Arama

Faciayla başlayan dostluk: Ertuğrul Fırkateyni

Yayınlanma Tarihi: 16.09.2021 10:01 Güncelleme Tarihi: 16.09.2021 16:39
Faciayla başlayan dostluk: Ertuğrul Fırkateyni

Uzak doğudaki yakın dostumuz: Japonya… Türkiye ile Japonya arasındaki dostluğun temeli bir facianın ardından atıldı. Tarihimizdeki en büyük deniz felaketlerinden biri olan Ertuğrul Fırkateyni'nin batmasıyla… Peki, 19. yüzyıldaki bu korkunç olay, nasıl meydana geldi?

Birbirine kilometrelerce uzak olan iki devlet arasındaki ilişkiler, bundan yaklaşık bir asır önce başladı. Yıl 1887... Japon Prens Komatsu İstanbul'a gelir. Prensin Sultan Abdülhamid ile görüşmesi devletlerin yakınlaşmasını sağlar. Onun misafirperverliğine teşekkür etmek için Japon imparatoru padişaha en yüksek nişanları olan Krizantem'i takdim eder. Buna karşılık Sultan Abdülhamid, imparatora İmtiyaz Nişanı verilmesini uygun bulur. Hem iade-i ziyaret hem de bu nişanı götürmek üzere bir harp gemisinin Japonya'ya hareketini emreder. Bu sayede Bahriye Mektebi'ni bitiren genç denizci subaylar da tecrübe sahibi olacaktı.

Seyahat için en uygun geminin Ertuğrul Fırkateyni olduğuna karar verilir. Gemi, 79 metre boyunda, 15,5 metre eninde, 600 beygir gücündeydi. Bazı uzmanlar geminin çürük olduğunu, 8-9 milden fazla götüremeyeceğine dair rapor hazırlamıştı. Ancak Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa, bunu padişaha iletmez. Hatta raporu hazırlayan Binbaşı Harty'i başka bir gemiye atar. Bütün bunlara rağmen Temmuz 1889'da dualarla yola çıkar fırkateyn. Bir daha geri dönemeyeceklerini bilmeden… 56'sı subay olmak üzere mürettebatla birlikte 609 bahriyeli bulunuyordu. Hepsi de işlerinin ehli, birkaç Avrupa dilini konuşan, iyi yetişmiş askerlerdi. Kafile Başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı da Yarbay Ali Bey'di.

İlk kazasını 27 Temmuz'da Süveyş Kanalı'nda yapar. Sığ sularda kuma oturur. Kanal idaresinin yardımıyla kurtarıldıktan sonra iskeleye bağlıyken rüzgarın şiddetiyle ters yöne döner, sahile çarpar ve dümeni kırılır. Haber İstanbul'a ulaşınca, fırkateynin seferden çekilmesi teklif edilse de tamirin birkaç günde tamamlanacağı öğrenilince bu fikirden vazgeçilir.

Fırkateyn Süveyş'ten 23 Eylül'de ayrılarak Cidde Limanı'na hareket eder. Pasifik Okyanusu'nda Osmanlı bayrağını dalgalandıran gemi, Uzak Doğu'da büyük bir heyecana neden olur. Uğradığı bütün limanlarda coşkuyla karşılaşan mürettebatı, halk akın akın ziyaret eder. Öyle ki Bombay'da gemiyi günde yaklaşık 20 bin, bir hafta içinde ise toplam 150 bine yakın kişi görmeye gelir. Osmanlı denizcileri cuma namazı için karaya çıktığında ise yolda kalabalık bir halk kitlesi tarafından selamlanır. Birlikte namaz kılarlar.

Gemi, 8 Kasım'da Sri Lanka'nın başkenti Kolombo'ya ulaşır. 300 bin nüfusu olan Kolombo'da yaklaşık 200 bin kişi fırkateyni ziyaret eder. Büyük bir içtenlikle mürettebat karşılandıktan sonra ziyafet sofrası hazırlanır. Dualar edilir, Halife Abdülhamid ve Osmanlı'nın payidar olması için.

Hava koşullarından dolayı dört ay Singapur'da kalır mürettebat. Durumu haber alan Cava ve Siyam Müslümanları, gemiye gelerek Flemenklerin bölge halkına yaptığı zulümleri anlatır. Uzak Doğu'da sömürge altında yaşan Müslüman halkın dertlerini anlatması, bu seyahat sayesinde yalnız olmadığını hissettiklerini, Osmanlı'ya olan güvenlerini gösteriyordu.

Altı ay sürmesi planlanan bu seyir, yaşanan aksaklıklar sebebiyle 10 ay 3 hafta sürer. Yolda salgına yakalanan gemi mürettebatından 13 kişi de koleradan vefat eder. 22 Mayıs 1890'da Japonya'ya varan gemi, görkemli bir şekilde karşılanır. Gemi top atışları ile selamlanırken bir taraftan da binlerce Japon tezahürat eder.

Osman Paşa, yanına aldığı bazı subaylarla Tokyo'ya giderek, Japon İmparatoru Meiji tarafından kabul edilir. Sultan Abdülhamid'in mektubuyla diğer hediyeleri takdim eder.

Üç ay kadar Japonya'nın Yokohama Limanı'nda kalır, firkateyn. En nihayetinde geri dönüş hazırlıkları tamamlanır. Japon uzmanların tayfun uyarılarına rağmen planlandığı gibi 15 Eylül'de şehirden ayrılırlar. Fırkateyn, dönüş yolunda Güney Japonya'yı her yıl etkisi altına alan eylül tayfunlarına yakalanır. Dağ gibi dalgalarla mücadele etmeye başlarlar.

16 Eylül akşamı saat 21.00 civarında fırtınaya daha fazla dayanamaz. Kayalara çarparak parçalanır. Pasifik Okyanusu'nun sularına gömülür. Komutanla beraber 527 kişi şehit olur.

Gemide bulunan Bartınlı Ahmet Erkiş 1937'de kendisiyle yapılan bir röportajda faciayı şöyle anlatmıştı:

"Hareketimizden bir gün sonra dehşetli bir fırtına koptu, kara görünmüyor, denizin üstünde bizden başka gemi yok, saman çöpü gibi sallanıyoruz. Dağ gibi müthiş bir dalga geminin üzerine çöktü, arkadan başkaları geldi. Mürettebatta kargaşalık; gemi de su almaya başladı. Gemicilerimiz, arkadaşlar halatlara tırmanmaya başladılar. Fakat dağ gibi dalgalar direkleri aşıyordu. Bu sırada korkunç bir çatırtı duyuldu. Gemi bir kayaya çarpmıştı. Denize düştüm, bir tahta parçasına sarıldım, dalga beni dibe sürükledi. Boğulmak üzere iken nasıl olduğunu anlamadan kendimi bir kayanın üstünde buldum, kurtulmuştum. Çıldırmış denizin ortasında aynı kaya üstünde yanımda bir kaç arkadaşım daha vardı. Sevinçten hep beraber hüngür hüngür ağlıyorduk."

69 asker, yerli halkın da çabaları sayesinde kurtulur. Yaralılar, Japon hükümeti tarafından hazırlanmış hastanede ve bizzat imparatorun gönderdiği doktorlar tarafından tedavi altına alınır. Ertuğrul kazazedeleri, Japonların yakın ilgisi ile tedavi edilir. Ve zırhlılar ile İstanbul'a gönderilirler. Sultan Abdülhamid gemi kumandanlarını huzuruna kabul edip iltifat eder. Kendilerini nişan ile ödüllendirir. Türk-Japon dostluğunun ilk adımları böylelikle atılır.

Instagram hesabımızdan izlemek için tıklayın👇

Kazada şehit olanların anısına 1891'de Kuşimoto'da bir anıt dikildi.

Denizcilik tarihimizde yaşanan trajik kazadan biriydi, Ertuğrul Fırkateyni'nin batması. Sınırlarımızın binlerce kilometre ötesinde meydan gelen bu elim olay, Türk Japon halkını yakınlaştırdı. Bir felaketin nasıl dostluklara yol açacağının sembolü oldu.

Editör - Sunucu: Burcu Sandıkçı
Kamera: Ahmed Helal

***

Çırpınırdı Karadeniz: Azerbaycan - Türkiye dostluğunun hikâyesi
Mihriban şiirinin 'gerçek' hikâyesi
Mescid-i Aksa'nın son Osmanlı askeri: Iğdırlı Onbaşı Hasan
Osmanlı'nın ihtişamlı Ramazan geleneği: Kadir Alayları
Osmanlı'nın yardım eli: Zimem Defteri geleneği
Zahide'm türküsünün hüzünlü hikayesi
Onbeşlilerin hazin öyküsü
Monna Rosa şiirinin arkasındaki gizem
Cemil Meriç, gözlerini nasıl kaybetti?
Necip Fazıl'ın ilk pişmanlığı!

FİKRİYAT'IN DİĞER ÖZEL İÇERİKLERİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN