek İslâm davetçilerine karşı direnir, hatta onları cezalandırıp işkencelere tâbi tutar ve bu davete iman etmenin yollarını tıkamaya çalışırlar. Bunun üzerine Firavun Hz. Musa ile sihirbazları çatıştırma noktasına getirdi:
"(Firavun) "Öyleyse biz de sana senin getirdiğin sihir gibi bir sihir getireceğiz. Aramızda bir buluşma yeri ve bir zaman belirle ki, sen de biz de bundan caymayalım. (Bu yer) düz, geniş (ve herkese açık) bir alan olsun" (dedi). Kendinde emin olan Hz. Mûsâ bütün halkın görebileceği ve toplanıp da bu sihir yarışmasını merak edip gelecekleri bir günü belirledi: "Sizinle karşılaşma zamanımız (sizin milli) bayram gününüz olsun. İnsanların toplandığı kuşluk vakti olsun" dedi. Firavun her türlü hilesini (ve en usta sihirbazlarını) toplayıp (buluşma yerine) geldi. Mûsâ büyücülere hitaben yanlışkık yaptıklarını hatırlatarak: "Yazıklar olsun size, Allah'a karşı yalan uydurmayın. Yoksa sizi ilahi bir ceza ile yok edecektir. Buna dikkat edin haberiniz olsun Allah'a iftira eden kimse sonunda perişan olup zarara uğrar" diyerek o sihirbazları defalarca uyarıp yenileceklerini hatırlattı. Buna karşı sihirbazlar durumlarını kendi aralarında tartışıp konuştular. Danışmalarını da (başkası duymasın diye) fısıldaşarak yaptılar. (Ta-Ha, 20/58-62). Onlar da Firavunun vereceği mükafatlara aldanarak sihirlerini en güçlü şekilde ortaya koymaya kalkıştılar.
Bütün hile ve tuzaklarını hazırlayan ve Firavunun vereceği altınlara ve hediyelere ağızları sulanan sihirbazlar dediler ki: "Mûsâ! Önce sen mi (sihrini) ortaya atıp hünerini göstereceksin, yoksa ilk önce biz mi (hünerimizi) ortaya koyalım? Mûsâ (ilk fırsatı onlara vererek) "Hayır, siz başlayın" dedi. Bir de baktı ki: Onların (ortalığa bıraktıkları) ipleri ve değnekleri yaptıkları büyü ile kendisine doğru hızla koşuyorlarmış gibi görmeye başladı. (Ta-Ha, 20/65-66). Hz. Musa bir beşer olarak bu sihirbazların ortaya koydukları ve gösterdikleri sihirden bir anda ürkünce yüce Rabbimiz ona yol gösterip güç vererek mücadelesine devam etmesini emrediyor. Dolayısıyla küfre ve zulme karşı direnirken asla korkmamak bu zalimlere karşı her zaman onurlu ve ümitli davranmak gerektiğini Rabbimiz önce peygamberlerine sonra da her dönemdeki biz bütün müminlere sesleniyor:
"Mûsâ birden içinde (bu adamların yaptıkları kendisine karşı başarılı olabilirler diye) bir korku duygusu yaşadı. (Ama yüce Rabbimiz hemen onu uyardı ve şöyle buyurdu:) "Biz ona 'Sakın korkmayasın! Çünkü üstün gelecek olan sensin!' dedik. Sağ elindekini (asanı yere) bırak. Onların yaptıkları ve sihir diye gösterdikleri her şeylerini yutacak. Zira onların yaptıklarının tümü sadece bir sihirbaz oyunudur. Sihirbazlar ise nereye giderse gitsin (ne yaparlarsa yapsınlar)asla başarıya ulaşamazlar (umduklarına kavuşamazlar)." (Ta-Ha, 20/68-69).
Allah'ın izniyle bu cesaretlendirme ve kesin emirlerden sonra Hz. Musa asasını yere bırakınca o zavallı sihirbazların yaptıkları uyduruk sihirlerini yutmaya başladı ve Hz. Musa'nın yaptığının sihir olmadığını anlayıp onun gerçekten bir peygamber olarak mucizeler gösterdiğine iman ettiler:
Kur'ân-ı Kerim bu olayı şöyle katdeder:
"O anda (Mûsâ'nın yere bıraktığı asası birden ejderha olup sihirbazların büyülerini yutunca) büyücüler (bunun bir sihir değil bir mucize olduğunu görüp anladılar ve) anında secdeye kapanarak "Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine iman ettik" dediler." (Ta-Ha, 20/70). Gerçekleri görenler akıllarını ve kalplerini devreye sokunca mutlaka iman ederler. İşte sihirbazlar da bu mucizeleri görünce bunun kesin olarak ilahi bir din ve Hz. Musa'nın da Allah tarafından görevlendirilen bir peygamber olduğuna iman ettiler. Böylece Firavun emeline kavuşmamış, sihirbazlar onun terk etmişlerdi. O da bu sefer onları çok acımasız şekilde öldüreceğini söylemişti. Bakalım sonuç kimin lehine olacak?
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.