Arama

Köpekli köyün mavalcısı Dr. Remlinger

bir Fransız’ın oyununa gelir ve meşum bir karara imza atar: “Sokak köpekleri ’ya!”

Yıl 1910. İttihat Terakki iktidarı…

Pasteur Enstitüsü Müdürü , 'ya çıkar. "Biliyor musunuz" der, "bir itin kılı, tüyü, derisi kaç para?" Beklemeden ekler, "Nereden baksanız 3-4 frank. Eti yağı, bağırsağı da değerlendirilir ayrıca. İstanbul'da 80 bin sokak köpeği bulunduğunu farz etsek 200-300 bin frank kazanabilirsiniz rahatlıkla. Hani ihtiyacınız yoksa hayır kurumlarına…"

Kendi de işin içinde olacak, müşteri bulacaktır onlara. Hasılattan sadece %10 ister, mütevazı hizmeti karşılığında.

Ve geçer detay faslına. Bu iş bir firmaya verilmeli ve köpekler yakalanıp kafesli arabalarla itlaf merkezlerine getirilmelidir. Öldürmek için gaz odasını tavsiye eder, daha sessiz olacaktır zira.

Devir devri olsa yüz geri edileceğinden şüphesi yoktur ama aklını Batılılaşma ile bozmuş postallılar teklife sıcak bakacaktırlar. Nitekim "Hemen hemen" derler, "Derhâl!" (3 Haziran 1910)

Kendini bilen insanlar böyle bir işte çalışmak istemez, onlar da gider ipten kazıktan dönmelerle anlaşırlar.

HAYIRSIZ ADA(M)

Ve ilk parti çelik maşalarla, kancalarla yakalanıp kafeslenir, tıkılır bir geminin anbarına. Semtin külhanileri gece limanı basar, hayvancıkları kaçırırlar.

Bu sefer daha organize olurlar. Artık hayvanları limanda toplamayacak, mavnalarla Marmara 'ya taşıyacak, oradan sevk edeceklerdir Fransa'ya.

Sivri Ada denizin ortasında sarp bir tepedir ki rakımı 90 metreyi aşar. Gölgesine girilecek çok az ağaç vardır, kuyudan acı bir su çıkar. Önceleri iki vazifeli sandalla kuru ekmek getirir, çektikleri suları kaplara boşaltırlar. Sonra ne olursa olur, unutulur. Garipler açlıktan kırılır, birbirlerine dalar. Eskaza bir balıkçının yolu düşse, kuyrukları pervane olur, ümitle yardım istemeye koşarlar.

Bu arada Fransız firma köpek almaktan caydığını açıklar. İndirim yaparız ilgilenmez, bedava deriz ona dahi cevap verme lütfunda bulunmaz. Günler geçmektedir, hayvancıklar eniği cücüğü ile kalakalır ortalıkta.

Dr. Remlinger'i ara ki bulasın, sanki bu gaileyi o açmadı başımıza.

Ölenler, paralananlar derken adayı bir ufunet sarar, garipler rüzgârın şehre döndüğü geceleri değerlendirir, acı acı ulurlar.

Halk huzursuzdur. Başlarında bir bela dolanmaktadır ama…

KILAVUZU KARGA

"Köpekler ihtimal 'in (Fatih'in) ordusu ile İstanbul'a geldiler ve iyi yaşadılar. Lakin Levantenlerin hükûmet işlerine burun sokacaklarını hesaba katamadılar. Dört asırlık keyiften sonra bu zulme pek şaştılar."

Tanzimat'tan sonra "Şark sefaleti" bahanesi ile zaman zaman köpeklere laf dokunduran çıkar ama bu kadarı ne insafa sığar, ne de izana. Modernleşme hep böyle trajediler mi getirecektir yoksa?

Bu arada yangınlara yakalanırız, uykudan kalkarız ama iş işten geçtikten sonra. Köpekler olsa, ortalığı ayaklandırırlardı oysa…

1912 zelzelesi yaşanınca… Ahali "Hak ettik" der, "Sen misin hayvancıkların ahını alan?"

"… Cuma günü kararlaştırdığımız saatte buluştuk. Bir Rumun Photica adlı istimbotuyla açıldık. Sivri Ada kocaman bir kayalıktı, üzerinde yeşillik görünmüyordu. Açığından geçerken havlamalar yükseldi. Yüz değil, bin değil, sayılamayacak kadar çoktular! Kıyıdaki kumsal üzerinde birbirlerini ezercesine koşuşuyor, etleri koparılıyormuş gibi haykırıyorlardı. O ara köpeklerden biri bize doğru yüzmeye başladı. Onun bu cesaretini mükâfatlandırdık, kendisini istimbota aldık. Teneke ile su verdik. Zavallı kana kana içti. Onu gören bir başkası da takip ettiyse de bize ulaşamadı, akıntıya kapıldı." Robert Gillon

GAZETECİ YAZINCA...

"Dayanılmaz bir sıcak vardı. Güneş denizin mavisini yok etmişti adeta. Kabinime çekildim. Bir süre dalmışım. Rüyamda kötü şeyler gördüğümü hatırlıyorum. Havadaki fena kokuya uyandım. Kaptan köşküne çıktım. Arkadaşlarım mendilleriyle burunlarını tutuyorlardı. Kamaraların kapıları kapatılmıştı. Bir mil kadar uzakta bitkiden mahrum, yalçın bir kayadan ibaret olan ada görünüyordu. Sanki taşlar kayalar oynuyor, üzerinde hareketli bir kütle çalkalanıyordu. Neden sonra karınca gibi kaynayan köpeklerin farkına vardım.

Bir kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. Zavallılar güneş altında kavrulmuş, serinlemek için yüzüyor, son takatlerini suda kalmak için kullanıyorlardı. Ufacık bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınıyorlardı. Şimdi seslerini net olarak duyuyorduk. Çılgınca koşuşanlar, kendi etraflarında dönüp duranlar. Ötede berideki cesetlerden bir parça et koparmaya çabalayanlar.

Kaptan geminin düdüğünü çaldı. Hayvancıklar yardım geldi sandılar, heyecanlandılar. Ağızları açık yalvarıyorlardı adeta. Bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? Bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine ceset saçan. Denizdeki leşler leke leke duruyor, martılar üstlerine dalıp çıkıyorlardı. Derken bir romorkör adaya yanaştı. Arkasında iki mavna. 'nın aç sakinlerine taze köpek getiriyorlardı hâlâ.

Hayvancıklar ürkmüştü, kurtulmak için geri tekneye binmeye çalıştılarsa da tekme ve kırbaçla kovuldular. Vapurumuz hareket etti, bizi son bir ümit ile takip ettiler. Geminin dalgaları onları büsbütün batırıyor, boğuyordu. Ne karada, ne denizde onlara el uzatan yoktu. Askerî güçle iktidara gelen İttihat Terakki kimseye hesap verme ihtiyacı duymuyordu.

ÇİZİLİP FOTOĞRAFLANINCA

Temmuz - 1910'da Fransız çizer Sem, Hayırsız Ada'ya gider ve sefaleti kâğıtlara döker. "Köpekler Adası" başlıklı haber Le Journal'da yayımlandığında rezil oluruz Dünya'ya.

"Karabatak" müstear isimli bir Türk de katliamı fotoğraflayıp Servet-i Fünun'a verir. Hükümet birkaç gün sandalla yiyecek gönderir, sonra yine aksar.

"'nin köpek katliamı, ileride yapacağı kıyımların provasıydı sanki. Aynı hükûmet ülkeyi Alman güdümünde Cihan Harbi'ne sürükledi ve üç milyon kaybedildi." Henri Bertrand Bareilles

Hayırsız Ada ceset tarlasına döndükten sonra bir Fransız müteşebbis gelip çöreklenecek, yağlarını çıkarmak, kemik tozu ve gübre yapmak üzere cansız bedenleri götürecektir Marsilya'ya.

Türkiye Gazetesi
İrfan Özfatura

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN