Arama

Belgesel sinemanın öncüsü

Yayınlanma Tarihi: 24.05.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 24.05.2018 09:12
Belgesel sinemanın öncüsü

Gerçek ve gerçekliğin ne olduğu sorusu, tarih boyunca insanın kafasını en çok kurcalayan konulardan birisi olmuştur. Gerçeklik üzerinde ilkçağlardan beri çok tartışılmış ve felsefenin ana sorunlarından olmuş hatta felsefenin ortaya çıkışına, gelişmesine ön ayak olmuştur.

En genel tarifiyle gerçek, somut olarak var olandır. Bu somut olarak var oluş; insanın bilincinden, olayları ve nesneleri algılayışından bağımsızdır.

Gerçeklik ise, gerçek olarak var olan şeylerin aslını ifade etmektedir. İnsanın ulaşmaya çalıştığı şey, esasen tek bir gerçek; olgu ya da nesneden öte, bunların aslı yani gerçekliktir.

İnsan duygularının ön planda olmadığı, eğlenceden uzak, tarihsel, sosyal, bilimsel ya da gerçek olaylarla ve kurguya dayanmayan konularla ilgilenir belgesel sinema. Gerçeğin kendisini iletir. Bu tür filmler, tamamıyla belgelere, gerçek insanlara, mekânlara ve gerçek olaylara dayanır. Belgesel filmin genel amacı; bildirmek, öğretmek, eğitmek, kanıtlamak ve coşturmaktır.

MODERN ANLAMDA BELGESEL SİNEMA

Bu terim, Fransızların kullandıkları documentarie kelimesinden alınmış ve ilk defa John Grierson tarafından, Robert Flaherty'nin 1926'da çektiği Moana adlı filmin eleştiri yazısında kullanılmıştır. Gerçeği, bir öykü çerçevesinde değil, gerçekliğinin kendi dramatiği ile aktarır. Lumiere'in çektiği ilk gerçekçi filmler, bu türün ilkleri olarak görülebilir ancak, dünya genelinde modern anlamda belgesel sinema Robert Flaherty ile başlamıştır.

Belgesel filmin ilk örneği, Flarherty'nin 1922 yılında çektiği Nanook of the North (Kuzeyli Nanok) olarak kabul edilir. Ancak bu tür, sinema tarihine birdenbire ortaya çıkmamış, bir takım süreçlerden geçerek oluşmuştur. Bu yıllardan da öncesine dayanan teknik ve konu bakımından önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Kuzeyli Nanook kimi kaynaklara göre sinema tarihinin ilk uzun metrajlı belgeseli. Aynı zamanda sinema tarihinde emsali çok az bulunur bir çabanın ürünü. Belgeselin yönetmeni Robert J. Flaherty hayatının ilk önce üç, daha sonra da buna ek olarak bir yılını Doğu Kanada İnuit Eskimolarının hayatını belgelemekle geçiriyor. Üç yıllık çalışması dönüş yolunda sigarasının kurbanı olunca geri dönüp aynı belgeseli bu kez bir yıl içerisinde çekmek durumunda kalır. 1922 yılında ve olmayan teknolojik imkânlar aracılığıyla bilinmeyenle temasa geçen Flaherty, sinema tarihinin hem en büyüleyici hem de en tartışmalı işlerinden birine imzasını atıyor.

BEYAZ ADAM VE VAHŞİ MEFHUMU

Zira Avrupamerkezci bakışın, nam-ı diğer beyaz adamın vahşi mefhumuna nasıl bir anlam kazandırdığı malum.

Kuzeyli Nanook belgeseli göreceli ilkel insanın yaşam alışkanlıklarıyla ilgileniyor. Kavgacı ve buz gibi bir iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyada tek derdi hayatta kalmak olan insanların hikâyesi. Yakaladıkları balıkları daha etkili bir silaha sahip olmadıkları için dişleriyle öldüren, fok balıklarını avlayıp yiyerek yaşamını sürdüren vahşi insanlar. Zira Avrupamerkezci bakışın, nam-ı diğer beyaz adamın vahşi mefhumuna nasıl bir anlam kazandırdığı malum. Bu noktada Kuzeyli Nanooku makul ve adil bir şekilde irdelemek için diyalektikten nasibini almış bir paradigmayla yola çıkmanın şart olduğunu belirtmek gerek.

Kuzeyli Nanook'un fikir bazında önceden planlanmış bir akışı yok. Flaherty, bir Eskimo ailesinin peşine düşüyor; onların her adımını birkaç metre arkalarından takip ediyor. Bu süreç aracılığıyla, henüz emekleme dönemini yaşayan sinemaya hayal bile edilemeyecek kimi sekanslar kazandırıyor. Bir örnek olarak, bunların en akılda kalıcı olanlarından birini, bir iglo inşa etme sahnesini işaret edebiliriz. Kuzeydeki günlük hayatın ritüellerinden biri olarak görselleştirilen lakin işin beyaz adam tarafında ziyadesiyle yeni ve çarpıcı bir yansıması olan bir eylem. Bu örnek aslında belgeselin ruhunu neredeyse eksiksiz bir şekilde görünür kılıyor.

BİR BEYAZ ADAM ROMANTİZMİ

Batılı medeniyetlerin kendilerinden olmayanlarla duyusal teması ilk kurduklarında takındıkları onları medenileştirmeliyiz fikriyle maskelenmiş tavırları.

Kuzeyli Nanook'u iki farklı yaklaşımla ele alabiliriz. Bu yaklaşımlardan ilki belgeselin bir beyaz adam romantizmi olduğunu kabul eden görüşü kapsıyor. Bizleri antropolojinin temellerine kadar götüren bu fikir, beyaz adam-vahşi adam çatışmasının tarihsel çetrefillerinden doğuyor aslında. Batılı medeniyetlerin kendilerinden olmayanlarla duyusal teması ilk kurduklarında takındıkları onları medenileştirmeliyiz fikriyle maskelenmiş tavırları. Kabul edelim ki Flaherty, Kuzeyli Nanook ta sonuna kadar batı merkezci bir paradigmayla çıkıyor yola. Fikir bazında gerçeklediği tüm hikâyeyi, derin bir retorikle şiirselleştiriyor ve Eskimo kültürüne dair her şeyi romantize ediyor. Yani, batıya eskiden beridir görmek istediğini gösteriyor; sırtını da meşhur 'noble-savage' (bilge vahşi) övgüsüne yaslayarak gönlünü ferah tutuyor.

Bugünlerde küreselleşme olarak addedilen ve Chomsky'nin zenginler için sosyalizm olarak nitelediği ekonomik olduğu kadar sosyolojik esaretin kökenine dair önemli bir dayanak noktası sunuyor. Bir buçuk metrelik bir kanoya sığabilen, insanın temel gereksinimleri tarafından tanımlanan bir dünya haricinde hiçbir şeyin farkında olmayan bir aile, Kuzeyli Nanookta insanın en saf ve temiz halini temsil etmekten ziyade bir an önce bu hayattan kurtarılması gereken, medeni olmayan ve olabileceği kabul edilmeyen bir hayatı sembolize ediyor.

BELGESEL TÜRÜNÜN TEMELLERİNİ ATAN BİR YAPIT

İkinci yaklaşım ise daha ilkine nazaran daha teknik ama mutlaka ilkiyle beraber tartılması gereken bir düşünceler silsilesinden meydana geliyor: Kuzeyli Nanook belgesel türünün temellerini atan ve zamanının çok ötesinde bir başyapıt.

Kendi yoluna çok uzakta duran başka insanların yaşam koşullarıyla ilgilenen, bu ilgiyi paha biçilmez bir görsel altyapıyla birlikte tesis eden ve ikna edicilik babında eşi benzeri olmayan politik olarak doğru yahut yanlış- idiografik saptamalarını kendinden emin bir şekilde takdim eden Flaherty, kendinden sonraki liberal dünya için yol gösteriyor adeta. Kamerasını öyle kullanıyor ki 2000'li dünyalardan 1920'lere bir tünel açıyor; sinemayı bir zaman makinesi hüviyetine büründürüyor. Birkaç yıllığına olsa da, kendi varlığını bu emekçi ve çok kısıtlı alanında sosyal insanların yaşam mücadelesine ekliyor.

Kuzeyli Nanook, şartlanmış ve batılı bir gözle bilinmeyen ve öğretilmek istenen Kuzey'in alışkanlıklarını deşen, antropolojik çıkarımlarıyla belirgin bir yaşam tarzı portresi çizen ve bir şekilde hakkındaki tartışmaları tarihteki öneminden ayrı bir yerde tutabilen bir belgesel. Düşündürdükleriyle, şüphe ettirdikleriyle, tartıştırdıklarıyla, hatırlattıkları ve unutturduklarıyla birlikte çok önemli ve hayat değiştirecek türden. Sadece bundan yüz yıl evvel yaşamış insanları bizleştirdiği için ve onları belgeselin anladığından daha iyi anlamamız için kapılar açabildiği için bile yoğun bir ilgiye mazhar.

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN