Arama

'dan üniversiteye geçiş süreci

Yayınlanma Tarihi: 01.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 01.08.2018 12:35
Darülfünun'dan üniversiteye geçiş süreci

'dan üniversiteye geçiş süreci, yeni kurulan üniversitenin nasıl kurgulanacağına dair önemli bir dönüşümün hazırlıklarını ifade eder. Bu anlamda Darülfünun kurma düşüncesi ve ilerleyen şartlar içerisinde ’ne dönüşme hikâyesi, 'de ilk kez, ulus devlet üniversitesinin hayata geçirildiği anlamını taşımaktadır. İşte milli seciyenin, geçmişten geleceğe uzanan ve başarıya ulaşan hikâyesi…


"Fatih Sultan Mehmed medreselerine müsbet ilimleri
sokmakla büyük bir hamlenin başlangıcını yapmıştır."
Süheyl Ünver

1863'de açılan ilk halka açık genel kültür konferansları vermekten öteye gidemedi ve 1865'de sona erdi. 1869'da çıkartılan Maarif-i Umûmiye Nizamnâmesi'nde ilk kez Darülfünun konusunda düzenlemeler getirildi, fakat bundan sonraki iki girişimde de bu düzenlemeler göz önüne alınmadı. İkinci kez 1869'da açılan Darülfünun'un belirli bir ders programı olmakla birlikte bu program da halka açık genel kültür derslerini kapsıyordu ve bu Darülfünun da 1871'de kapatıldı. 1874'deki üçüncü girişim olarak Mekteb-i Sultanî içinde Darülfünun-ı Sultanî açıldı. Şubeleri ile belirli bir ders programı olan ve hukuk ile mühendislik alanlarında diploma veren bu Darülfünun da 1882'de kapandı.

DARÜLFÜNUN DÖNEMİ

Medreseden modern üniversiteye geçişte önemli bir rol oynayan Darülfünun, Türk yükseköğretim hayatında çok önemli bir yere sahiptir. 18. Yy 'da kurulmaya başlanan Avrupai tarzdaki yüksekokulların temel özelliği, acil mesleki ihtiyaçların karşılanmasını ön planda tutmasıdır. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında kurulan Muvakkat Maarif Meclisi'nin çalışmalarıyla, sadece meslek elemanı yetiştirme amacının dışına çıkılarak, yaşadığı devri anlayıp yorum getirebilen insanlar yetiştirmek de amaçlanır. Gelenekçi Osmanlı eğitim ve bilim anlayışına sahip olanlar ile Avrupa'da tahsil görmüş olan, Batı tarzı yenilik taraftarı üyeler birlikte yeni bir eğitim reformu ortaya koymaya çalışır. 21 Temmuz 1846'da yayımlanan resmi bildiride, kurulacak olan Darülfûnun ile ilgili şu ifadeler de yer alır;

-'un uygun bir yerinde Darülfünun binası inşa edilecektir.

-Darülfünun'da her nevi ilim ve fen öğretilip-öğrenilecektir. Burada "ikmal-i kemalat-ı insaniye" için bütün ilim ve fenler okutulacaktır.

-Osmanlı Bürokrasisinde vazife almak "emelinde" olanlar ilim ve fenleri Darülfünun'da tahsil edeceklerdir.

DARÜLFÜNUN'DA İLK DERS

Darülfünun'un, içinde odalar, dershaneler, kütüphane, müze ve laboratuarların olduğu büyük bir binada hizmet vermesi planlanır. Ayasofya'nın yakınında yapılacak binanın inşası için 1846'da İtalyan mimar Fossatti ile anlaşılır.

1863 yılında binanın resmi açılışının zaman alacağı düşünülerek, o zamana kadar bazı derslerin halka açık konferans şeklinde yapılmasına karar verilir. İnşaat devam ederken bazı odalar dershane şekline sokularak konferanslara başlanır.

Darülfünun'da ilk ders 1863 yılında Kimyager tarafından verilir. Ders birkaç hafta önceden Mecmua-i Fünun'da yayımlanan haber ve yorumlarla halka duyurulur. Derviş Paşa, ilk derste fizik ve kimyanın amacı, havanın özellikleri ve elektriğin de yer aldığı konuları halkın anlayabileceği şekilde anlatır.

İnşaatı 1865'te tamamlanan Darülfünun binası ise 'ne verilir. Son olarak Adalet Sarayı olarak kullanılan bu bina, 3 Aralık 1933'te tamamen yanmıştır. Darülfünun binası olarak inşa edilen binanın Maliye Nezareti'ne verilmesi üzerine Darülfünun geçici olarak Çemberlitaş'taki Nuri Paşa Konağı'na taşınır ve konferanslara 19 Nisan 1865'te yeniden başlanır. Ancak bina, Avrupa'dan getirilen tüm ders araçları ve kitaplarıyla birlikte, çıkan bir yangında yok olur. Böylece ilk Darülfünun, düzenli derslere bile başlanamadan kapanır.

DARÜLFÜNUN-İ OSMANİ

Darülfünun için yapılan yeni bina, 1869 yılında tamamlanır. Darülfünun-i Osmani adıyla üç yıl boyunca eğitim verilen Çemberlitaş'taki bina, bugün Basın Müzesi olarak kullanılıyor. 1869 yılında Maarif-i Umumiye Nizamnamesi de yürürlüğe girmiştir. Osmanlı eğitim hayatında önemli bir dönemin başlangıcı olan nizamname, Fransız eğitim sisteminden yararlanılarak hazırlanmıştır. Nizamname ile Darülfünun'un yönetim yapısı ve ders programları da tespit edilmiştir. Nizamnameye göre Felsefe ve Edebiyat, Fen ve Matematik ile Hukuk şubelerinden oluşacak olan Darülfünun'da eğitim 3 yıl sürecektir.

Darülfünun-i Osmani'nin hazırlıkları tamamlandığında, gazetelere ilanlar verilir. Bu ilanlara binden fazla kişi müracaat eder. Yapılan sınavlarla bu kişilerden 450'si seçilerek eğitime başlanır. 1870 yılında açılan Darülfünun-i Osmani, 1873 yılına kadar kesintisiz olarak eğitim yapar. Ancak öğrenci ve öğretim kadrosunun yetersizliği, maddi imkânsızlıklar ve planlamanın iyi yapılamaması nedeniyle kapanır.

DARÜLFÜNUN-I SULTANİ

İmparatorluğun Avrupa tarzında bir üniversiteye ihtiyacı olduğuna inanan Osmanlı Devlet adamları, bu amaçlarından vazgeçmez. İlk iki teşebbüsün ardından halkın tepkisine yol açmamak için daha temkinli davranırlar ve üçüncü Darülfünun'u kurmak için adımlarını daha sessiz bir şekilde atarlar. Bu kez Darülfünun, bugün Galatasaray Lisesi olarak adlandırılan Galatasaray Sultanisi'nin içinde kurulur.

Galatasaray Sultanisi, 1873'de Gülhane'ye taşınmış olduğu için, Darülfünun-ı Sultani de burada kurulur. İçinde Mülkiye Mühendis Mektebi ve Hukuk Mektebinin olduğu Darülfünun-ı Sultani'ye daha sonra Edebiyat Mektebi de eklenir. 1874 yılında eğitime başlayan Hukuk Mektebi, Osmanlı'da modern hukuk eğitiminin yapıldığı ilk yüksek mekteptir. Hukuk Mektebi, sonraki yıllarda 'nin Hukuk Fakültesi'ne dönüşmüş, 'de kurulacak diğer hukuk fakültelerine de kaynaklık etmiştir. Derslerin Türkçe ve Fransızca yapıldığı Darülfünun-ı Sultani, 3 dönem mezun verdikten sonra 1881 yılında da kapanır.

KESİNTİSİZ ÜNİVERSİTE ÖĞRENİMİ BAŞLANGICI

DARÜLFÜNUN-I ŞAHANE

Darülfünun-ı Sultani'nin kapatılmasına rağmen, Osmanlı yöneticilerinin yeni bir Darülfünun açılması gerektiğine inandıkları ve bu yönde çalıştıkları görülmektedir. Gösterilen gayretlerin ardından Sultan Abdülhamid'in tahta geçişinin 25. yıldönümünde yani 1 Eylül 1900 tarihinde Darülfünun-ı Şahane açılır. Darülfünun, Fen, Edebiyat ve İlahiyat olmak üzere üç şubeli olarak kurulur. İlk defa bu müessese ile beraber kesintisiz üniversite öğrenimine başlanmış ve Türkiye'de kök salmıştır.

2. Meşrutiyet döneminin ilk yıllarında Darülfunun-ı Osmani olarak anılmaya başlanan kurumun adı, özellikle 1913 yılından itibaren İstanbul Darülfünunu'na dönüştürülür.

Darülfunun bu yıllarda Vezneciler'deki 'na nakledilir. Bugün İstanbul Üniversitenin ile Fen Fakültesi'nin bulunduğu yerde yer alan bina, 1942 yılında çıkan bir yangında kullanılamaz hale gelinceye kadar üniversite öğrencilerine ve hocalarına hizmet verir.

Daha önce kurulmuş olan Tıp Mektebi ve Hukuk Mektebi Darülfünun çatısı altına alınıp, bunlara Edebiyat, Fen ve İlahiyat şubeleri de ilave edilerek bir nevi 5 fakülteli bir üniversite kurulmaya çalışılır. Darülfünun'a bir de Filoloji bölümü ilave edilerek burada İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Arapça, Farsça ve Türkçe öğretilmesi kararlaştırılır. Eczacılık ve Dişçilik Mektepleri, birer yüksekokul olarak Tıp Fakültesi'ne bağlanarak Tıbbiye'nin Kadırga'daki binasında faaliyet gösterir. Tıp Fakültesi ise Haydarpaşa'da eğitim vermeye devam eder.

İSTANBUL'UN İŞGALİNE TEPKİ GÖSTEREN İLK KURUM

Bu yıllarda yaşanan en büyük gelişmelerden birisi de kız öğrencilerin de Darülfünun çatısı altında yükseköğretim görmeye başlaması olur. 1914 yılında kız öğrencilere verilen dersler Zeynep Hanım Konağı içinde 'İnas Darülfünunu' adı altında resmen başlar. İnas Darülfünunu, ilk mezunlarını 1917 yılında verir. Toplam 18 kız talebe mezun olur. 1919'da Darülfünun'da yeni düzenlemeler yapılırken Darülfünun ders programının aynı öğretim üyeleriyle İnas Darülfünunu'nda da uygulanmasına karar verilir. Bu arada kız öğrenciler erkeklerin sınıfına devam etmeye başlar ve fiilen İnas Darülfünunu ortadan kaldırılır. Darülfünun Divanı, 16 Eylül 1921'de aldığı bir kararla bu fiili durumu resmen kabul eder.

Özerk Darülfünun'un kurulması yönünde ilk ciddi çalışmaların bu yıllarda öğretim üyeleri tarafından ortaya konulduğu görülmektedir. Özellikle ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu, bilimin ancak bilim adamlarına hür bir ortam sağlanarak ortaya çıkacağını savunur.

1918'de Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından İstanbul önlerinde bekleyen İtilaf devletleri İstanbul'u işgal eder. Şehrin işgaline tepki gösteren ilk kurum Darülfünun'dur. Bu zor günlerde, hem Darülfünun öğrencileri hem de hocalar ve üst düzey idareciler ile kurtuluş mücadelesi veren Ankara Hükümeti arasında yakınlaşma meydana gelir.

Darülfûnun'da görev yapan , Fuat Köprülü, Yahya Kemal, gibi şairleri, düşünürleri, edipleri görüyoruz. İsimlerini burada daha sayamayacağımız pek çok âlim Darülfûnun'da hoca idi ve Türkiye'nin geleceğine yön veriyorlardı ve verecek olan öğrencileri yetiştiriyorlardı.

ZİYA GÖKALP VE DARÜLFÜNUN

Şükrü Bey Maarif Nâzırı olduktan sonra Darülfünun'u düzeltmek için öncelikle Ziya Gökalp'ın muallim olarak Darülfünun'a girmesi konusunda ısrarcı olmuş ve buna önce karşı çıkan Ziya Gökalp daha sonra Talât Bey'in de ısrarı karşısında kabul etmiştir. Teklifi kabul etmesinin ertesi günü Şükrü Bey'i ziyaret eden Ziya Gökalp Darülfünun konusundaki düşüncelerini ortaya koymuştur. Maarif Nâzırı Şükrü Bey de Ziya Gökalp Darülfünun'da bulunduğu sürece oraya müdahale etmeyeceğini belirtmiştir. Ziya Gökalp'ın Edebiyat Fakültesi'ndeki hocalığı 1913–1919 arasında altı yıl sürmüştür.

Bu süre içinde İttihat ve Terakki'den kaynaklanan siyasal gücünü karşıt görüşlülerin Darülfünun'a muallim olarak alınmasını engellemek veya kendisini eleştirenleri susturmak gibi konularda hiç kullanmamıştır. Buna karşılık önemli etkileri olmuş ve bu etkilerin önemli bir bölümü daha sonraki dönemlerde de etkin olmuştur. Ziya Gökalp'ın etkileri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

- Darülfünun'un özerkliğine, düşünce özgürlüğüne saygı göstermiş ve bu kavramların yerleşmesi için çaba göstermiştir.

- İlk kez Darülfünun eğitiminin bir sistem içinde ele alınmasını savunmuş, bir millî amacın gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Gene ilk kez yalnız bilimsel araştırmanın memlekete ait gerçekleri ortaya çıkaracağını savunmuş ve Darülfünun'un en önemli görevinin öğretim olduğu kadar araştırma olduğunu ısrarla vurgulayan ilk düşünür olmuştur.

- Millî kültür kavramının Edebiyat Fakültesi'nde biçimleneceğine inanmış ve bu fakültenin güçlenmesi için önemli atılımlar yapmıştır. Edebiyat Fakültesi, Ziya Gökalp'ın üniversite sisteminin ve kültür anlayışının belkemiğidir.

- Darülfünun yayınlarının, fakülte dergilerinin ve ders kitaplarının yayınlanmasına büyük destek vermiştir.

- Çok sayıda gencin lisansüstü öğrenim görmek üzere Avrupa ülkelerine gönderilmesini sağlamıştır. (Osmanlı Bilimi Araştırmalar, II. Meşrutiyet Döneminde Darülfünun, Emre Dölen)

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ KURULUŞU

3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu uyarınca yüksek din mütehassısı yetiştirmek üzere Darülfünun'da bir açılması kararlaştırılır. Medreselerin kapatılması üzerine Süleymaniye Medresesi'nde lisans düzeyinde öğretim gören talebeler İlahiyat Fakültesi'ne nakledilir. 1924 yılında İlahiyat Fakültesi'nin kurulmasıyla Darülfünun'daki fakülte sayısı beşe çıkar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan kararla, 31 Temmuz 1933'te kapatılan Darülfünun'un yerine 1 Ağustos 1933'te İstanbul Üniversitesi kurulur. İstanbul Üniversitesi, Kasım ayında Türkiye'nin "ilk ve tek üniversitesi" olarak eğitim vermeye başlar. (Kaynak: İstanbul Üniversitesi)

"Almanya'dan dehşetli bir profesör göçü oldu ve biz onların hepsini kabul ettik. Bunların içinde en üst seviyeden bazı dallarda profesörler vardı."
Prof. Dr. Semavi Eyice

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN