Arama

Elmalılı'dan Akif’e üç mersiye

Elmalılı'dan Akif’e üç mersiye

’ın daha önce hiç yayınlanmamış şiirleri gün yüzüne çıktı. Yakın dostu ’in 26 Aralık 1936 yılında vefat etmesi üzerine iki uzun mersiye yazan Elmalılı Hamdi Yazır ayrıca Akif’in vefatından sonra dörtlü kıtalardan oluşan bir başka daha kaleme almış. Biri tarihsiz ikisi ise 1937 yılının Mart ayında kaleme alınan ilk kez okurla buluşuyor.

Milli şairimiz Ersoy'un en yakın dostlarından birisi de devrinin son alimlerinden 'dır. Cumhuriyetin ilanından sonra Elmalılı Hamdi Yazır İstiklal Mahkemelerinde idamla yargılanırken diğeri 'nın şairi olsa da ikinci kez meclise girmesi istenmez. Şapka Devrimi'nden sonra iyice kabuğuna çekilen iki arkadaştan Elmalılı Hamdi Yazır şapka giymemek için 22 yıl boyu evinin bahçesine bile çıkmazken, ailesiyle birlikte Mısır'a gider.


Mehmet Akif Ersoy

Bu arada dönemin diyanet işleri tarafından biri Kur'an tefsiri diğeri ise Kur'an meali yazması için görevlendirilir. Anlaşmaya göre Mehmet Akif yazdığı mealleri Elmalılı Hamdi Yazır'a gönderecek o da yazdığı tefsirin içine bu meali yerleştirecektir. Bu süre zarfında hem , hem de yaşadıkları sıkıntılar üzerinden dostlukları daha da ilerler. Hem çalıştıkları ve meal üzerine, hem de yaşadıkları zorlukları birbirlerine yazdıkları mektuplarda dile getirirler.

Mehmet Akif Ersoy bilindiği üzere Türkçe ibadetin tartışılmaya başlaması üzerine Kur'an meali yazmaktan vazgeçer. Bu görev de Elmalılı'ya verilir. Mısır'da hastalanan ve İstanbul'a döndükten kısa bir süre sonra vefat eden Mehmet Akif'in ölüm haberini alan dostu Elmalılı Hamdi Yazır büyük üzüntü yaşar. Mehmet Akif'in ölümünden sonra kaleme aldığı iki uzun şiirde bu üzüntüsünü dile getirir.

Mersiye tarzında yazılan iki şiirin dışında bir de dörtlüklerden oluşan altı kıtalık yine vefatından sonra kaleme aldığı bir daha vardır. Yeni Şafak'ın haberine göre, bu şiirleri Elmalılı Hamdi Yazır üzerine akademik çalışmalarını sürdüren Necmi Atik ilk kez gün yüzüne çıkardı. Elmalılı Hamdi Yazır'ın el yazması çalışmalarını, mektuplarını ve şiirlerini günümüze ulaştıran torunu Mehmet Hamdi Yazır'dan alan Atik, Akif üzerine yazılan bu şiirlerin hikayesini, Elmalılı Hamdi Yazır'ın şair kimliğini ve iki yazarın dostluklarını anlattı.

Osmanlı'nın son büyük alimlerinden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır üzerine yaptığınız çalışmalardan sizi tanıyoruz. Elmalılı'nın torunu tarafından saklanan terekesinden hiç yayınlanmamış kendi el yazısından şiirlerini ilk kez siz gün yüzüne çıkardınız. Bu şiirlerden ve Yazır'dan bahsetsek neler söylersiniz?

Elmalılı, Osmanlı Devleti'nin son, döneminin ise başlarında yaşamış, almış olduğu köklü klasik medrese eğitimini yeni dönemin fikirleri ile meczedebilmiş bir âlimdir. Medreselerin müfredâtında yer alan bütün dersleri okutabilecek yeterlilikte bir âlim olduğu için kendisine 1908'de ders-i âmlık pâyesi verilmiştir. Son devir Osmanlı âlimlerinden ve asrımızın önde gelen müfessirlerinden biri olan Elmalılı, günümüzde meşhur tefsiri Hak Dini Kur'ân Dili müellifi olarak tanınmakta, onun dil, fıkıh, kelam, felsefe, mantık, hukuk, edebiyat ve sanat alanlarındaki önemli çalışmaları çok az bilinmektedir.

24 YAŞINDA ŞİİR YAZMAYA BAŞLAMIŞ

Telif eserleri yanında, felsefe ve mantık alanlarında Fransızca'dan, edebiyat alanında Farsça'dan ve İslâmî ilimlerde 'dan önemli tercümeleri bulunan Elmalılı, daha 16 yaşında iken, annesi tarafından dedesi olan Sarılarlı Abdullah Efendi'nin Şerhu'l-İsti'âretü'l-Cedîde adlı Arapça eserine Arapça hâşiye yazacak kudrette ilmî vukûfiyet kesbetmiştir.

Elmalılı'nın terekesindeki şiirlerine yazdığı tarihlerden öğrendiğimize göre, 1900 yılında, yirmi dört yaşlarında iken şiirler yazmaya başlamış ve vefatına kadar şiir yazmaya devam etmiştir. Şiirlerinde, divan edebiyatı nazım şekillerinden beyitlerle kurulan, gazel, kaside, mesnevi, mersiye ve kıt'alara daha çok yer vermiş; bentlerle kurulan, rubâi, murabba, muhammes, terci-i bent nazım biçimlerini daha az kullanmış, bazı nazîreler de kaleme almıştır.


Elmalılı Hamdi Yazır

TÜRKÇE VE ARAPÇA YAZILMIŞ

İyi derecede Arapça, Fransızca ve Farsça bilen Elmalılı Hamdi Yazır şiirlerini hangi dilde yazmış?

Elmalılı'nın sözkonusu dillerde yazılmış girift kitapları tercüme etmesi bu dilleri çok iyi bildiğinin delilidir. Şiir yazma konusuna gelince iki dili tercih etmiştir, Türkçe ve Arapça. Bu iki dilde 90 beyitlik mersiyeyi de, kıtaları veya rubâileri de mâhir bir şekilde nazmetmeyi başarmıştır. Elmalılı'nın metrukâtında farklı nazım biçimlerinde 153 adet şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin 143 tanesi Türkçe, 10 tanesi Arapça'dır.

Hangi şairleri okuyor, kimleri seviyor. Bu konuda da kayıtlarda yer alan bir bilgi var mı?

Elmalılı'nın, Sa'di, , Nazîm, Sâmi, Arif Hikmet, , Rızâ, Hâfız, Ebi'l-Hüdâ, Zûzenî, Nûrî, Tahir bey, Kâlâbî, Arif Hikmet gibi Türk, Arap ve Fars şairlerinin şiirlerini okuduğunu onun kendi el yazısı ile fihristini tuttuğu şahsi kütüphanesinin demirbaş listesinden öğreniyoruz. Muhammed Esad Erbili'nin şiirlerini de okumuş ve bir gazeline hârika bir tahmis yapmıştır;

Lâha lî tayfun serâ fi'l-kevni min tilkâ Bedir

'Aşk-ı ez cismi kürfet-i köft yâ hâzâ edir

Sormam artık pîre sâkî gâye-i ma'nâ nedir

Leblerin söyler civânım gonca-i ra'nâ nedir

Gözlerin eyler işâret nergis-i şehlâ nedir

diye başlayan, Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilâtün Fâ'ilün vezninde yedi kıtalık bir şiir, Naci ve Hicrî'nin gazellerine nazîreleri, Zamahşeri'nin gazelini nazımla tercümesi var. 'ı okur, Kendi ifâdesiyle "Cenab Şehabeddin medreseye, mantıka, fıkıh ve ahkâm-ı şer'iyyeye ta'riz ettiğinde" notuyla cevap olarak,

"Hazret-i mîr-i Cenâb'ın sözü bürhân gibidir

Bezm-i 'irfâna desem doğrusu bühtân gibidir"

diye başlayan 17 beyitlik şiir yazar. Ulaşabildiği her şairin şiirlerini okuyan birisidir Elmalılı.

Şiirlerine bakınca etkilendiği bir şair var mı? Bu konuda bir şey söyleyebiliyor muyuz?

Mehmet Akif'e derin bir muhabbet beslemekte, çalışmalarını ve bilhassa şiirlerini yakından takip etmektedir. Fakat Elmalılı'nın, yazdığı şiirlerinden yola çıkarak şu şairin etkisi altında kalmıştır dememiz zordur. Şiirlerinde, muhtevâ ve nazım bakımından kendine has bir üslûbunun olduğunu söyleyebiliriz.

DOSTUNU KAYBETMENİN ACISI VAR

Bu şiirler arasında Mehmet Akif'e yazdığı bir şiir var. Bu şiiri hangi tarihte yazmış? İkisinin de İstanbul'da yaşadıkları yıllar mı?

Aslında Mehmet Akif'e yazdığı üç şiir var. Birisi kaslak mahiyetinde tarihsiz, diğer ikisi 1937 yılının Mart ayında yazılmıştır. Elmalılı şiirlerini, Akif'in vefatından sonra, dostunu kaybetmenin acısıyla ve büyük bir mahzuniyetle yazmıştır. Elmalılı'nın, "Muhammed Âkif'e" başlıklı ve "El-muhtâc ilâ Rabbihi'l-Muhyî Muallim Hamdi" diye imzaladığı tarihsiz şiiri mersiye tarzında 28 beyitten müteşekkildir ve son beyti vedâ dizelerinin yer aldığı üç mısradır. Yine mersiye tarzında yazdığı " Akif'in Rûhuna" başlıklı ve "Mart 1937 Nâzım ve kâtibi el-muhtâcü ilâ Rabbihi'l-muhyî" diye imzaladığı 41 beyitlik şiiri. Bu şiirin son iki beytini de vedâ mısralarıyla tamamlamıştır. Üçüncü "Muhammed Âkif" başlıklı şiiri altı kıtadır ve "7 Mart 1937 Yıldız Muallim Hamdi" diye imzalıdır.

Mehmet Akif'le dostluğu ve arkadaşlığı üzerinden bu şiiri değerlendirecek olursak neler söylersiniz?

Mehmet Akif ve Elmalılı iki dev şahsiyet olarak çok sıkı dostlardır. Fazîlet, olgunluk, dürüstlük, dik durma, secâat, merhamet, İslâmî konulardaki hassâsiyet, vatanperverlik, ümmet sevgisi gibi üstün haller ortak özellikleri olduğu gibi, ilmî ve edebî konularda da benzer vasıflarını görürüz. İslâmî ilimler noktasında, Cumhuriyet tarihinin en önemli projesi olan Kur'ân-ı Kerîm meâl ve tefsîri konusundaki çalışmaya da ortak başlamışlardır. Elmalılı, Ahmet Hamdi Akseki'ye bu çalışmayı Akif olmadan kabul etmeyeceğini söylerken, Akif de bu konuyla alâkalı karar vermek için Elmalılı'nın evinde toplandıklarında Elmalılı olduğu için çalışmayı kabul ettiğini ifâde etmiştir.

AKİF'İN DÜŞMANLARINA ŞİİRLE CEVAP

Elmalılı, Akif'e yazdığı üç şiirde de, onun şiirdeki kemâl derecesini, yedi cüzlük 'ında yurdunun elem ve kederlerine çâreler aradığını, böyle bir şairin millî ve vatanî şâir ünvanını lâyıkıyla hakettiğini, ona düşmanlık edenlerin sohta dediklerini ve yazdıklarını zararlı gördüklerini, fakat onun vatanı ve milleti için hep iyilikler, güzellikler için çalıştığını, yazdığı şiirleri ihtiyarıyla, genciyle kimsenin yazamayacağını, şiirlerinde edebî sanatlar noktasında hiçbir hatânın olmadığını vurgular.

Elmalılıya göre, Akif'i tanıyan herkes onu yürekten sevmişti. O, her hâliyle örnek bir Müslümandı, hiçbir şeyden yılmamıştı, Allah'tan başka kimseden korkmazdı. Hz. Ebubekir'in (r.a.) sıdkı, Hz. Ömer'in (r.a.) imanı ve Hz. Ali'nin (r.a.) fazilet özelliklerini taşımaktaydı. Şiirlerini şehvet ve egoizm katmamıştı ve şairlerin imamıydı. Doğu ve batı da herkes onu tanımaktaydı ve Mısır'da Hulvan'da ve Ezher'de ondan çok istifade edilmişti. Elmalılı, Akif'e "Sen bizdensin, biz sendeniz" diye seslenerek, "bütün güzellikler ve üstün özelliklerle vasfedilsen hakkındır" der. Elmalılı, ev hapsinde olması hasebiyle Akif'in cenazesine katılamadığına çok üzgündür. Devlet erkânının cenazeye ilgisizliğinden yakınır, fakat halk Akif'i bağrına basmıştır. Elmalılı, gençlerin cenazedeki ihlâsına, göklerdeki meleklerin gıpta ettiğini söylerken Akif'e, "Çanakkale şehidi" unvânını layık görür.

Milli şairimizin Mehmet Akif ile birlikte Kur'an meali ve tefsiri üzerine çalıştıklarını biliyoruz. Aynı zamanda ikisi de şiirden yakından ilgileniyor. Ancak Elmalılı Hamdi Yazır şiirleriyle değil tefsir çalışmalarıyla daha çok öne çıkmış. Bunun sebebi nedir?

"Marifet iltifata tabidir, müşterisiz metâ zâyidir" fehvasınca, Elmalılı gibi allâme zevâtlar dahi o dönemlerde dışlanmış, ömürlerini geçim sıkıntıları ve bin bir zahmetlerle tamamlamışlardır. Elmalılı'nın 16 yaşında iken eserler vermeye başladığını zikretmiştik. Yirmi yaşlarında dönemin dev hattatları Bakkal Arif Efendi ve Sami Efendi'den icazetli bir hattat. Sipariş usulü kitap istinsahı yapıyor, Kur'ân-ı Kerîm ve levhalar yazıyor. Elmalılı'nın aynı zamanda muhteşem bir hattat olduğunu, yayınladığımız "Hattat Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır" kitabıyla tanıma ve tanıtma imkânı bulduk. Farklı alanlarda yazdığı telif eserleri ve tercümeleri olan bir şahıs Elmalılı. Gerçekten muhteşem biri. Elmalılı'nın tefsiri ise bir devlet projesidir. Diyânet İşleri Başkanlığı'nın takip ettiği bir proje. 12 yıl boyunca Diyanet İşleri adına Ahmet Hamdi Akseki yakından ilgilenmiştir ve devamlı gündemdedir. Bazen bir husûsiyeti çok öne taşıdığınızda diğer özellikler gölgesinde kalabiliyor.

VATAN SEVGİSİ ORTAK TEMA

Akif ve Yazır'ın şiirleri arasında şiir, tema olarak benzerlikler var mı peki?

Tema olarak benzerlikler var. Şiirlerinde; Allahu Teâla ve Hz.Muhammed (s.a.v.) olan derin aşk ve muhabbet, İslâmi konular, vatan sevgisi, ümmet sevgisi, toplumun içinde bulunduğu zor durumlara çâreler aramak, toplumu gayretlendirmek, heyecan, ümit gibi konuları işlemişlerdir.

Şiir üsluplarının benzediğini söylemek zor. Elmalılı'ya nazaran Akif, daha sâde ve akıcı bir dil kullanıyor ve dil konusunda Türkçe kelimeleri daha fazla tercih ediyor. Elmalılı'daki ilmî hüviyetinin verdiği ağırlığın şiirlerine de yansıdığını görüyoruz.

Elmalılı'nın şu ana kadar bilinen şiirleri iki tane idi. Bu gün sizin vasıtanızla 153 şiiri olduğunu duyurmuş olduk. Bir dörtlüğünü de paylaşalım bu vesile ile;

Ey kalemim sağ elim

Sensin benim hem-demim

Meşgul eyle kalbimi

Çıksın ondan elemim



ELMALILI BİR UMMAN

Elmalılı Hamdi Yazır'ın terekesinden Mehmet Akif'in yazdığı mealin ilk bölümünü de ilk kez siz gün yüzüne çıkarıp kitap olarak okurla da paylaşmıştınız. Bu dostlukla ilgili başka yayınlanmamış neler var elinizde?

Elmalılı ile alakalı çalışmalarımızın altıncı yılına girdik. Elmalılı bir umman. Çalışmalarımız tamamlandığında paylaşırsak daha isabetli olacağı kanaatindeyim. Herhangi bir konunun eksik kalan taraflarını Elmalılı'nın başka bir çalışmasının içinde bulabiliyorsunuz. Bu konuda biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Elmalılı'nın başka birilerine ithaf ettiği şiirler var mı? Şiirlerinde öne çıkan ana duygular neler?

Başta Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) olmak üzere birçok kişiye ithafen yazdığı şiirler var. Mesela, çok sevdiği hocası Şer'î Tedkîkât Meclisi Resisi Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin hastalanıp 1332/1914 yılında vefat etmesinden dolayı, hocasına 90 beyitlik Arapça bir mersiye yazıyor. 1334/1916 yılında babasını kaybediyor. Babası içinde 25 beyitlik Arapça bir mersiye ve vefat tarihine Arapça bir kıta yazıyor.

OĞLUNA DA MERSİYE YAZMIŞ

Hocası ve aynı zamanda kalp rahatsızlığı olan amcası Gölhisar'lı Muhamed Emin Efendi'yi 1325/1907 yılında, küçük oğlu Hâfız Mustafa'nın eşkıya tarafından katledilmesine dayanamayıp kaybedince 9 beyitlik Arapça bir mersiye yazıyor. Mezar kitâbesi olarak altı mısralık bir şiirde kaleme alıyor. Amcasının katledilen oğlu için de mezar taşı kitabesi olarak beş beyitlik bir şiir kaleme alıyor.

Torunu Ömer Faruk dünyaya gelmesi sevinciyle hediye olarak talik hattıyla bir beyit, kardeşi Hattat Mahmud Bedreddin'e 1335/1917 tarihli talik hattıyla yazdığı bir kıtası ve tarihsiz iki kıtalık yine talik hatlı bir şiiri var. Elmalılı, 1916 doğumlu ortanca oğlu Numan'ı 1931 yılında 15 yaşında iken kaybeder. Oğluna ithafen de hüzün dolu şiirler kaleme alır. Şâir Yaşar Nâdî'ye ithâfen ve Cenab Şehâbeddin'e cevap olarak birer şiiri var.

Elmalılı peki sizce şiirlerini sağlığında neden yayınlamamış?

Elmalılı, daha çok Osmanlı Devleti'nin son dönemlerindeki ilmî, fikrî ve siyâsî meselelerine önem vermiş ve yoğunlaşmış, bu sorunlara çâreler bulmaya çalışmış, makâlelerini bu konularda kaleme almıştır. Diğer taraftan Elmalılı'nın hedefi yazdığı şiirlerle tam bir dîvân oluşturmak ve ondan sonra yayınlamaktı zannediyorum. Çünkü elimizdeki şiirler dîvân oluşturacak hacime yakındır. Makâle yazdığı muhtelif dergilerde şiirlerini yayımlamamasının nedeni de, dönemine şiirleriyle damgasını vuran Mehmet Akif'in kâfi geldiğini düşünmesi ve kendisinin diğer alanlarda neşriyatta bulunmuş olması olabilir.

Mehmed Akif'e

Mülhimâtın yüzde doksan metn-i Furkân, Akif

Hele eşsiz tarz-ı nazmın rûh-ı perrân, Akif

Şi'r u hikmet, kavl-i Hak'da şems-i tâbân, Akif

Sana sânî çıkacak yok; işte meydan!... Akif

Ya hulûsun? o selîm gönlüne bir şân, Akif

Varlığındır şeref-i Adem'e bürhân, Akif

Bütün ömrün bir cihaddır, koca aslan Âkif

Ne mesâib; ne mezâhim seni yıldırmadı hiç

Sana düşman olanı hep kürekledin bir hiç

Çünkü îmân-ı "Ömer" di berk uran sinende

Bir duyulmuş korku ancak havf-ı Yezdân Âkif

Gidişin nükbet-i 'uzmâ, sırr-ı merdân Âkif

Bekr u Âsım, duru vicdanlara sultan âkif

Şiire şehvet katmamış hiç tek adamsın Âkif

Su'adâ-yı şu'arâya sen imamsın Âkif

Milletin derdine dâim si'r-i giryân Âkif

Safahât'ın ehl-i derde zikr u dermân Âkif

Egoizme, hırsa düşmân seyf-i berrân Âkif

Küfr-i ilhâdın önünde hısn-ı îmân Âkif

Şark u garb bilgilerinde ulu ummân Âkif

Ezherîler bile senden aldı irfân Âkif

Yurdunun bir en ufak nef'ine kurbân Âkif

Hep teneffu' ve tebasbus bağlarından pek uzak

Yaşadın sen kezâ ülkün ile hâkân olarak

Ulu Rabbim seni fazl u kereminden hiç ırak

Tutmamıştır hem de tutmaz şöyle bir an Âkif

Mısr u Hulvan sana kürsi, hem de bir arş vererek

Seni terfi'a ede durdu senelerce gerçek

İhtizârın, nakl-i na'şın ile tedfininde

Yüce Tanrım ne olurdu bulunaydım ben de

Bir doğuş doğdu ki ölmez 'izz u Yezdân Âkif

İhtifâlin bir mu'azzam lütf-i Rahmân Âkif

Tek nazirin görmemiştir şu cihâniyân Âkif

Hep samimi başlar üstünde gezerken tabutun

Çıktı takdisleri halkın fevkine her umudun

Ne büyük râbıta ihlâs vardı gençlerde o gün

Gıbta etti sana göklerde meleklerde o gün

Hem hayâtındı saâdet hem memâtın Âkif

Hicr-i sûrî bizedir zehr-i hayatın Âkif

Bir kitap sen tanıdın o da Kur'ân Âkif

Bir de kânûn tanıdın ki o da vicdan Âkif

Ne emîr ne de emîre ne de kağan Âkif

Olmamıştır sana hâkim hürru'l-ihvân Âkif

Taptığında senin ancak Rabb-i Ekvân Âkif

Aşk-ı Muhtâr ise sen de koca volkan Âkif

Nurlu canlarda yer almış mutlu cânân Âkif

Ebediyyet sana âsârına cüsbân Âkif

Vasf-ı şânında ne denilse sana şâyân Âkif

Mülk-i mürevves u mübeşşer sana rıdvân Âkif

Ey bu gün dertli gönüllerde hazîn türbende

Bir kemik külçesi halinde yatan kutlu azîz

Nezd-i Hak'ta ÇanakkaleŞehidi'ndende

Daha yüksek derecen var buna îmân ederiz

Sana bizden gelecekler için afvın dileriz

Hiç hayırsız ölecekler için afvın dileriz

Es-selâm ey Mehmed Âkif, ibn-i Tâhir es-selâm

Ente fînâ, nahnu fîke, ente Tâhir es-selâm

Tûke rehbâb-i visâli, kuydet-i Hak es-selâm

Es-selâm şâ'irü'l-İslâm, nâtıku'l-Hakk es-selâm

El-muhtâc ilâ Rabbihi'l-Muhyî Mu'allim Hamdi

Akif'in Ruhuna

Mülhimâtın yüzde doksan metn-i Furkân Âkif

Hele eşsiz tarz-ı nazmın rûh-i perrân Âkif

Serd-i hikmet kavl-i Hak'ta şems-i tâbân Âkif

Sana bir er çıkacak yok, işte meydan Âkif

Yâ hulûsun o selîm gönlüne bir şân Âkif

Varlığındır şeref-i Âdem'e bürhân Âkif

Hak için hep didinirdin nerde olsan Âkif

Bütün ömrün bir cihattır koca aslan Âkif

Ne mezâhim, ne mevâni' seni yıldırmadı hiç

Sana düşman olanı hep kürekledin Âkif

Çünkü îmân-ı Ömer'di berk uran sînende

Tek duyulmuş korku vardı havf-ı Yezdân sende

Türkü îkâz, Türkü i'lâ için ancak yazdın

Yüce Türklük yaşadıkça yaşar elbette adın

Gelişin millete izzet temiz insan Âkif

Gidişin mâtem-i a'zam sırr-ı merdân Âkif

Sıdk-ı Sıddîk, fazl-ı Haydar sende rahşân Âkif

Tayş-i ufûlün ile İslâm zâr u nâlân Âkif

Şi're şehvet katmamış hiç tek adamsın Âkif

Sü'adâ-yı şu'arâya sen imamsın Âkif

Mütebellir, mütenevvir çağlayandın Âkif

Yere sırtı gelmeyen bir pehlivandın Âkif

Milletin derdine dâim şi'r-i giryân Âkif

Nefehâtın bir sırdır şerh-i hicrân Âkif

Safahât'ın ezkiyâya zikr u dermân Âkif

Egoizma, hırsa düşman seyf-i berrân Âkif

Yurdunun bir en ufak nef'ine kurbân Âkif

Küfr-i ilhâdın önünde hısn-ı îmân Âkif

Şark u garb bilgilerinde ulu ummân Âkif

Ezherîler bile senden aldı 'irfân Âkif

Alman'ın dil okulunda okunursun Âkif

Şi'rimizde en yücelmiş kars-ı nursun Âkif

O pür âhenk gür sesinle öyle haykırdın ki

İstiklâl Marşı'mız ondan örünecektir belki

Hep teneffü' ve tabasbus bağlarından pek uzak

Yaşadın sen kendi ülkün ile hâkân olarak

Sefih ve levse tükürmek ile bir zevk bularak

Ulu Rabbim seni fazl u kereminden hiç ırâk

Tutmamıştır hem tutmaz şöyle bir an Âkif

Her deminde kerem el-hak oldu şâyân Âkif

Mısr ve Hulvân sana kürsi hem de bir arş vererek

Seni terfi' ede durdu senelerce gerçek

İhtizârın, nakl-i na'şın ile tedfininde

Yüce Tanrım, ne olurdu bulunaydım ben de

Bir doğuş doğdu ki olmaz izz-i Yezdân Âkif

İhtifâlin en mu'azzam lütf-i Rahmân Âkif

Sürmemiştir elini tek sana şeytan Âkif

Bu hulûsu görmemiştir şu cihâniyân Âkif

Gayr-i resmî başlar üstünde gezerken tabutun

Çıktı takdisleri halkın fevkine her umudun

Ne büyük râbıta ihlâs vardı gençlerde o gün

Gıbta etti sana göklerde melekler de o gün

Hem hayatındı saâdet hem memâtın Âkif

Hicr-i sûrin bizedir zehri hayatın Âkif

Bir kitap sen tanıdın ki o da Kur'ân Âkif

Bir de kânûn tanıdın ki o da vicdan Âkif

Ne emir ve ne emîre, ne de kaan Âkif

Olmamıştır sana hâkim hürru'l-ihvân Âkif

Taptığındı senin ancak Rabb-i Ekvân Âkif

Aşk-ı Muhtâr ise sende koca volkan Âkif

Ne te'azzum ne tekellüf ne tasannu' bildin

Yalnız "Hak!" diye bağıran en pürüzsüz dildin

Ne özünde ne sözünde ne işinde yalanın

Biri yokdu, örnek idin tastamam Müslümanın

Seni böyle tanıyanlar seni içten sevdi

Bu çeşit sevgidir ancak ezelî, hem ebedî

Ehl-i îmân için oldun yeni Hassan, Akif

Nurlu canlarda yer aldın mutlu cânân Akif

Bekr u Âsım, duru vicdanlara sultan Âkif

Ebediyyet sana, âsârına cüsbân Âkif

Vasf-ı şânında ne denilse, gene noksan Âkif

Mülk-i müverres ve mübeşşer sana ridvan Âkif

Ey bu gün dertli gönüllerde hazîn türbende

Bir kemik külçesi halinde yatan kutlu aziz!

Nezd-i Hak'ta o Çanakkale şehidinden de

Daha yüksek derecen var buna îmân ederiz

Sana bizden gelecekler için afvın dileriz

Suçluyuz hep, bize toptan bir şefaat ediniz

Es-selâm ey Mehmed Âkif, ibn-i Tâhir es-selâm

Ente fînâ, nahnü fîke, ente Tâhir es-selâm

Tûke rehbâb-i visâli, keydût-i Hak, es-selâm

Es-selâm şâiru'l-İslâm, kalemü'l-Hak, es-selâm!

Mart 1937, Nâzım ve kâtibi el-muhtâcü ilâ Rabbihi'l-Muhyî Muallim Hamdi

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN