Arama

Batı'ya muhalif Batılılar

Yayınlanma Tarihi: 09.05.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 09.05.2018 19:32
Batı’ya muhalif Batılılar

Batı’nın bugünkü medeniyetini, “öteki” olarak tanımladığı toplumlardan kendini üstün görerek inşa etti. Bu üstünlük iddiasıyla meşrulaştırdığı sömürgecilik ve kölelik anlayışı, aslında Batı uygarlığının temellerini oluşturuyor. Bu durumu, Batılı sanatçılar da yoğun bir şekilde eleştirdi.

Modernleşme ile birlikte birbirinin kurdu olan ve doğanın efendisi olduğunu iddia eden Batılı insanın, iki dünya savaşına, soykırımlara, toplumsal çatışma ve yozlaşmalara sebep olduğunu biliyoruz. Böyle bir zihniyet üzerine kurulmuş olan Batı'nın aklı, bilimi ve teknolojiyi kutsaması, insanları bireycilik kisvesi altında yoz bir bencilliğe sürükleme çabaları bugün de devam ediyor. Bütün bu iddiaları, Batı medeniyetinin içinde olan, Batı'nın dününe ve bugününe içeriden şahit olmuş pek çok düşünürde görmek mümkün.

"BİR ÇÖKÜŞÜN ÜRÜNÜ" MODERN İNSAN

Birçok düşünürü etkilemiş, çağının önemli filozoflarından biri olan Nietzsche'yi, Adorno: "Batı kültürünün bir tanığı, insanlığın rezil olduğu bir dünyada insani olanı dışa vuran yegâne düşünürlerden biri" olarak tanımlıyor. Batı'nın kendi medeniyet eleştirisi, genellikle post- Nietzsche felsefesi üzerinden gerçekleşiyor bugün. Nietzsche'yi bu kadar önemli kılan şey ise, onun Batı uygarlığını insan gelişimi karşısında büyük bir engel olarak görmesiyle alakalıdır. Zaten modernizme karşı ilk köklü eleştirinin de Nietzsche tarafından yapıldığını biliyoruz. Çağının en önemli özelliğinin dağılma ve belirsizlik olduğunu söyleyen Nietzsche'ye göre modern insan "bir çöküşün ürününden ibaret."

Avrupa'nın yürüdüğü yolu buzdan bir yola benzeten filozof, kendi çağından sonra kimsenin bu yol üzerinde yürüyemeyeceğini söyleyip Avrupa'nın sonunun nihilizm olduğunu vurguluyor eserlerinde. 'İyi ve Kötünün Ötesi' adlı kült eserinde modernizmin ana saiki olan değişen bilim anlayışını; her çeşit hoşnutsuzluğun, inançsızlığın ve kara vicdanın gizlenmesini şu sözlerinden anlıyoruz: "Ah, bilim bugün neleri gizlemiyor ki! Bilim, kendini uyuşturma aracıdır."

DÜŞÜŞ HAREKETİ RÖNESANS VE REFORM

1886'da Fransa'da dünyaya gelen bir mühtedi Rene Guenon. Müslüman olduktan sonra Abdülvahit Yahya adını aldı. Eserlerini Avrupa'nın en buhranlı dönemlerinde yazan ve Batı'nın hâkim kavramlarına birçok eleştiri getiren, onun sahip olduğu düşünce sistemine karşı başlattığı mücadeleden de ömrü boyunca hiç vazgeçmeyen bir isim.

'Modern Dünyanın Bunalımı' başlıklı kitabında; Batı dünyasının amansız bireyciliğini, eylemi bilgiden üstün gören anlayışını ve bilimi din yerine koyarak onu neredeyse "kutsal" bir noktaya getirmesini eleştiriyor. Gueonon modernliğin başlangıcı kabul edile Rönesans ve Reform hareketlerinin sanıldığının aksine bir yükselişten çok düşüş hareketi olduğunu savunuyor. Ve her şeyin tek kıstası olarak kabul edilen "bilimciliğin" aslında insanı ne denli bir felakete sürüklediğini şu sözlerle aktarıyor: "Salt bilim gerçekliği üzerine kurgulanan bir dünya görüşü astın üstü yargılaması, bilgisizlikten bilgelik önüne engeller koyması, yanlışın hakikat önüne geçmesi, beşeri olanın ilahi olanın önüne geçmesi, yerin göğün üstüne çıkması ve bireyin kendisini her şeyin ölçüsü yapması… Bunun sonucunda da tamamen kendi nispi, yanılabilir aklından çıkardığı yasaları evrene zorla kabul ettirmeye kalkışması ile karşı karşıya kalmıştır."

İnşa edilen modern medeniyetin açmazlarının ancak Doğu'nun metafizik hakikatlerinin Batı tarafından öğrenilmesi ile çözüleceğine inanıyor.

AMERİKA RÜYASININ YIKICI YÜZÜNÜ GÖSTEREN CHARLİE CHAPLİN

19'uncu yüzyılın sonlarında dünyaya gelen Charlie Chaplin'in sessiz sinemanın en önde gelen isimlerinden biri. Onu esas önemli kılan ise sinema üzerinden modern topluma yönelik geliştirdiği eleştiriler aslında. Filmlerinde Avrupa ve Amerika'nın toplumsal gerçekliklerinin insanı ne denli zor durumlara düşürdüğünü ironik bir şekilde işleyen Chaplin, Amerika rüyasının yıkıcı yüzünü gösterdiği için bir zamanlar ABD'de istenmeyen adam ilan edildi. Özellikle Amerika'nın büyük buhran içerisinde olduğu dönemde çektiği, kapitalizme ve sanayileşmeye ağır eleştiriler getiren 'Modern Zamanlar' filminde aslında şunu söylemek istiyor bize Chaplin: "Makineleşmeyle geliştirdiğimiz hızın içinde sıkışıp kaldık. Bereket bizi terk etti, bilgimiz bizi alaycı kıldı. Aklımız ise anlaşılmaz ve kaba. Çok düşünüp az hissettik. Teknolojiden çok insanlığa, zekâdan çok nezakete ihtiyacımız yok mu?"

"BEYAZ HASTALIĞA" TUTULMUŞ BATI

20'nci yüzyılın en önemli düşünürlerinden olan Roger Garaudy, her iki dünya savaşını da görüp Batı'nın vahşi yüzüne şahitlik eden bir isim. Batı'nın aydınlanma hareketi ile birlikte bütün medeniyet ve kültürlere karşı savaş açmasını ve bu kültürleri ortadan kaldırmaya yönelik hamlelerin kabul edilemez olduğunu düşünenlerden… Sömürge ve kölelik anlayışıyla insanlara en büyük zulümleri yaşatan ve bugün dünyadaki açlık, sefalet ve geri kalmışlığın asıl sorumlularının Batılılar olduğunu söylemekten geri durmayan Garaudy'nin gözünde Batı, insanlık tarihi için bir istisna ve kazadan ibaret aslında. Kendi tabiriyle "beyaz hastalığa" tutulmuş Batılı aklın tek kurtuluş reçetesinin ise diğer medeniyetlerle dostane ilişkiler kurmaktan geçtiğini söylüyor Garaudy.

ÇELİŞKİLERLE DOLU BİR PROJE OLAN MODERNİZM

Doğduğu günden ölümüne kadar "Uygar Batı'nın krizleriyle boğuşup bu krizlerin nedenlerini sorgulayan bir isim Zygmunt Bauman. Postmodern düşüncenin önemli isimlerinden biri olan düşünürümüz eserlerinde modernleşmenin sıkıntılarını, sorunlarını tespit etmiş ve aydınlanmacı aklın yarattığı yaklaşımları oldukça radikal bir şekilde eleştirdi. "Çelişkilerle dolu bir proje" olarak nitelendirdiği modernizmin esas probleminin rasyonel aklı aşırı yüceltmesi olduğunu öne süren Bauman'a göre rasyonel akla iman derecesinde bağlı olan kişi "ahmak"tan öte bir şey değil. Zira akla duyulan bu sınırsız iman, insanı kendisine yabancılaştırmaktan ve ahlaki olanın faydalı olanla yer değiştirmesinden başka bir işe yaramaz. Bu anlayışın oldukça yaygın olduğu Batı toplumları doğru olarak belledikleri bu yaklaşımın bedelini çok ağır bir şekilde ödemektedir hala.

ESTETİK BİLİNCİN YENİDEN DOĞUŞU ANCAK İSLAMLA

20'nci yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan Annemarie Schimmel, 1922'de Almanya'da doğdu. Sosyal ve ekonomik krizlerle boğuşan Nazi Almanyasında, Doğu ile tanışıklığı. Arap masalları üzerinden başladı Schimmel'in. Sonrasında bitmek bilmeyen bir merak ile yaklaştı Doğu'ya ve ömrünü Doğu ile Batı arasında bir gönül köprüsü kurmaya vakfetti.

Ona göre, Batı kültüründe teknoloji ve dijitalleşme ile kaybolan etik ve estetik bilinç ancak İslam kültürüyle ilişki kurularak yeniden canlandırılabilirdi. Doğu'ya duyduğu bu yoğun ilgi ve tecessüs onu Alman meslektaşlarının ağır eleştiri ile muhatap bıraktı elbette. Alman Yazar Birliği Barış Ödülü'ne layık görülmesiyle de bütün öfke okları üzerine yöneldi.

Türkiye'de Cemile Kıratlı ismiyle tanınan ve uzun yıllar ülkemizdeki üniversitelerde ders veren Schimmel, Mustafa Kara'nın dediği gibi "Doğu'dan Batı'ya, Batı'dan Doğu'ya bakan bir alim" olarak kazındı belleklere.

Lacivert Dergi

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN