Arama

’i hicivden ’e: Kâ’b bin

Resul-i Ekrem’i hicivden Hırka-i Saadet’e: Kâ’b bin Züheyr

’ın doğuş yıllarında, şiir konusunda muazzam bir yeteneğe sahipti Kâ’b bin . Babasının “ahir zamanda gelecek olan peygambere iman edin” vasiyetine uymamış, ’in davetine icabet etmemiş, İslâm’ı ve Peygamberimizi hicvetmeye devam etmişti. Allah’ın Resulü, “Kâ’b’a kim rastlarsa onu öldürsün” buyurmuş; kardeşi ise, onu tövbe edip Allah yoluna girmeye davet etmişti. “Muhakkak ki Peygamber kendisiyle aydınlanılan, Allah’ın çekilmiş yalın kılıçlarından bir kılıçtır” beyitini söylediğinde, duygulanarak üzerindeki hırkasını ’ın omuzlarına atacak; Kâ’b’ın kasidesi, bu sebeple “Ķasîdetü’l Bürde” adıyla meşhur olacaktı…

Kâ'b bin , Müzeyne kabilesine mensuptu. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Kâ'b'ın babası meşhûr şair Züheyr bin Ebî Sülemî, annesi ise Kebşe bint Ammar'dı.

Şiir konusunda köklerinden gelen bir yeteneğe sahip olan Kâ'b'ın ailesinde on bir şair bulunuyordu. Babası muallaka şairi Züheyr, dedesi Ebû Sülmâ, kardeşi , oğlu Ukbe, torunları Avvâm ve Kureyd, halaları Hansâ ile Sülmâ da şair idiler.

ŞİİR KONUSUNDAKİ İLK EĞİTİMİNİ BABASINDAN ALDI

Babası Züheyr, katıldığı bir savaşta elde edilen ganimetlerin dağıtımında kendisine haksızlık yapıldığı düşüncesiyle kabilesinden ayrılıp hanımının kabilesi olan Gatafân'a gitti.

Bu sırada Kâ'b, babasının dayısı şair Beşâme b. Gādir ile Beşâme ve Züheyr'in babalığı Evs b. Hacer'in yanında kaldı; daha sonra da babası, kardeşleri Büceyr ve Sâlim ile birlikte uzun süre Gatafânlılar arasında yaşadı.

Şiir eğitimini, Büceyr ve Hutay'e ile birlikte babasından alan Kâ'b, genç yaşta şiir söylemeye başladı.

BABASI, PEYGAMBERE İMAN ETMESİNİ VASİYET ETMİŞTİ

Kâ'b bin Züheyr'in babası Hristiyan ve Yahudi âlimlerinin yanlarına gider ve onları dinlerdi. Onlardan ahir zamanda bir peygamber gönderileceğini işitmişti.

Bir gece rüyasında gökten bir ip uzatıldığını, o ipten tutmak için elini uzattığı halde ipe yetişemediğini görmüştü. Bu rüyasının, ahir zamanda gelecek olan peygambere yetişemeyeceğine, ömrünün o gönderilmeden biteceğine işaret olduğunu anlamıştı.

Fakat oğulları Kâ'b ve Büceyr'e ahir zaman Peygamberi gönderilince, O'na îmân etmelerini vasiyet etmişti.

Kâ'b, babasının iyice yetişip olgunlaşmadan şiir söylemesini istememesine ve bütün engellemelerine rağmen şiir nazmetmeye devam etti. Şairlikte üstün yeteneğini kanıtladı ve Hutay'e onun şiirlerini belleyip nakleden râvisi oldu. Bu yıllarda Tay, Kureyş ve Hazrec kabilelerine karşı yapılan savaşlara katıldı.

KARDEŞİNİN MÜSLÜMAN OLMASINA ÇOK KIZDI

Kâ'b bin Züheyr ve kardeşi Büceyr, gelince Peygamberimizle (sav) görüşmek için Medine-i Münevvere'ye doğru yola çıkmışlardı. Ebrak-ul-Azzaf denilen yere geldiklerinde kardeşi Büceyr, "sen burada bekle, ben Medine'ye gidip, O Peygamberi bir göreyim, söylediklerini dinleyeyim" dedi.

Büceyr Medine'ye gidince, Peygamberimiz ona, İslamiyet'i anlattı ve olmasını söyledi. O da hemen kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.

İSLÂM'I VE HZ. MUHAMMED'İ HİCVEDİYORDU

Medine döneminin ilk zamanlarında çevresinden birçok kişi Müslüman olduğu halde, Kâ'b ve diğer bazı şairler, dinini ve 'i (sav) hicvetmeye devam ettiler.

Kâ'b bin Züheyr, kardeşi Büceyr'in Müslüman olduğunu öğrenince ona çok kızdı. Bunu dile getiren bir de şiir yazdı. Şiirinde Peygamberimize ve İslamiyet'e karşı hoş olmayan sözler söylemişti. Kardeşi Büceyr buna tahammül edemeyip, durumu Peygamberimize arz etti.

"KÂ'B'A KİM RASTLARSA ONU ÖLDÜRSÜN"

Peygamberimiz, bunun üzerine "Kâ'b'a kim rastlarsa onu öldürsün" buyurmuştu. Kardeşi Büceyr, Kâ'b'a bir mektup yazarak gönderdi.

Kâ'b'ın yazdığı zemmedici şiire karşılık bir de şiir yazdı. Bu şiirden bir bölümünün tercümesi şöyle: "Ey Kâ'b! Kabul etmeyip, yerdiğin bu İslâm dininden daha gerçek ve daha sağlam bir din olamaz, var mı sende? Kurtulmak istiyorsan putları bırak, bir olan Allaha iman et, Müslüman ol ki, kurtulabilesin! Kıyamet gününde kaçılamayacak olan cehennem ateşinden, Müslüman olup, iman edenlerden başkası kurtulamayacaktır!"

Büceyr, kardeşi Kâ'b'a yazdığı mektubun bir kısmında ise, Allah'ın bağışlayıcılığını ve Peygamberimiz için bunun önemini vurgulamış ve şu sözleri kaleme almıştı: "Resûlullah'ı şiir yazarak hicvedip üzen, Mekkelilerden bazıları öldürüldü. Kureyş şairlerinden sağ kalan İbn-i Zibâ'ra ve Hubeyre bin Ebî Vehbise başlarını alıp kaçtılar.

Eğer sağ kalmak istiyorsan acele Resûlullah'ın yanına gel. O, yaptığına pişman olup, tövbe ederek yanına gelen kimseyi öldürmez. Böyle tövbe ederek, gelip Müslüman olanların hepsini kabul etti.

Bu mektubumu alır almaz Müslüman ol ve hemen buraya gel! Eğer bu dediğimi, yapmayacak olursan, yeryüzünde başını al nereye gideceksen git..."

MÜSLÜMAN OLURSA BAĞIŞLANACAKTI

Kâ'b, kabilesi Müzeyne'nin himayesine sığınsa da, kabilesi onu reddetti. Kardeşi Büceyr'in mektubunu alınca sanki yeryüzü ona dar gelmişti.

Kabilesi içinde bulunan düşmanları, onun için "O artık öldürülmüş demektir!" diyerek dedikodu yayıyorlardı. Kâ'b bin Züheyr, bu durum karşısında derin derin düşünmeye başladı. Yavaş yavaş gönlü aydınlanıyordu.

Müslüman olmaya karar veren Kâ'b, 630 yılında Medine yoluna düştü. Peygamber Efendimizi metheden ve kendisinin de tövbe edip Müslüman olduğunu bildiren uzun bir şiir yazdı. Medine'ye varınca Cüheynî kabilesinden olan bir dostunun evine gizlice gidip, misafir oldu. Ertesi gün sabah namazında misafir olduğu kişi onu Peygamberimizin yanına götürdü.

Peygamberimiz o sırada arasında idi. Ashâb-ı Kiram etrafını sarmış, sohbetini dinliyorlardı. Kâ'b bin Züheyr devesini mescidin önüne çöktürüp içeri girdi.

"KÂ'B BİN ZÜHEYR YAPTIKLARINA PİŞMAN"

Peygamberimizin yanına yaklaşıp, kendini tanıtmadan "Yâ Resûlallah, Kâ'b bin Züheyr yaptıklarına pişman ve Müslüman olarak aman dilemeye gelmiş bulunuyor. Ben onu sana getirsem aman verip, Müslüman olmasını kabul eder misiniz?" dedi. Peygamberimiz "Evet" buyurdu.

Bunun üzerine "Şehâdet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur. Sen de O'nun Resûlüsün!" dedi. Peygamberimiz "Sen kimsin" diye sordu. O da "Ben Kâ'b bin Züheyr'im" diye cevap verdi.

Ashâb-ı Kiram, onun Kâ'b bin Züheyr olduğunu anlayınca, Ensârdan biri ayağa kalkıp "Yâ Resûlallah müsaade et boynunu vurayım!" dedi. Peygamberimiz "Vazgeç ondan! O içinde bulunduğu halden pişman ve Hakk'a dönmüş olarak gelmiştir" buyurdu.

Bu sırada Kâ'b bin Züheyr Müslüman olduğunu bildiren, meşhur kasidesi "Bânet Sü'âd"ı okumaya başladı. Bu kasidesinde uzun bir girişten sonra asıl mevzuya geçip, Müslüman olduğunu, tövbe ettiğini ve af dilediğini dile getirdi. Son kısmında da Peygamberimizi ve Ashâb-ı Kiram'ı metheden beyitleri okudu.

OKUDUĞU BEYİT, RESÛL-İ EKREM'İ DUYGULANDIRDI

"Muhakkak ki Peygamber kendisiyle aydınlanılan, Allah'ın çekilmiş yalın kılıçlarından bir kılıçtır" beyitini söylediğinde Resûl-i Ekrem duygulanarak üzerindeki Yemen hırkasını (bürde) Kâ'b'ın omuzlarına attı.

Şairin kasidesi, bu sebeple "Ķasîdetü'l Bürde" adıyla meşhur oldu.

Kâ'b'ın ölüm tarihi konusu ihtilaflı olsa da, 645 veya 647 vefat ettiği tahmin ediliyor. Muâviye tarafından 20 bin dirhem karşılığında, Kâ'b'ın vârislerinden satın alınan hırkası, Emevîler ve Abbâsîler döneminde halifeler tarafınan korundu ve törenlerde giyildi. Bu hırkanın Moğollar'ın Bağdat'ı istilâsı sırasında yandığı kaydedilse de, daha sonra hırkanın yangından kurtulmuş olduğu ileri sürüldü.

Kâ'b'a ait olduğu rivayet edilen bir hırka, günümüzde İstanbul'da Müzesi'nde muhafaza edilir.

BAŞARILI TEŞBİHLERİ VE İNCE TASVİRLERİYLE FARK YARATTI

Muhadram şairlerden olan Kâ'b klasik kaside formuna tamamıyla bağlı olup meşhur kasidesine Câhiliye kasidesinin özelliklerinden olan nesîble (gazel) başlar.

Başarılı teşbihler, ince tasvirler, darbımeseller ve hikmetli sözlerle, yer yer kullandığı ilginç kelimeler onun şiirinin özelliklerindendir.

İlk defa Lette tarafından neşredilen, çok sayıda taştîr ve tahmîsi yapılan, nazîreleri yazılan Ķasîdetü'l Bürde'ye Ebû Saîd es-Sükkerî, Sa'leb, İbn Düreyd, İbn Hişâm en-Nahvî, Süyûtî ve Bâcûrî gibi birçok âlim yüze yakın şerh yazmıştır.

Ķasîdetü'l Bürde, Türkçe, Farsça, Latince, İngilizce, Fransızca, Almanca ve İtalyanca gibi dillere çevrilmiştir.

Kâ'b b. Züheyr'in divanının ilk neşri Sükkerî'nin şerhiyle birlikte Tadeusz Kowalski ve Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye tarafından gerçekleştirilmiştir. Divanı daha sonra Hannâ Nasr el-Hittî yayımlamıştır.

Eser Osman Reşer tarafından Almanca'ya tercüme edilmiştir. Kâ'b'ın ayrıca "Ķasîde râ'iyye fî medhi'l-enşâr" ve "el-Ķaşîdetü'l-mîmiyye fî medhi'l-enşâr" adında manzumelerinin bulunduğu kaydedilmektedir.

Fikriyat

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN