Arama

  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Şeyh Galib ve Nabi'ye inat uğruna yazdığı Hüsn ü Aşk

ve Nabi'ye inat uğruna yazdığı ü Aşk

Şeyh Galib ve Nabi'ye inat uğruna yazdığı Hüsn ü Aşk

Seyh Galib ve ü Aşk’ı biliyor musunuz? Hani, yirmi dört yaşında bir genç ve iddia sonucunda tam altı ayda yazdığı eseri… Kelimelerle yaptığı oyunlarla edebiyat tarihimizin bir dönemini kapatıp bir dönemini açtıran Divan edebiyatının son büyük şairi… , “Afet bana itibar-ı amme” yani “halkın beğenisi benim için felakettir” diyerek sözden çok anlama önem verdiğini hatırlatır. Dost meclisinde Nabi’den daha iyi bir eser çıkaramayacağını öne sürenlere başyapıtıyla cevap verir.

ŞEYH GALİB KİMDİR?

, 1757 yılında 'da Yenikapı Mevlevîhânesi yakınlarındaki bir evde dünyaya geldi. Doğumuna "eser-i aşk" ve "cezbetu'llah" terkipleri tarih düşürülmüş, kendisine mevlevîhânenin şeyhi Kûçek Mehmed Dede ile halefi Seyyid Ebûbekir Dede'nin tavsiyesiyle Mehmed Esad adı konulmuştur. Dedesi Mevlevî olduğu gibi babası Mustafa Reşid Efendi de Peçuylu Ârif 'den inâbe almıştır. Annesi Emine Hatun'dur.

Divanında ve ü Aşk'ında belirttiğine göre ilk eğitimini babasından aldı. 1780'de Galata Mevlevîhânesi'ne şeyh olan Hüseyin Efendi'den istifade etti. Arapça'yı Hamdi Efendi'den, Farsça'yı Hoca Neş'et'ten öğrendi. Neş'et Efendi kendisine "Esad" mahlasını verdiyse de dönemin Esad isimli şairleriyle karıştırılmaması için daha sonra "Galib" mahlasını kullanmaya başladı (Divanında "Esad" elli, "Esad Galib" iki ve "Galib" mahlasları 463 defa geçmektedir).

DİVAN ŞİİRİNİN SON BÜYÜK ŞAİRİ

Sanatın ve edebiyatın en ihtişamlı dönemi olan Divan edebiyatının son büyük şairidir Şeyh Galib. Divan şiiri gerçek anlamda onunla sona ermiştir. Şiirinde teni imgeler bularak kısırlaşan ve ifade zorluğu yaşayan Divan şiirinin ufkunu genişletir. Güçlü bir hayal gücü olan şair, modern zamandaki sembolizme benzeyen ve Sebk-i Hindî adıyla anılan bir edebi akımın etkisinde kalarak oldukça derin ve kapalı bir şiir dünyası oluşturur.

Şiirlerinde son derece kapalı, mecaz sözlerle dolu, söz sanatlarına ağırlık veren bir dil kullanır. Yenilikçi yapısı ve derin hayalleriyle düşünce ve betimlemeye dayalı özgün bir anlatım dili oluşturur. Şeyh Galib bir yandan Tasavvuf düşüncesini şiirleştirirken bir yandan da ilahi aşkın Divan şiirindeki en büyük ve doruk şairi olmuştur. Şiirlerinde genellikle İlahî aşkı, dinî-tasavvufî konuları, insanın yüceliği ve hoşgörü gibi temaları işler. Aynı zamanda ateşin ve aşkın şairi olarak bilinir.

ŞİİR GELENEĞİNİ HEDEF ALAN İLK ELEŞTİRİ

Nedim ile lirizmde, Nabi ile hikemî tarzda en güzel örneklerini veren klasik şiirin artık tekrara ve taklide düştüğü bir dönemde yetişen Şeyh Galib'in divan şiirinin son büyük şairi olduğunda hemen bütün eleştirmenler birleşir. 'a göre Hüsn ü Aşk'ın baş tarafındaki Nabi eleştirisiyle gerçekte şair değil ilk defa şiir geleneği hedef alınmıştır.

Hayâlî Bey, Nef'î, Fehîm-i Kadîm, Neşâtî ve Fasîh Ahmed Dede'den etkilenen Şeyh Galib'in klasik mazmunları kullanmakla beraber şiirde bilinçli şekilde yeniliği aradığı kendi ifadelerinden anlaşılır. Çoğu alışılmış tarzı devam ettiren gazel ve kasidelerindeki hayaller, soyut ve somut kavramları birbirine yaklaştıran terkipler kendisinden bir asır sonra bunları deneyecek olan Edebiyât-ı Cedîde şairlerini müjdeler.

SEBK-İ HİNDİ AKIMI VE ŞEYH GALİB

Şeyh Galib gelenekten intikal eden, alışkanlıkların yönettiği bir şiir mekanizması yerine çok defa tesadüfî olmayarak seçtiği vezinleri, kafiyeleri, iç sesleri (aliterasyon ve asonans), girift mazmunları ve itinalı diliyle divan şiirinde son büyük hamleyi yapmıştır. Bu hamlede Sebk-i Hindî akımına mensup şairlerin etkisi önemlidir.

Başta Şevket-i Buhârî olmak üzere Hint, Afgan ve Türk edebiyatlarında güçlü taraftarları bulunan Sebk-i Hindî mektebine bağlı şairlerin en önemli özellikleri anlamın bilmeceye dönüşecek kadar derin, girift, zarif ve ince olmasına özen göstermeleri, hayal güçlerini son sınırına kadar kullanarak anlamı şaşırtıcı güzellikte imajlarla ve duyulmadık mazmunlarla zenginleştirmeleridir.

Şeyh Galib çağdaşlarına meydan okurken şiire Şevket-i Buhârî'nin penceresinden bakmaktadır ve Nâbî'nin Hayrâbâd'ının etkisini ortadan kaldırmak amacıyla yazdığı Hüsn ü Aşk'taki bütün hayaller "hayâl-i Şevket" gibi ince şekilde işlenmiştir. Daha sonra III. Selim'i övmek için yazdığı kısa bir mesnevide yaklaşık aynı kelimeleri kullanıp Şevket adını bir bakıma ince hayallerin sembolü olarak zikreden Galib bu İranlı şaire ömrünün sonuna kadar mânevî bir bağlılık duymuştur.

HÜSN Ü AŞK NEDEN YAZILDI?

Divan şairleri, sohbet meclislerinde toplanıp sanat, şiir ya da güncel olaylar hakkında konuşur ve tartışırlardı. Bunun yanında bugün de olduğu gibi eserleri üzerinden birbirleriyle münakaşa etme fırsatını elbette kaçırmazlardı.

Dîvân şairlerinin birbirleri hakkında yeri geldikçe sert ifadeler kullandıkları, kendilerinin şairlik yeteneklerini övmek isterken diğerlerine de kusur buldukları bilinen bir husustur. Bu duygularını bazen hiciv ve atışma türü şiirlerle ifade eden şairler, bazen de mesnevî türü eserlerinde kendi şairliklerini başka şairleri eleştirerek dolaylı yönden övmüşlerdir.

İNAT UĞRUNA YAZILAN BİR ESER

Şeyh Gâlib de Divan şiiri geleneğine bağlı biri olarak şiirlerinde yeri geldikçe şairlik kudretini övmüş, kendini diğer bütün şairlerden üstün göstermiştir.

Galib, Hüsn ü Aşk'ın "Der Beyân-ı Sebeb-i Te'lîf" yani "kitabın yazılışının sebebi" kısmında, kendisinin de katıldığı bir mecliste, Nâbî'nin Hayrâbâd adlı kitabı övülür, meclistekiler ona benzer bir eserin yazılamayacağında birleşirler. Hüsn ü Aşk'ın 173-239'uncu beyitleri arasında bulunan bu bölümde Şeyh Gâlib, Hayrâbâd'ın konusunun Attâr'dan çalındığını, eserde orijinallik bulunmadığını, Nâbî'nin dil ve üslup açısından övüldüğü kadar da iyi olmadığını iddia ederken Nâbî‟yi bir de "şiirinde izdivâcı tasvir etmekle" suçlar. Daha doğrusu böyle bir şey yapmanın iyi bir şaire yakışmayacağını "erlik midir" sorusuyla vurgular:

"Bulmağla bir iki hoşça ta'bîr
Erlik midir izdivâcı tasvîr"

Nâbî'nin müstehcen konulardan bahsetmesini doğru bulmaz ve böyle özel mevzuları eserine taşımanın erlik olmadığını söyler.

Nâbî'nin de hikâyesinin konusunu İranlı şair Şeyh Attâr'dan aldığını ve orada bulunanların âdeta kendisine, imtihan mahiyetinde bu çeşit bir eser yazmasını teklif ettiklerini söylemesi üzerine Hüsn ü Aşk'ı yazdığını anlatır.

Şeyh Galib, Nabi adına doğru bir tespitte bulunur. Zira Baltacı Mehmed Paşa adına 1705'te kaleme alınan Hayr-âbâd, Attâr'ın İlâhî-Nâme isimli eserindeki bir hikâyeden temel alınmıştır. Çoğu motifi ve kurgusal detayı söz konusu hikâye ile aynıdır.

Hüsn ü Aşk (Güzellik ve Aşk), Şeyh Galib'in 24 yaşındayken kaleme aldığı başyapıtı olarak sayılır. 2101 beyitten oluşur. Aruzun "mefulü-mefailün-feülün" kalıbı ile kaleme alınır. Yazımı sadece altı ay kadar sürmüştür.

HÜSN Ü AŞK'IN KONUSU NEDİR?

Hüsn ü Aşk, kurgusal anlamda Hüsn (Güzellik) isminde bir kız ile Aşk isminde bir erkeğin aşkını anlatan, tasavvufi bir tema ve temele sahip bir mesnevidir. Mesnevide anlatılan hikaye şöyledir:

Sevgioğulları (Beni-mahabbet) isimli bir Arap kabilesi vardır. Bir gece bu kabilede bir kız bir de erkek çocuk doğar, erkeğe Aşk kıza Hüsn ismini verirler, bu ikisini birbirlerine nişanlarlar. Öğrenim zamanları gelince ikisi de Edep okuluna giderler, bu okulda isimli büyük bir hoca vardır.

Bu sıralarda Hüsn Aşk'a aşık olur. İkisi zaman zaman Mânâ gezinti yeri`ne gitmekte gezinmekte, sohbet etmektedirler. Bu gezinti yerinde Suhan isimli bir mihmandâr (misafir ağırlayan kişi) vardır ki bu kişi her şeyi bilen çok büyük bir insandır.

Fakat Hayret isimli kudretli bir kişi Hüsn ile Aşk'ın görüşmesine mani olur. Bir süre Suhan yoluyla mektuplaşırlar. Aşk'ın Gayret adında bir lalası vardır ve sonunda ikisi Aşk'ın gidip Hüsn'ü kabile büyüklerinden istemesi konusunda anlaşırlar. Kabile büyükleri ise Aşk'ın bu arzusuyla alay eder ve eğer Hüsn'e kavuşmak istiyorsa Kalb ülkesine gidip Kimyâ`yı alıp gelmesi gerektiğini söylerler.

Yolun ne denli zorlu ve korkunç olduğunu da anlatırlar, Aşk yolda dev, cin ve cadılarla karşılaşacak, ateşten bir denizden geçmek zorunda kalacaktır. Aşk ile Gayret Kalb ülkesine yola koyulurlar ve başlarından birçok badire geçer. Her badirede onları Suhan kurtarır.

Mutlu sonla biten hikâyede; işin sonunda Aşk'ın Hüsn'ü kendinden ayrı sanmasının onu yanlış yollara düşüren şey olduğunu, aslında Aşk'ın Hüsn, Hüsn'ün de Aşk olduğunu, birlikte ikiliğin var olmayacağını aslın birlik (teklik) olduğu mesajı ile karşılaşılır.

Kahraman ve yerlerin isimlerinden hikâyenin sonucuna kadar neredeyse her unsur tasavvufi bir anlam taşımaktadır. (Örneğin; Hüsn ile Aşk seven ve sevileni yani hüsn-ü mutlak(Allah) ile dervişi, edep; dergahı, Munlâ-yı Cünun; mürşidi, Kalp şehri; Allah'ın tahtı olan gönlü ve oraya yapılan seferin, çile dolu sevgi mücadelesinin simgeleridir.)

GENÇ DENECEK YAŞTA VEFAT ETTİ

Şeyh Galib, Hüsn ü Aşk'ı bitirdikten sonra 'ya giderek Mevlâna dergâhında çileye soyunur. Çile çıkarması 1001 gün, yani yaklaşık üç yıl sürer. Çilesinin bir kısmını Konya'da bir kısmını da İstanbul'da doldurur. Bu arada da hiç şiir yazmaz. Mevlevî büyüklerinin sohbetlerinde bulunur, Mevlânâ'nın Divân-ı Kebir'i ve Mesnevi'siyle meşgul olur. Mesnevi şerhlerini ve diğer tasavvufla ilgili kitapları okuyup inceler. 27 yaşında iken, Mesnevî'yi on bir defa hatmeder.

Bir süre tarikatın çeşitli kademelerinde görev aldıktan sonra da Galatasaray Mevlevîhanesi'ne şeyh olur. Kendisi de bir şair olan padişah Sultan III. Selim döneminde korunan Şeyh Galib, hayatının son yıllarını da İstanbul'da geçirir. Genç denecek bir yaşta, 42 yaşında İstanbul'da vefat eder.

(Derlenmiştir.)

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN