Arama

’nın kalenderi

Vefa’nın kalenderi

döneminde Ortodoks Kilisesi tarafından olarak inşa edilen Kalenderhane Camii Semtindedir. Evvela bir kilise olarak inşa edilen ibadethane daha sonra 18. Yüzyılda Babüssaade Ağası Maktul Beşir Ağa tarafından camiye çevrilmiştir.

Vezneciler'de bulunan 9. yüzyılda Diyakonissa Kilisesi olarak yaptırılmıştır. Ordudaki "kalender" denilen dervişlere ayrılmış bu nedenle "Kalenderhane" adı verilmiştir. 18. yüzyılda büyük ölçüde onarılan yapının son onarımı 1972 yılında yapılmıştır.

Haç planlı yapının orta bölümü kubbe, haçın dört kolu ise beşik tonozlarla örtülüdür. Taş ve tuğla dizili olarak inşa edilmiştir. Mozaik döşemesinden parçalar bulunan yapının duvar ve kubbesindeki dönemine ait kalem işleri ortadan kaldırılmıştır. İç duvarlarda, renkli mermer kaplamalar ve kabartma halinde friz süslemeler bulunmaktadır.

Kalenderhane Camii, 'un önemli anıtsal eserlerindendir. İç mekânında bulunan mozaik panolar, yapıldıkları dönemin en güzel örneklerindendir. İçindeki resimler ise Arkeoloji Müzesi'ne götürülmüştür. Bunlardan biri Bebek İsa panosudur. Bu pano, kilisenin daha eski tarihlerde yapılmış başka bir üzerine yapıldığını göstermektedir.

BABÜSSAADE VE KALENDERHANE



Babüssaade Ağası Babüssaade isim olarak çok bilinmemekle birlikte görsel olarak hepimizin bildiği Topkapı Sarayı'ndaki o ünlü kapıdır. Babüssaade kapısına Akağalar Kapısı da denir. Bu kapı, Sultan tahta çıktığında, bayramlarda bayramlaşmak için ve Ayak Divanı denilen özel durumlarda Sultan görüşmek için sultanın tahtının önüne konulduğu kapıdır.

Kadıköy'deki Osman Ağa Camii'ni yaptıran Osman Ağa da bir babüssaade idi.

Yapılan arkeolojik kazılarda yapının bulunduğu alanın bir sarayın hamamı kalıntılarına ait olduğu anlaşılmıştır. Bozdoğan Kemerlerinin işlevini yitirmesinden sonra 4. yüzyılın sonu ile 5. yüzyılın başlarında hamam kullanılmaz hale gelmiş. Bu hamam kalıntılarının üzerine bir kilise inşa edilmiş. Kilise çevresindeki kalıntı ve kilise temeline ilişkin bilgilerden hareketle şimdiki gördüğümüz yapı zamanında Maria Kyriotissa Akataleptos kilise olarak 8. yüzyıldan kalmıştır. Kilisenin İstanbul'un fethine kadar aktif olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Han'ın vakfiyesinde bu kiliseyi zaviye olarak vakfettiği anlaşılmaktadır. İlgili vakfiyede cami çalışanları için ne kadar ücret ödeneceği ve çalışanların görevlerinin ne olduğu şu şekilde bildirilmiştir:

1.) Bir köşede kanaat getirip oturan, fakirlere hizmet edecek, inancı tam, şeyhe 10 akçe,

2.) Zaviyenin işlerine bakan kişiye 5 akçe

3.) Cuma namazlarından sonra yapılacak Sema Meclislerinde Kur'an-ı Kerim'den ve Mesnevi-i Manevi'den parçalar okuyacak olan bir hafıza 1 akçe,

4.) Sema Meclisinde şiirler okuyacak iki kişi için birer akçe,

5.) Semazenlere eşlik edecek 4 çalgıcı derviş için ikişer akçe,

6.) Zaviye veya çevresinde oturan dervişler için 40 akçe,

7.) Misafir olan ve muhtaç kişiler için de 15 akçe tahsis edilmişti.

Ayrıca, bu camiden ayrı olarak II. Mehmed Han'ın vakfiyesinden İstanbul'daki yetimler için günlük 100 akçe, bütün İstanbul'a da 3.000 akçe ayrılacağı belirtiliyordu. Yetim ve öksüz çocuklara da 15'er akçe dağıtılacaktı.

Fetih sonrasında zaviye olarak kullanılan kilise henüz tam olarak bir camiye çevrilmemişti. Sadece kazılardan anlaşıldığı kadarıyla, namaz kılmak için bir mihrap apsisin sağ ön tarafına bir niş açılmıştı.

KİREMİT İLE ÖRÜLMÜŞ BİR YAPI

Caminin minaresine çıkan dıştan bir merdiven inşa edilmiş.

Hadikatü'l Cevami'de medresesi olduğu yazılı olmakla birlikte bugün ondan herhangi bir iz yoktur. Medresenin Arpa emini Mustafa Efendi'nin hayrı olduğu yazılıdır.

Cami 17. ve 18. yüzyıllarda ciddi yangınlar geçirmiştir. Bu hasarları örtmek için 1854 yılında cami restorasyon alınmış ve fakat yapılan tamir işlerinin çok kalitesiz olması nedeni ile yapıya kalitesiz bir hakim olmuştur. Kilisenin ana holünün üzeri kiremit çatı ile örülmüş, duvarlarda küçük ve orantısız pencereler açılmış, kilisenin yanlarındaki odaların iç yüzleri kilisenin dış duvarları haline dönüşmüş, kilisenin giriş kemeri yıkılarak ve bir giriş haline getirilmiş, hatta caminin minaresine çıkan dıştan bir merdiven inşa edilmiş.

İçeride ise 18. Yüzyılda yapılan mihrabı kapatan başka bir mihrap yapılmış, dökülen mermer kaplamalarının yerine de mermer taklidi sıva sürülmüştür.

Cami bu haliyle 1930 yılına kadar kullanılmış. Bu yılda meydana gelen bir fırtına ile caminin o tuhaf, dıştan merdivenli minaresi yıkılmış ve 1965 yılına kadar kullanım dışı kalarak evsizlerin barınağı haline gelmiş. 1966 ve 1975 yılları arasındaki 9 yıllık dönemde İstanbul Teknik Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi'nin birlikte çalışması ile yukarıdaki sayılı kusurlar tespit edilerek bunların düzeltilmesi yoluna gidilmiştir.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN