Arama

İntihar mı, cinayet mi?

Yayınlanma Tarihi: 06.11.2017 00:00 Güncelleme Tarihi: 06.11.2017 11:24
İntihar mı, cinayet mi?

’nda gerçekleştirilen ‘’nda, geçmiş tarihimizle ilgili önemli bir detaya dikkat çekildi. Tarihçi , nedeni tam olarak anlaşılamamış olan ’nin ölümünün, intihar değil, Almanların tertibi olduğunu söyledi.

'nda cumartesi günü gerçekleştirilen ''nda; milliyetçilik, sadakat ve muhalefet, İttifak, savaş ve komutan, Türk –Alman askeri ittifakı, Başkomutan olarak , , savaştaki iki imparator Sultan Reşad ve Franz Joseph başlıklı konular ele alındı.

Almanların önünde 'ya ağır hakarette bulunan Veliaht 'nin intiharı hakkında konuşan Prof. Dr. , "Yusuf İzzeddin Efendi'nin bu hadisenin ardından gelen 'intiharı' Almanların tertibidir" dedi.

YUSUF İZZEDDİN EFENDİ'Yİ ALMANLAR ÖLDÜRTTÜ

Sultan Reşad dönemini Osmanlı saray medeniyetini, İstanbul'un gelişimi, ahvali ve serencamını merak edildiği için incelediklerini söyleyen , "V. Mehmed Reşad partilere, parlamentoya ve siyasi gelişmelere karşı etkin bir sultan değildir. Sultan Abdülaziz'in oğlu veliaht Yusuf İzzeddin Efendi Almanlara, İttihatçılara ve Enver Paşa'ya olan muhalefetini gizlememiştir. Enver paşaya ağır hakarette bulunmuştur. Almanların ve diğer komutanların önünde hakaret etmesi yanlış bir harekettir. Üstelik hemen müstakil bir barıştan bahsetmiştir. Yusuf İzzeddin Efendi'nin bu hadisenin hemen ardından gelen 'intiharı' Enver Paşa'nın değil doğrudan doğruya Almanların tertibidir. Sultan Reşad savaşa hiç karışmadı. Asker olmayan bir hükümdarı hanedanın asker olan üyelerini tebrik etmekten başka hiçbir şey yapmaması en doğrusuydu" dedi. (Milat Gazetesi)

BABASININ FECİ ÖLÜMÜNE ŞAHİT OLDU

Sultan Abdülaziz'in oğlu Veliahd Yusuf İzzeddin Efendi, 1852 tarihinde doğdu. Kısa boylu, kumral, yeşil-elâ gözlü, heybetli bir zât idi. Eli açık ve dinî bütün, beş vakit namazına berdevam idi. Kışları bazen Nişantaşı'ndaki konağında veya ekseri Zincirlikuyu'daki köşkünde; yazın Çamlıca'daki Bağlarbaşı'ndaki sayfiyesinde otururdu. Sarkis Balyan'ın yaptığı Zincirlikuyu Köşkü'ne hânedan sürgün edilince el konuldu. Bugün yapı Meslek Lisesi'dir. 40 dönümlük bahçesinde envai çeşit ağaçlar vardır. Bağlarbaşı'ndaki köşk, Sultan Hamid tarafından hediye edilmişti. Bu köşk, şahane manzaralı bir yamaçta kurulmuş, üç katlı, kârgir bir bina idi. Şimdi lokantadır.

Veliahd Yusuf İzzeddin Efendi, 1876 yılında babasının feci ölümüne şâhid oldu. Sultan Hamid, kendisine sahip çıktı. 1909'da Sultan Reşad tahta çıkınca, en yaşlı şehzâde sıfatıyla veliahd oldu. Bu vesileyle defalarca yurt dışına çıktı; ecnebi devlet ricâli ile görüştü. Kayzer'in 3. ziyaretinde kendisine refakat etti. Dünya siyaseti hakkında malumatını arttırdı. O zamana kadar veliahd gözden uzak yaşadığı için, Meşrutiyet devrinin veliahdi popüler oldu; doğan çocuklara ismi verildi. Vaktiyle çok sevilen 'padişah-ı şehid'in oğlu olması da bu sempatiyi arttırıyordu. Ancak İttihatçıların çevresine yerleştirdikleri görevli memurlar tarafından sürekli baskı altında tutulması zaten hassas olan ruh yapısının zedelenmesine neden oldu.


Yusuf İzzeddin Efendi, Çanakkale Cephesi'nde

İTTİHATÇILARIN ŞİDDETLİ MUHALİFİ İDİ

Şehzâde, içyüzünü iyi anladığı İttihatçıların şiddetli muhalifi idi. Cihan Harbi'ne de, Ermeni tehcirine de karşı olduğunu açıkça beyan ederdi. Çanakkale cephesindeki bir teftişte, askerin perişan hâlini görünce, Enver Paşa ile münakaşa etmişti. Münakaşa, Şehzâde'nin maiyetindeki Reşid Paşa'nın rivayetine göre, yorgunluk ve hastalık sebebiyle harbe tahammülü kalmayıp geri çekilen bazı askerlere, Enver Paşa'nın ateş emri vermesi yüzünden koptu. Şehzâde, Enver Paşa'yı azarladı; elindeki eldivenlerle de suratına vurdu. Gururu kırılan Enver Paşa, o esnada bir şey yapamadıysa da, şehzâdeyi mimledi. Şehzâde, Naciye Sultan ile evlendiğinden beri nefret ettiği Enver Paşa'nın, şimdi memleketi felâkete sürüklediğini hemen herkese söylemekten çekinmiyordu.

GIRTLAK KANSERİ OLDUĞU ŞÜPHESİ

Yusuf İzzettin Efendi'nin en büyük problemi evhamıydı. Veliahtlığının ilk yıllarında kalp hastası olduğu konusunda ısrar etmiş, kendisinde böyle bir rahatsızlığın olmadığı doktorlar tarafından söylense de bir türlü ikna edilememişti. İzzettin Efendi bir süre sonra da gırtlak kanseri olduğu şüphesi ile boğuşmak zorunda kaldı. Bu sefer yaşadığı çok ağır bir travmaydı. Şehzade kendini rahatlatmak için 1912 yılında Viyana'ya giderek devrin meşhur doktorlarından Hermann Schlesinger'e muayene oldu. Schlesinger İzzettin Efendi'ye böyle bir hastalığının olmadığını bildirmiş hatta bunu beyan eden bir de rapor vermişti. Ayrıca onda gördüğü ruhi sıkıntıların tedavi edilmediği takdirde ileriki yıllarda tehlikeli boyutlara ulaşabileceğine dair uyarılarda bulunmuştu. Bunun üzerine İzzettin Efendi'nin Viyana yakınlarındaki bir sanatoryumda tedavisinin yapılması kararlaştırıldı ve bir müddet daha burada ikame edildi. Bu süreçte depresif ruh hali biraz rahatlasa da Doktor Schlesinger hastalığın bir süre daha devam edebileceğini söylemişti. Şehzade ve maiyeti bu halde 7 Ekim'de 1912'de İstanbul'a döndü.

Yusuf İzzettin Efendi'nin hocalığını da yapmış olan Ahmet Muhtar Paşa şehzadenin bu vahim durumunu görmüş, ona yazdığı bir mektubunda kanser olmadığına dair kendisini ikna etmeye çalışmıştı:

"Velinimetzadem efendim hazretleri. Mesmuatıma göre efendimizde gene bir kanser fikri tulû etmiş, hâlbuki böyle bir habisin olmadığını geçen sene teminen efendimize kasemi billah ederek yazdığım gibi beni fiiliyat dahi tasdik etti. Çünkü o vakitten beri hiç olmazsa bir yıl geçti zannederim. Hâlbuki ağız kanseri, altı aydan ziyade kimseyi yaşatmaz; anın musabı en çok altı ay yaşar. Daha şimdiye kadar yedi ay yaşayan katiyen yoktur; binaenaleyh sizde kanser olmadığına kasemi billah eder ve sizi temin ederim."

KANSER OLMADIĞINA DAİR TEMİNAT VEREN MEKTUPLAR

Bunun dışında İstanbul'da kendisini muayene eden doktorlardan Ahmet Hâzım, Celal İsmail, Bahattin Şakir, Operatör Nurettin ve Hilmi Bey'in şehzadenin kanser olmadığına dair teminat veren mektupları da vardı. Ancak tüm bu tetkik ve telkinlere rağmen Yusuf İzzettin Efendi yanındakilere sürekli olarak kendisinin hasta olduğunu bu nedenle de veliahtlıktan düşürüleceğini söylüyordu. Ahmet Muhtar Paşa, şehzadeye yazdığı başka bir mektupta da veliahtlık konusunda bir türlü ikna olmayan İzzettin Efendi'yi yeminler ederek rahatlatmaya çalışmıştı.

"Veliaht-ı saltanat Yusuf İzzettin Efendi Hazretlerinin veliahtlıktan ıskatına dair Meclisi Mebusanda ve Heyeti Âyanda hiçbir karar ittihaz edildiyse ve bugün kendileri veliahtı saltanat değilse oğlum Bedrettin'in validesi olan yegâne haremim talâkı selâse ile benden boş olsun."

Veliahtlıktan ıskat edilip edilmeyeceğine dair Sadrazam Sait Halim Paşa'ya kadar pek çok devlet erkânına başvuran Yusuf İzzettin Efendi ruhi anlamda iyice çökmüştü. Şimdi de hanedanda kendinden sonra yaşça büyük olan Vahdettin Efendinin veliaht olacağı vehmine kapılmıştı. Buna neden olan hadise ise Vahdettin Efendinin ikinci veliaht olma teşebbüsleriydi. Padişahın böyle bir niyet taşımadığını bildirmesi de derde deva olmadı. Şehzade, Fetva Emini Ali Haydar Efendiyle de görüşmüş, onun elinden 5 Eylül 1914 tarihli bir yazı almıştı. Fetva Emini şunları yazıyordu:

"Zat-ı sütude sıfatı necabetpenahi hazretlerinin veliahtlık makamı celilinden ıskat edilmediğine ve böyle bir fetva verilmediğine hatta buna dair bir lakırdı geçmediğine kasemen billah olarak arz eder ve böyle bir fetvanın vücudunu arz edenlerin maruzatı sırf müfteriyattan idüğün beyan ederim"

Yusuf İzzettin Efendiyi yaşadığı bunalımdan kurtarmaya çalışanlar arasında meşhur şair Abdülhak Hamit Bey de vardı. Şair 13 Ekim 1915 tarihli manzum eserinde şehzade hakkında hiçbir olumsuz tasavvur olmadığına dair mesajlar vermişti.

"Ey Veliahtı tahtı Osmanî / Nücumnüvar bahtı Osmanî
Kimseler yok aleyhinizde bugün / Vehminizden fakat biziz küskün
İnanın sıtkına bu kimsesizin / Kimseler yok aleyhinizde sizin
Gösterin siz bize o her kimse / Öyle bir şeyi görüp işittimse
Lanet etsin bana babam annem / Boş ola zevcei kakiranem
Semeratı hayatımın yekta / Göreyim İnidamını hatta"

İKTİDARI ELDE TUTANLARIN PAÇALARI TUTUŞTU

Sultan Reşad'ın hastalığı, İttihatçı muhalifi veliahdin tahta geçme ihtimalini arttırınca, iktidarı elde tutanların paçaları tutuştu. Veliaht İzzettin Efendi, vefat ettiği günün sabahında tedavi edilmek üzere Avrupa'ya gidecekti. Zincirlikuyu'da bulunan köşkünden hareket eden şehzade önce Pertevniyal Valide Sultan Camii'nde namaz kıldı ardından babaannesi, ilk eşi Çeşmiâhû ve oğlu Mehmet Bahaeddin'in kabirlerini ziyaret etti. Tekrar köşküne döndü ve istirahate çekildi. Kendisine bir zarar vermemesi için harem dairesinde kalan kalfalar ve selamlıkta bulunan nöbetçi ağalar tetikte bekliyorlardı. İzzettin Efendinin köşke döndüğü andan itibaren şüpheli halleri görevlileri telaşlandırmıştı bu yüzden kimse onu tek başına bırakmak istemiyordu. O esnada bir gün Yusuf İzzeddin Efendi, yatağında bileği kesilerek ölü bulundu. Güya kendisini kanser hastası zanneden Şehzâde, bu psikolojiyle, veliahdlikten uzaklaştırılacağı evhamına kapılmış; babası Sultan Aziz gibi o da bileklerini keserek kendisini öldürmüştü. Babasının intihar ettiğini ısrarla müdafaa edenler de, veliahdın intiharına bunu en kuvvetli delil olarak ileri sürmüşlerdir.

ALLAH'IN AFFINA SIĞINDIĞINI BELİRTTİ

Durum fark edildikten sonra doktorlar acil müdahale için gelse de bir şey yapılamadı. Veliaht kan kaybından hayatını kaybetmişti. Bıraktığı veda mektubunda içinde bulunduğu duruma tahammül edemediğini, maddi sıkıntı çektiğini, intiharın da kötü bir şey olduğunu bildiğini ancak bununla beraber Allah'ın affına sığındığını belirtmiş, mektubunu da, Cenâb-ı Hak kusurumu affetsin, ifadesiyle bitirmişti.

Bu sebeple bilhassa Jön Türk tarihçileri tarafından hakkında devamlı 'ölümden korkan, nevrastenik, kibirli ve antipatik bir şahsiyet' tablosu çizilmiştir. Tanıyanlar, hiç de böyle olmadığını anlatırlar. O zamanda yaşayıp da evhamlı olmamak ne mümkün! Zira İttihatçılar, hanedanı sıkı kontrol altında tutuyorlardı. Şehzâde'nin maaşı yarıya düşürülmüş; yakın maiyeti de, İttihatçı şahıslarla değiştirilmişti.

DÜZMECE ÖLÜM RAPORU

Hâdise, 19 Ocak 1916 gecesi Zincirlikuyu Köşkü'nde cereyan etti. O gün çırak edilmiş câriyelerden birinin doğumu münasebetiyle kadınlar kısmında cemiyet vardı. Öncesinde bu hanımlardan yakınlarını kabul eden ve onlara neşe içinde muamele eden Şehzâde, dairesine çekilmiştir. Bir ara yoklamak üzere Şehzâde'nin dairesine giden Dilsaz Kalfa, kendisini sol bileği kesilmiş, ama yorganı usturuplu bir şekilde çenesine kadar çekilmiş halde buldu. Masanın üzerinde tamamlanmamış resmî evraklar duruyordu. Soğuk bir kış günü olmasına rağmen pencereler sonuna kadar açıktı. Odanın eşyası darmadağın edilmişti. Yerler ve duvarlar kana boyanmıştı; ama yorganın üzerinde tek damla bile kan yoktu.

Kâtillerin, bahçeden girdiği anlaşılıyordu. Bu işte dahli olduğu söylenen Habeşî haremağası Beşir'e, köşkten atıldıktan sonra Enver Paşa iyi bir maaş bağlamıştır. Ne tesadüf ki, şehzâdenin hususî tabiblerinden hiç biri o gün orada değildi. Muhtemelen kasten uzaklaştırılmışlardı. Bunlar yetişene kadar Şehzâde vefat etmişti.

TABİBLERİN HEPSİ İTTİHATÇIYDI

Hepsi birer İttihatçı olan hususî tabibler, aklî dengesini kaybederek intihar ettiğine dair rapor verdiler. Cenâze Sultan Mahmud Türbesi'ne, babasının yanına defnedildi.

Leyla Hanım der ki, 'Teyzezâdem, akl-ı selim sahibi, usturuplu, vakur bir zât idi. Son günlerde pek kederli idi; ama bunun sebebi harb yüzünden memleketin uğradığı fena vaziyet idi'.

Sonradan İttihatçıların paşa yaptığı hususi tabib Celâl İsmail, Şehzâde'nin kanser sebebiyle tahta çıkamayacağından korkarak ruhî buhrana düştüğünü iddia etmiştir.

Leyla Hanım der ki, "Şehzâde'de ruhî buhran, hatta keyifsizlik bile yoktu. Bazı rahatsızlıkları vardı ama bunlar onun gibi birini intihara sevkedecek şeyler değildi. Bundan başka dini bütün bir insandı. İntihar etmesi için zayıf tabiatlı ve iradesiz biri olması lâzım gelirdi. Beni aynı rahmetli pederim gibi katledecekler. Sebeb-i katlim Enver olacak, derdi."

Öldürüldüğü kanaatindeki herkes, bu işi Enver Paşa'nın yaptığına inandı. Davası için eniştesini bile harcayacak kadar gözü kara Enver Paşa; Şehzâde'ye acıyacak biri değildir. İngiliz istihbarat raporları, açıkça bir cinayetten bahseder. Düşmanla münferid sulh yapıp, derhal harbden çekilmek taraftarı olduğu için, kendisini Almanların öldürttüğünü söyleyenler de vardır.

Derlenmiştir.
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Murat Kutlu

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN