Arama

Hâdimü’l

Hâdimü’l Haremeyn

’in iki mukaddes şehri olması nedeniyle “” olarak anılan ve ’nin “hizmetkârı” anlamında kullanılan bir tabir, . Bu unvanı kullanan ilk hükümdar, 12’inci yüzyılda ’a büyük hizmetleri bulunan ’ydi. Onun ardından hilafetle özdeşleşen bu unvan, ’in ’ı ele geçirmesinin ardından mukaddes emanetlerle birlikte sultanlarına devroldu. Hâdimü’l Haremeyn, hilafetin kaldırılmasına dek Osmanlı’da resmî yazışmalarda kullanılan, sikkelere darp edilen ve hutbelerde söylenilen bir unvandı…

Hâdimü'l , Müslümanlar için iki mukaddes şehir olarak görülen ve bu sebeple "Haremeyn" olarak anılan "Mekke ve Medine'nin hizmetkârı" anlamında kullanılır.

Bu unvanı ilk kullanan hükümdar, Eyyûbî hânedanının kurucusu Selâhaddîn-i Eyyûbî'dir. Unvana ait en eski kayıt, 'teki 1193 tarihli Kubbet-ü Yûsuf'un restorasyon kitabesinde yer alır.

Selahaddin Eyyûbi'nin ardından, Memluk sultanları da hâdimü'l Haremeyn sıfatını benimsemişlerdir.

Âşıkpaşazâde'nin eserinde, sultanına Osmanlılar tarafından "hâdim-i Haremeyn" şeklinde hitap edildiği belirtilir.

Baybars'a ait 1261 ve 1266 tarihli iki kitabede, hâdimü'l Haremeyn unvanının sonunda veya başında, muhtemelen ve Kudüs kastedilerek "sâhibü (mâlikü)'l-kıbleteyn" terkibi de yer alırdı. Ancak Memluk sultanlarının bu unvanı zaman zaman kullandıkları anlaşılmıştır.

OSMANLI'DA UNVANI KULLANAN İLK SULTAN

Osmanlıların Suriye ve Mısır'ı ele geçirmesinden sonra hâdimü'l-Haremeyn unvanı 'den itibaren padişahları için kullanılmaya başlandı.

Sultan Selim bu unvanı, bir rivayete göre 1516 Mercidâbık zaferinden sonra Halep'te büyük camide okunan hutbede, bir başka rivayete göre ise, 1517 Ridâniye zaferinin ardından Kahire'ye girdikten sonra burada kılınan cuma namazı sırasında almıştır.

"HÂKİMÜ'L HAREMEYN"

Bazı kaynaklarda yer alan rivayetlere göre, hutbede kendisinden Haremeyn'in sahibi anlamına gelen "hâkimü'l Haremeyn" diye bahseden hatibe "hâdimü'l-Haremeyn" demesi için müdahale eden Sultan Selim, bu şekilde anılınca gözyaşlarını tutamamış, namazdan sonra hatibe ihsan ve iltifatlarda bulunmuştur.

Bir başka kaynakta da Celâlzâde 'nin Selimnâme'sindeki kayda istinaden, Yavuz Sultan Selim'in Sadrazam Pîrî Mehmed Paşa ile bir mülâkatında, kendisinden hâdimü'l-Haremeyn olarak söz ettiği belirtilir.

KÂBE'NİN ANAHTARI OSMANLI'YA EMANET

Bu unvanın kullanılışı hakkında daha kuvvetli bir rivayet, Mekke emîrinin itaat arz etmesi ve Yavuz Sultan Selim adına hutbe okutması olayına dayanır. Mısır'daki ikameti esnasında Sultan Selim'e itaatlerini bildirmek üzere Kahire'ye gelen heyetler arasında Mekke emîrinin heyeti de vardı.

Hz. Peygamber'in soyundan gelen Şerîf II. Berekât, içinde oğlu Ebû Nümey'in de bulunduğu bir heyet gönderip Osmanlı padişahına tebrik ve itaatlerini sunarken 'nin anahtarları ile birlikte bazı kıymetli hediyeler ve mukaddes emanetler de yollamıştı.

6 Temmuz 1517 tarihinde Kahire'de toplanan Dîvân-ı Hümâyun'da Kâbe'nin anahtarlarını ve diğer hediyeleri takdim eden Ebû Nümey Osmanlı padişahının iltifatlarına mazhar olmuştu.

Yavuz Sultan Selim, Şerîf Berekât'a emirlik beratı ile birlikte değerli hediyeler de göndermiş, Kutbüddin el-Mekkî'nin rivayetine göre hediyeleri alan Şerîf Berekât, padişahı överek onun adına hutbe okutmuştur.

MUKADDES BELDENİN REFAHINDAN SULTANLAR SORUMLUYDU

Sultan Selim bu heyetle birlikte Haremeyn halkına dağıtılmak üzere, 200 bin altın ve külliyetli miktarda erzak da yollamış, söz konusu altının sürre-i hümâyun adıyla her yıl; ayrıca Memluklerin gönderdiği sadaka-i Mısriyye adlı erzakın da Hazîne-i Âmire hesabına mahsuben eskisi gibi yollanmasını emretmişti.

Böylece Osmanlı padişahlarının unvanları arasına hâdimü'l-Haremeyn sıfatı da ilâve edilmiş oldu.

Nitekim , tahta çıkışı dolayısıyla Mekke emîrine gönderdiği beşâretnâmede babası Selim'in unvanları arasında "hâdimü'l-beytullah ve'l-harem"i en başta zikretmiştir.

Bu şekilde mukaddes beldeler halkının huzur ve refahının sağlanması Osmanlı padişahlarının başta gelen görevlerinden biri olmuştur.

HİLAFETİN KALDIRILMASIYLA 8 ASIRLIK GELENEK SONA ERDİ

Hâdimü'l-Haremeyn unvanı resmî yazışmalarda kullanılır, sikkelere darbedilir ve hutbelerde söylenirdi. Bu unvana sahip olmanın başlıca mesuliyeti Mekke ve 'yi himaye etmek, yani "hâmi'l-Haremeyn" olmaktı.

Mekke ve Medine'nin Osmanlı idaresinden ayrılmasından sonra da "halife" unvanı ile birlikte hâdimü'l-Haremeyn unvanının kullanılmasına devam edilmiştir.

1922'de saltanatın kaldırılması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halife seçilen Abdülmecid Efendi'ye "halîfe-i müslimîn ve hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn" şeklinde hitap edilmiştir. Ancak 3 Mart 1924 tarihinde hilâfetin ilgasıyla birlikte bu unvan da kalkmıştır.

Hâdimü'l Haremeyn unvanını günümüzde kralları kullanır.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN