Arama

Veysel Kurt
Haziran 5, 2017
Başlarken
Merhaba,

Bugünden itibaren Pazartesi ve Perşembe olmak üzere haftanın iki günü bu köşede fikirlerimi paylaşacağım. Şimdiye kadar farklı mecralarda gündemi değerlendirme şansı buldum. Ancak bu köşe bana periyodik yazma imkanı sağlamış oldu. Öncelikle bu imkanı tanıyanlara teşekkür etmek istiyorum.

***


Aynı zamanda akademi mesleğini icra ettiğim için yazılarda akademik üslubun izleri de olacak. Bir akademisyen için gündeme hızlı cevap veren yazılar kaleme almanın kolay olmadığı söylenir sürekli. Bu köşenin gözeteceği temel yönelimlerden birisi akademinin birikiminden yararlanan fakat akademinin hantallığından arınmış bir zemin yakalamak olacak. Dünya ve Türkiye siyasetinin gündemini meşgul eden konular öncelikli olarak tartışacağımız konular olacak. Gündemden fırsat buldukça bir ülkeyi, bir portreyi hatta bir kitabı tartışmak isterim. Ama ne konuşursak konuşalım en geniş anlamıyla siyaset konuşacağız. Dış politika, terör, strateji, iktidar, muhalefet, toplumsal dinamizm gibi bir çok konu bu geniş yelpazenin içinde olacak.

***


Esasında siyaset bir bütündür ve hangi konuyu ele alırsak alalım sahip olduğumuz perspektiften konuşuruz. Tutarlı bir bakış açısı, dış politikayı değerlendirirken de ekonomik bir meseleyi ele alırken de aynı pencereden bakar ve bunu belli eder. Siyasal pozisyon da burdan şekillenir. Benim baktığım yerden siyaset durağan bir işleyiş biçimine sahip değildir. Devinimlidir, bütünseldir. Birbirinden kopuk parçalar halinde işleyen bir süreç değildir. Bu bütünün parçalarını görmek mümkün değil, fakat gördüğümüz küçük parçalardan, işaretlerden bütünü anlamaya ve yorumlamaya çalışırız. Günümüz dünyasına baktığımızda hem siyasetin canlı devinimini ve parçalar şeklinde tezahürüne dair yargının daha da geçerli olduğunu görürüz.

***


Soğuk Savaş paradigması sona ereli çok oldu ama gün geçtikçe bu durumun siyasal tezahürlerine şahit olmaya devam ediyoruz. Bu etkiler sadece uluslararası siyaset, güvenlik ve dış politika alanında değil, iç politika toplumsal dinamizm gibi alanlarda da kendini açığa vurmakta. Bunun izlerini görmek için 11 Eylül, Afganistan ve Irak işgalleri ya da Arap Bahar'ına kadar gitmeye gerek yok. Seçildikten sonra Trump'ın izlediği siyasetin yankıları bile bize çok şey anlatıyor. Riyad Zirvesi ve Suudi Arabistan'da yaptığı görüşmeler Ortadoğu'yu hareketlendirdi. NATO zirvesinde takındığı tutum ise Avrupa Birliği'ne ve özelde ise Almanya'ya dair bir çok konuyu tartışacağımızı gözler önüne serdi.

***


Bütün bu devinim içinde Türkiye nerde duruyor? 2000'li yılların başından itibaren Türkiye'nin iki temel amacının olduğunu görüyoruz. Birincisi toplumsal dinamizmine uygun bir şekilde içerde sağlıklı bir demokratik işleyişe kavuşmak. Bunu çeşitli reformlar ve yeniliklerle sağlamaya çalıştı. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş bu sürecin en kritik dönemeciydi ve referandumla bu dönemeç aşıldı. Şimdi sıra yeni bir siyasal sistemin inşa edilmesi ve etkili bir şekilde işleyişini sağlamaya geldi. Bunu başarabildiği takdirde Türkiye hem geçmişten kalan maliyetleri telafi edecek hem de kendi geleceğini kurmuş olacak. Türkiye'nin ikinci amacı da uluslararası siyaset arenasında etkin bir aktör olmaktı. Dönüşüm demek yeni risk ve fırsat alanlarının açılması demek. Terör örgütleriyle hem içerde hem dışarda mücadele etmeye devam edecek. Uluslararası aktörlerle de müzakere ve pazarlıklarına da devam edecek. Yeri geldiğinde yumuşak gücünü gerektiğinde sert gücünü kullanmaktan çekinmeyecek. Kısacası Türkiye'nin ne tamamne uluslararası siyaset sahnesinden çekilmesi ne de her meselede gerginliği tırmandırma lüksü var. Özetle Türkiye uluslararası siyaset sahnesindeki dönüşümün boşluklarından yararlanmanın yollarını arıyor ve aramaya devam edecek.





Veysel Kurt



Fikriyat.com

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN