Arama

  • Anasayfa
  • Mefhum
  • Allah katındaki en yüksek mertebelerden biri: Şehitlik

Allah katındaki en yüksek mertebelerden biri: Şehitlik

Allah katındaki en yüksek mertebelerden biri: Şehitlik

Millet iradesinin hiçe sayıldığı o menfur gecede Türk milleti, darbeye yeltenenleri püskürterek, tarih sayfalarında yer alacak şanlı destanı yazdı; gözünü kırpmadan vatanı için her şeyini feda etti. Allah katındaki en yüksek mertebe olan şehitlik vasfına erişti. Korkusuzca vatanı savunan tüm şehitlerimizi, hain darbe girişiminin ikinci yılında rahmetle anıyoruz…

FETÖ'cü Darbeci Semih Terzi'yi vuran
Şehit Ömer Halisdemir ve tüm şehitlerimiz anısına…

Şehitliğe nail olanlarla ilgili Hz Peygamber'in şöyle bir tanımı bulunur: "Kim Allah yolunda öldürülürse şehittir. Kim Allah yolunda ölürse şehittir. Kim tâûn (vebâ, bulaşıcı hastalık) sebebiyle ölürse şehittir. Kim karın (hastalığı) sebebiyle ölürse şehittir."

Sözlükte "bir şeyin mahiyetine vâkıf olmak, onu bilmek, sözle ifade etmek" anlamındaki kökünden türeyen "kesin olarak bilen, bildiğini haber verme konusunda güvenilen kimse" demektir. Bu kelime Allah'a nisbet edildiğinde "her şeyi gözetlemiş gibi bilen, hiçbir şey ilminden gizli kalmayan" mânasına gelir.

Gazali de asıl anlamı "bilen" olan şehîd ile muhteva yakınlığı içinde bulunan diğer ilâhî isimlerin özelliklerini şöyle belirtmiştir: "İlim kavramı kayıtsız olarak düşünüldüğünde alîm ismi, bâtınî hususlara nisbet edildiğinde habîr, zâhirî konulara izâfe edildiğinde ise şehîd isimleri kullanılır."

Şehâdet kavramı yedi âyette fiil kalıplarıyla, iki âyette şâhid ve on dokuz âyette şehîd biçiminde Allah'a nisbet edilmiş, bir âyette zât-ı ilâhiyye ism-i tafdîl ile "en büyük şâhid" (ekberu şehâde) diye nitelendirilmiştir. Ayrıca "âlimü'l-gaybi ve'ş-şehâde" ibaresi on âyette geçmekte ve dolaylı şekilde şehîd isminin mânasını pekiştirmektedir. 'in Vedâ haccında irat ettiği hutbenin sonlarında, "Allah'ım, emirlerini tebliğ ettim, şahit ol, sen şahit ol!" anlamındaki sözleriyle Allah'a nisbet edilmiştir.

KUR'AN'DA ŞEHİT VE ŞEHİTLİK

"Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız."

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah yolunda öldürülenlerin ölü değil diri oldukları anlatılır. Hz. Peygamber Allah yanında öldürülenler yanında şehitlik kabul edilen birtakım ölümlere daha yer verir. Şehitlik Allah katında çok yüksek bir mertebedir. Bu mertebeye nail olanlar, gıpta edilecek birçok nimete erecektir. Ayrıca dünya hayatında onlara uygulanacak bazı fıkhî hükümler de vardır. Diğer taraftan kimin gerçek mânâda şehit olduğu, onun niyetine bağlıdır ve bu niyet ancak Allah tarafından bilinebilir. Bu bakımdan dünyada şehit muamelesi görenlerin bir kısmı Allah tarafından şehit olarak kabul edilmeyebilir. Yine dünyada şehit muamelesi görmeyen bazı insanlar da Allah tarafından şehit kabul edilebilir.

Kur'ân-ı Kerîm'de biri ikil, yirmisi çoğul olmak üzere elli altı defa geçen şehid kelimesi, çoğu yerde "tanık" anlamında, bazı âyetlerde esmâ-i hüsnâdan biri olarak bazılarında ise "Allah'ın iradesine uygun biçimde yaşayan kâmil insan, örnek kişi, önder" mânasında, kullanılmıştır.

Allah yolunda canını feda ederek şehitlik mertebesini kazanan kimseleri ifade etmek üzere üç âyette (en-Nisâ 4/69; ez-Zümer 39/69; el-Hadîd 57/19) şühedâ yer almakla birlikte kelimenin tekilinin bu mânada kullanıldığına rastlanmaz. Ancak Bikāî, Nisâ sûresinin 72. âyetinde geçen şehid kelimesinin bu anlamda yorumlanabileceği kanaatindedir.

Birçok âyette şehitliğin önemine ve Allah katındaki değerine dikkat çekilmiştir. Meselâ, "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Zira onlar diridir, fakat siz farkında değilsiniz" (el-Bakara 2/154); "Sakın Allah yolunda öldürülenlerin ölü olduklarını sanma! Onlar diridir ve rableri katında rızıklara mazhar olmaktadır" ( 3/169); "Allah yolunda öldürülenlere gelince Allah onların amellerini zayi etmez (…) Allah onları kendilerine tanıtmış olduğu cennete koyacaktır" ( 47/4-6) meâlindeki âyetlerde bu husus vurgulandığı gibi bazı âyetlerde şehidlerin Allah katındaki derecesinin peygamberler ve sıddîklardan sonra geldiği ifade edilmiştir.

Fahreddin er-Râzî suda boğulan, hastalık vb. sebeplerden ölen kimseleri şehid diye niteleyen hadislere dikkat çekerek bu âyetteki şühedâ kelimesini Allah'ın dinine yardım amacıyla savaşta canını feda edenlerle sınırlı olarak yorumlamanın doğru olmayacağını, Allah'ın adını yüceltmek için çaba gösterip toplumda adaleti ayakta tutan ilim sahibi kimselerin de (Âl-i İmrân 3/18) bu kapsamda düşünülmesi gerektiğini söylemiştir.

HADİSLERDE ŞEHİT VE ŞEHİTLİK

Bir seferinde Hz. Peygamberin "Siz kimi şehit sayıyorsunuz?" sorusuna sahâbenin "Allah yolunda öldürülenler şehittir" diye cevap vermeleri, onların da şehitliği bu dar mânâda anladıklarını veya kelimenin önceleri böyle anlaşıldığını göstermektedir. Hz. Peygamber, aldığı bu cevap üzerine şehit kelimesinin kapsamının daha geniş olduğunu belirtip "Kim Allah yolunda öldürülürse şehittir. Kim Allah yolunda ölürse şehittir. Kim tâûn (vebâ, bulaşıcı hastalık) sebebiyle ölürse şehittir. Kim karın (hastalığı) sebebiyle ölürse şehittir" demiştir.

ÂLİMLERDE ŞEHİTLİK MANASI

Âlimler, şehîd isminin temel mânasının "bilen" olduğunu ve şâhidden daha zengin bir muhtevaya sahip bulunduğunu ifade eder. Şehîd "müşahede yoluyla meydana gelmiş ilme sahip olan varlık" demektir. Buradaki müşahede Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'ye göre işitme dışındaki duyu vasıtalarıyla elde edilen bilgidir.

Allah'ın hem gizli hem de aşikâr olanı bildiğini ifade eden âyetler şehîd isminin muhtevasına duyular ötesini de katmakta ve ona "her şeyi aslî hüviyetiyle tam olarak bilen" manasını kazandırmaktadır. Bazı âlimler şehîd isminin "şahit olmak, tanıklık etmek" anlamına da gelebileceğini belirtmiş ve bu tanıklığın ahiret hayatında sorguya çekilecek insanların dünyadaki davranışlarıyla ilgili olacağını söylemiştir. Bunun yanında şehîdin "kendisine şahitlik edilen" (meşhûd) manasında kullanılması da muhtemeldir, çünkü müminler Allah'ın birliğine tanıklık etmektedir. Bu görüş zât-ı ilâhiyyeye doğrudan bir nitelik atfetmemekte, "tapınılan" anlamındaki mâbud kelimesinde olduğu gibi yaratılmışlara özgü bir sıfata zât-ı ilâhiyyenin konu teşkil ettiğini belirtmektedir.

ŞEHİDLERLE İLGİLİ FIKHÎ HÜKÜMLER

Fıkıh âlimleri Hz. Peygamber'in şehidlerle ilgili söz, fiil ve uygulamalarını değerlendirerek şehidleri genellikle hem dünya hem âhiret hükümleri bakımından şehid, sadece dünya hükümleri bakımından şehid ve sadece âhiret hükümleri bakımından şehid olmak üzere üç kısma ayırmışlardır.

Bazı muahhar Hanefî fakihleri fıkıhta şehitlikle ilgili hükümler denince yıkanmama, kanlı elbiseyle defnedilme gibi dünyevî hükümlerin anlaşılması gerektiğine dikkat çekerek hakkında bu tür hükümlerin uygulandığı şehid için gerçek şehid (eş-şehîdü'l-hakīkī), uygulanmayanlar için hükmî şehid (eş-şehîdü'l-hükmî) nitelemesi yaparlar.

Buna karşılık bazı Hanefî fakihleri sadece âhiret hükümleri bakımından şehid sayılan kimse için hakiki şehid, dünya ve âhiret hükümleri bakımından şehid sayılan kimse için hükmî şehid tabirini kullanmışlardır.

Dünya ve âhiret hükümleri bakımından şehîd

Allah yolunda savaşırken gayri müslimler tarafından öldürülen veya yaralı halde savaş alanında ölü bulunanlar bu gruba girer. Devlete isyan edenler yahut yol kesicilerle çarpışırken ya da canını, malını ve namusunu korurken haksız yere öldürülenlerin bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı ihtilâflıdır. Hanefî ve Zeydiyye mezheplerinde bunların hepsi, Hanbelî ve Ca'ferî mezheplerinde sadece eşkıya tarafından haksız yere öldürülenler bu grupta kabul edilir. Mâlikî ve Şâfiî fakihlerinin büyük çoğunluğuna göre ise bu sayılanlar âhiret hükümleri bakımından şehid olmakla birlikte dünyada kendilerine şehidlerle ilgili hükümler uygulanmaz.Yine bu grupta yer alıp tam şehid veya savaş şehidi olarak adlandırılanlar Allah katında en yüce mertebeye sahip şehidlerdir.

Sadece dünya hükümleri bakımından şehîd

Kalbinde nifak bulunmakla birlikte Müslümanların saflarında yer aldığı sırada düşman tarafından öldürülen kişi sadece dünya hükümleri itibariyle şehid sayılır. Savaştan kaçarken veya ganimet, gösteriş vb. dünyevî amaçlarla savaşırken öldürülen kişiler de böyledir. İç yüzlerini yalnız Allah'ın bildiği bu kişilere dış görünüşleri dikkate alınarak şehid muamelesi yapılır. Fakihler, sırf dünyevî amaçla savaşırken öldürülen kişiye âhirette sevap verilmeyeceğini, hem dünyevî hem uhrevî maksatla savaşırken öldürülen kişiye ise tam şehid kadar olmamakla birlikte âhirette sevap verileceğini söylemişlerdir.

Sadece âhiret hükümleri bakımından şehîd

Savaşta veya savaş dışında haksız yere öldürülüp yukarıda geçen iki grup kapsamında mütalaa edilmeyen kimseler sadece âhiret hükümleri bakımından şehid sayılır. Meselâ Hanefîler hata ile öldürülüp mirasçılarına diyet ödenmesi gereken kimseleri, Hanbelîler savaş meydanında yüksek bir yerden veya atından düşüp kaza sonucu ölenleri, Şâfiî ve Mâlikî fakihlerinin çoğunluğu ile İmâmiyye ve İbâzıyye mezhepleri gerek kendisinin gerekse başkalarının canı, malı ve namusu uğrunda ölenleri bu kısımda göstermiştir. Allah yolunda savaşırken yaralanmakla beraber üzerinden belirli bir süre geçtikten veya yeme içme, tedavi görme gibi meşguliyetlerden sonra vefat eden kimse de bu gruba girer; ancak bu süre veya meşguliyetin ölçüsü hakkında farklı görüşler vardır.

Hadislerde şehid sayıldığı yahut şehid sevabı verileceği belirtilip dünya hükümleri bakımından şehid hükmü uygulanmayan kişiler de aynı grup içinde yer alır. Yangında, denizde veya göçük altında; veba, kolera, sıtma gibi yaygın ve önlenmesi zor hastalıklar sebebiyle; ilim tahsili yolunda, helâl kazanç uğrunda ölenlerle doğum yaparken veya loğusa iken hayatını kaybeden kadınlar bunların başında gelir. (TDV,İslamansiklopedisi, ŞEHÎD, Bekir Topaloğlu; Fahrettin Atar)

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN