Arama

Alaeddin Özdenören’in hayat serüveni: Unutulmuşluklar

Yayınlanma Tarihi: 21.07.2021 16:54 Güncelleme Tarihi: 25.07.2021 16:05
Alaeddin Özdenören’in hayat serüveni: Unutulmuşluklar
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Rasim Özdenören’in ikiz kardeşi, 7 Güzel Adam’dan biri… Saklı bir değer… Bugün tanıdığımız pek çok edebi isme yol göstermiş, ilk adımlarına ışık olmuş bir isim Alaeddin Özdenören … Unutulmuşluklar isimli eseriyle de biz okuyuculara, kendi hayatından izler taşıyan detaylarla yol gösteriyor. Bize de geriye, bu ders niteliğindeki tecrübeleri doğru okumak doğru yorumlamak ve doğru şekilde hayatımıza uygulamak kalıyor.

Kitabın ilk sayfalarında yer alan bir paragraflık cümle ile Alaeddin Özdenören bize hayata dair çok güzel bir ipucu veriyor:

"Hayatının hangi döneminde ve hangi sebeple olursa olsun, bir onulmaz akıntıya kapılıp gidenlere, güçlerinin tükenmekte olduğu bir dönemeçte tutunup kurtulabilecekleri bir Orta Kaya gerekli."

PEKİ, NEDİR BU ORTA KAYA?

Özdenören'in çocukluğunun bir kısmı Munzur suyunun kıyısında geçmiş. Önemini; "Her gece yatağa girişimde nehrin derinliklerinden yükselen şarkılarla, düşlerim birbirine karışırdı. Ve her sabah kalkışımda da, kendimi vahşi ama bir o kadarda sevimli ve şen bir tabiatın içinde bulurdum." cümleleriyle anlatıyor.

Hikayesi: Munzur'la koyun koyuna yatan Özdenören bir gün nehrin kıyısından yürürken, bir kütüğün yuvarlanarak kendisine doğru geldiğini görür. Hemen suya atlar arkadaşlarıyla ve kütüğün üzerine çıkarlar. İlk başta keyif içinde ilerlerler ancak kayaya çarpıp kütük tersyüz olduğunda suyun akıntısına kapılırlar. Arkadaşları yüzerek kıyıya çıksa da Özdenören yaşadığı keyfi yeniden yakalamak için son bir kez kütüğü yakalamaya çalışır. Başarısız olunca akıntıya bırakır kendini ve Orta Kaya'nın bulunduğu dönemece gelir. Yeni bir hamleyle kütüğü tekrar yakalar.

"Sessiz ve hareketsiz bir durgunluk içinde, ölümle umutsuzca büyülenmiş olarak yattığımı anlıyordum."

Hayatını Orta Kaya'ya borçlu olduğunu ifade eden Özdenören, "kurtuluşun bir sembolü olarak yaşadı zihnimde hep…" der.

Yaşadığı büyük bir hadiseden ne tecrübe edeceğimizi işte o son paragrafa sığdırmış Özdenören… Unutulmuşluklar sadece bu cümlenin idrakine varabilmek için dahi okunması gerekli olan eserlerden…

Ve daha nicesini yazar; öğretmenliğini, ilk şiirini, askerliğini, unutulmuş bir yazıdan yargılandığını, arkadaşlarını, kardeşini, şiire olan bağlılılığını...

ELİNDE TASDİKNAME, İSTANBUL YOLUNU TUTAR

Sınıfın pencere yanını seçermiş hep, öğretmen ders anlatırken "ağaçları izler, gökyüzüne bakardım" diyor. İkizi Rasim Özdenören'le ilk uzun tren yolculuğunda İstanbul'a yolları düşmüş ancak elinde okuldan verilen tasdikname ile...

İstanbul onun içinde yükselen çığlıktı. Şiirle kucaklaştığı kentti. Anlatmaya bir yerden başlamak gerekirse Maraş değil İstanbul olmalıydı. İslam dünyasının kalbi olan bu şehre ayak bastığında 19 yaşındaydı. Boğaz'ın sularında sevgi, güven ve iç huzuru buldu.

Alaeddin ile Rasim gibi ablaları Necibe ve Nedime de ikizdi. Necibe 2 yaşında veda etmiş onlara. Kıtlık döneminde Alaeddin'in yürüyemeyeceğini düşünmüşler, 2 yaşında yürümeye başlamış. Kurban kesmişler.

"Bu ilk geç kalmış yürüyüş, hep geç kalmış yürüyüşlerle devam edecek. Sessizliğin altında ayak sesleri nasıl akıp giderse işte öyle."

İLK ŞİİRİ "HABERSİZ"

Sıcak bir yaz gecesi ilk şiirini 17 yaşında kaleme alır Özdenören. 3 yaşındaki yeğeninin uykusundaki gülümsemesi, göğsünden şiiri sızdırır dışarı.

Çocuk uykusunda gülüyor
Yılların acı çığlığından habersiz
Elleriyle oynuyor karanlıklar
Sessiz sessiz.
Ah bebem
Rüzgâr saçlı bebem
Bilsen insanların hâlini bir
Bu kara yalnızlıkta körelen
Işık benimdir.
Bu uzayıp giden yolda
Ağlayıp ağlayıp da
Aklımı sokmuşum girdabına
Yaşamanın.

ŞİİR KONUSUNDA GENÇLERE TAVSİYESİ

Şiir üzerine gençlerde tespit ettiği noktalar genellikle "kendilerini saklamaları" yönünde olur. Ona göre; "şiirde kuşkusuz açık bir saydamlık olması gerekmiyor. Ama kapalı şiir yazacağım diye insanın kendisini zorlaması da yersiz." İmge belleğimizde bir yerdedir. Onu uyandırmak için dış etki yeterli. Tıpkı küçük bir taşın suyun içine düşünce oluşturduğu kaynaşma gibi.

Zarifoğlu'ndan örnek veriyor: "Zarifoğlu da kendini saklamıyordu ki, bilakis ortaya koyuyordu. İnsan ne ise odur."

İyi şiirle kötü şiir arasındaki farkı da balgamla tükürük arasındaki farka benzetir Özdenören…

"Sırıtmakla gülmek arasındaki fark gibi… Aralarında ne kadar bitimsiz mesafe var."

KARDEŞLİK BAĞINDAN DAHA YÜCE

Fethi Ağabey

İnanç ve gönül bağından doğan kardeşliğin öneminin çok büyük olduğunu söylüyor Özdenören… Bunu da Fethi Gemuhluoğlu yani Fethi ağabeyi için diyor. "İşte budur insanın en büyük hasleti…"

Fethi ağabey de kalpleri yeniden ıslah etmek isteyen bir gönül eri idi. Sürekli olarak birleştiren, toparlayan… Hummalı bir şekilde yaşamış ve düşünmüş. Müslüman gençliğin gönlünde bir "ağabey" olarak kalmıştı. Ardında büyük bir yetimler ordusu bıraktı.

Cahit Zarifoğlu

Zarifoğlu'nun yeri de başkaydı Özdenören'de… Kendini yaşardı Cahit, tartışmalara katılmaz, gereksiz söz söylemezdi. Maraş'ta en sık gittikleri yerlerden biri onun eviydi. Alaeddin, Erdem, Rasim, Ahmet, Ali, Hasan… Durmaksızın şiir okurlardı. Zaten aşk ve şiir Cahit'in hayatını özetleyen iki kelimeydi. Akif İnanın da dediği gibi "anadan doğma şair"di.

Sait Zarifoğlu

Sait de sıcak, içten kişiliği ile herkesin yardımına koşardı. Kendisini adeta arkadaşlarına adardı. Kardeşi Cahit'le çok iyi anlaşırdı. "Liseyi bitirmemi Sait'e borçluyum" der Özdenören…

Cemal Süreya

Cemal Süreya'dan bahsetmeden olur muydu? Olmazdı elbet. "Çok duyarlı ve dikkatli bir izleyici" diyor Özdenören, Süreya için… "Kendinden memnun bir insandı, şiirlerini iyimser bir havada yazardı. Şiirimize renk kattı Süreya…"

Özdenören aynı zamanda bir sohbet ustası…

Konuşmaya başladığınız anda zamanın ne denli hızlı geçtiği anlaşılmıyor bile…

ŞAİRİ UÇURAN ŞİİRLER

Ramazan Dikmen ile soru-cevap köşesi yer alıyor kitapta. Dikmen, her şairi uçuran şiirler hakkında bir soru yöneltir. Özdenören, kimileri tek bir şiirle uçar, der. Beni uçuran ise iki şiirim var; Gök Duvarları ve Yağmur…

"Akılla şiir yazılabilir mi?" sorusuna ise "Akılla şiir düzeltilir, rötuştan geçirilir" der.

ŞİİR KAYBOLURSA YERİNİ NE TUTABİLİR?

Şiirsiz bir toplum düşünülebilir mi şeklinde bir soru yöneltiliyor Özdenören'e… "Eğer şiir kaybolursa yerine ne koyabiliriz?" düşüncesine dalınıyor hemen. Giderek şiirden uzaklaşan toplumlar haline gelmemizin nedeni, değer duygusunun değiştirilmiş olmasından kaynaklanıyor. Bunu net bir cümleyle; "Çünkü bütün kutsal değerler yerini zorunlu olarak alelade ve adi değersizlere bırakıyor." şeklinde yanıtlıyor Özdenören.

Şiir bir toplumun manevi silahıdır. Şiirsiz bir toplumsa katılaşmış ve yozlaşmış bir toplumdur. Böylesine kötüye giden bir toplum şiirden koparsa sonu zeval olur. Gençlere bu nedenle şiirin sadece manevi değil toplumsal da bir direniş olduğu bilincinin verilmesi gerekiyor.

BİRAZ DA RASİM ÖZDENÖREN

Son olarak kardeşi Rasim Özdenören'le ilgili konuşuyor Alaeddin Özdenören… Biz bir ekiptik diyor; "Edebiyat dünyasının içine dalmıştık bu ekiple. O günler kıvançlı günlerdi. Hayatımızda boşluk yoktu. Sonrası malum. Rasim sathi müşahedenin dalgın, dikkatsiz gözünden kaçan iz ve alametleri görme yeteneğini daha da geliştirdi. Onun hep muntazam ve kusursuz bir hayatı oldu. Giyim kuşamına itina gösterirdi. Keskin bir görüşü vardı. Dikkatli bir çocuktu. Hemen her şeye inanırdı. Bu özellikleri daha sonra öykülerinde kendini nakşetti."

Kitabı incelemek ve satın almak için tıklayın.

Editör: Özge Özkul

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN