Arama

  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Tarihe, ruha ve tabiata dair bir derin fikir şiiri: Açık Deniz

Tarihe, ruha ve tabiata dair bir derin fikir şiiri:

Tarihe, ruha ve tabiata dair bir derin fikir şiiri: Açık Deniz

Tanzimat’ın başından İstiklâl mücadelesine kadar, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderi, Türk aydınlarını ümitsizlik, cesaret ve korku, hayal ve kötümserlik kutupları arasında, sürekli bunalım içinde bıraktı. Balkan şehirlerinden birinde doğan ve ağır yenilgi sarsıntılarını daha yakından duyan , büyük ümitsizliği ancak şanlı ve güzel eski günleri hatırlamak suretiyle telafiye çalıştı.

Çöken âlem, 'in şiirlerinin aynasında ebedî yansımalar bırakarak kaybolur. Kuğuların en güzel seslerini ölürken çıkarmaları gibi bu şiirler de hüzünlü ve güzeldi. Geçmişimizin en değerli tarafları, sanatının ihtişamı içinde parladı.

YAHYA KEMAL'İN KUYUSU HATIRA VE HAYALDİ

"Mes'uddur o insan ki yaşar hatıralarla
İnsan âleminde hayal ettiği müddetçe yaşar"

Yahya Kemal, bu çirkin durum karşısında tarihin kahramanlık ve güzellik dolu ülkelerine çekilir. Mehlika Sultan'a âşık yedi genç, kuyunun içinde gördükleri hayal âlemine dalar ve kaybolurlar. Hayal, realiteyi aşmanın bir şeklidir. Büyük acı çekenler, büyük hayaller kurarlar.

SINIRLARI AŞMA DUYGUSU TÜRK TOPLUMUNUN HAMURUNDA VAR

Yahya Kemal'de de varlığı, hudutlu olanı aşma arzusu var. "Açık Deniz"de bu özlemin en kuvvetli ifadesi bulunur.

Bütün insanlarda ortak olan "sınırları aşma" teması, Yahya Kemal'de Türk tarihi ve kendi kişisel macerası olarak ortaya çıkar ve evrensel bir nitelik gösterir.

Sınırları aşma hissi şiirde birbirine bağlı üç plan içinde geliştirilmiş. Şair, başlıca vasfı akıncılık olan Türk tarihinde, duygusunun kaynağını keşfediyor. "Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu..." mısrası Türk tarihinin ruhunu yansıtır. Bu tefsire göre, Türk tarihi sınırları aşma ihtirasının bir ifadesi. Gerçekten de Türk tarihine umumi olarak bakılınca onda maddi ve manevi sahada bu duygunun hâkim olduğunu görürüz.

AÇIK DENİZ VE SINIRLARI AŞMA İSTEĞİ

"Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum / Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum." dizelerinde Yahya Kemal'in milli tarihteki sınırları aşma isteğini daha çocukluğunda kendi ruhunda keşfine şahit oluyoruz. Daha sonra şair, "Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını" dizesinde bu alev gibi hasretin milli bir kaynaktan geldiğini anlar.

İnsan ruhu özlemleri bakımından sınırsız, içinde bulunduğu âlem ise sınırlıdır. Sonsuzluk ihtirası ile dolu ruh, varlığın katı gerçekliğine çarpınca acı çeken olur. Bir milletin sınırsızlık özlemi, cihangirlik arzusu başka milletlerin varlığı ile karşılaşır. Yahya Kemal'in çocukluk ve gençlik yıllarında asırlarca iradesini üç kıtaya hakim kılmış olan Osmanlı İmparatorluğu hezimete başlamış bulunuyordu. Tanzimat'tan beri duyduğumuz ıstırap bundan ileri geliyordu.

Yahya Kemal, sonsuzluk duygusunu tarihi, ferdi ve doğal planlar içinde geliştirirken çok güzel bir nizam kurar. "Hissi bir tohum, şiir boyunca yavaş yavaş gelişiyor, şairin kalbinden çıkarak bütün varlığı kucaklayan bir ağaç haline geliyor." İnsandan, ruhtan hareket etmek suretiyle tabiatı bir beşeri plana sokar. Onun birçok şiiri adeta bir duygunun hikâyesidir. Yahya Kemal'e göre tabiat asla tek başına bir anlam ifade etmez. 'de Yahya Kemal'e denizi bu kadar anlamlı gösteren kendi hisleridir. İnsandan hareket eden Yahya Kemal adeta insana benzer bir "mit"i yaratır.

AÇIK DENİZ

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl...
Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,
Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr!"
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!

Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldadı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...
Sezdim bir âşina gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.

BÜYÜK IZDIRAPLA YOLA DÖKÜLÜŞ TÜRK EDEBİYATINDA BAŞLICA TEMA

"Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan / Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan" dizesiyle engele uğrayan sonsuzluk özleminin şairi üzdüğünü ve şairin başka şekilde tatmin yollarını aradığı anlaşılıyor. İçtimai akıncılık mümkün olmayınca kişisel seyahat vasıtasıyla "ufukların tadı"nı çıkarmaya çalışıyor.

Yahya Kemal, dünyadan dışarı çıkmak ister gibi, yerin sınırına kadar varır ve orada büyük denizle karşılaşır. Med zamanıdır, gökyüzü kurşunla örtülüdür, deniz de bin başlı ejderha gibi kıvranmakta, yelken- vapur ne varsa hepsini limanlara kaçırmakta, deniz kendisine kalan koskoca meydanda asi ve bağrı hür uzun uzun ulumaktadır. Denizin bu kuvvet ve ihtişamı ile bir mekanı kaplama isteği şairin de hoşuna gider. Onunla kendi ruhu arasında bir yakınlık bulur. Deniz, ona kalbinin sırrını verir. Hiçbir güzel kıyı, "bir bitmeyen susuzluğa benzeyen bu ağrı"yı, sonsuzluk özlemini gidermez. İnsan ve doğa bu sınırlı âlemin içinde hapistir.

AÇIK DENİZİN SAKİN KELİMELERİ

Açık Deniz'de hiçbir benzetmeyi içermeyen çıplak mısralar büyük kısmını şekillendirir. Bunlarda duygu veya varlık hiçbir örtüye lüzum kalmaksızın olduğu gibi ortaya konulur.

"Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl / Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını", "Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan", "Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr! / Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar" dizelerinde ve daha bunlara benzer birçok mısrada biz çıplak dilin mermerden yontulmuş heykeller kadar güzel ve doğal olduğunu kuvvetle hissederiz. Halk şiirinden sonra, yüksek edebiyatta bize sade derin ve güzel şiirler yazılabileceğini Yahya Kemal ispat eder.

HER MISRA VEYA BEYİT MÜSTAKİL BİR CÜMLEDİR

Yahya Kemal, şiiri büsbütün ortadan kaldıracak olan her akıma karşı ahengi korumuş, herkesin önemsiz görmeye başladığı aruzu yüksek bir müzik aracı yapmıştı. Servet-i Fünuncuların nesir sentaksına karşı Yahya Kemal, her mısrayı veya beyiti müstakil bir varlık haline getirdi. Cümleleri veznin içine hiç bozulmadan yerleştirdi. Şiirlerinde dolgun ve tam kafiyeyi kullandı. Bilhassa denizi tasvir eden kısmında kuvvet, genişlik, hareket, gürültü tesirine ortak olan bir ses yapısını kullandı.

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış devrini yaşayan Yahya Kemal, eski medeniyetimizin içinden kurtulması mümkün olan birçok şeyi kurtardı. Milli ruhun kaybolmaya yüz tuttuğu bir devirde şiir vasıtasıyla, onu hiç ölmeyecek bir şekilde diriltti. Bugün, geçmiş asırlarımızın en güzel tarafı, onun mısraları sayesinde hatıralarımızda yaşıyor.

(Şiir Tahlilleri- Mehmet Kaplan)

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN