Arama

namazı

Yayınlanma Tarihi: 01.06.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 01.06.2018 14:22
Ayasofya'da ilk Cuma namazı

devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi iken tarafından şehrin baş camisi haline getirilen ve etrafında zamanla bir külliye teşekkül edilen ’da ilk Cuma namazı nasıl kılınmıştı?

Fetihten sonra şehrin en büyük mâbedi olan Hagia Sophia Kilisesi Fâtih tarafından Ayasofya adıyla fethin sembolü olarak camiye çevrildi ve ilk Cuma namazı 1 Haziran 1453 tarihinde bizzat tarafından kıldırıldı. Bu namaz İstanbul'da kılınan ilk Cuma namazıydı. Hutbe ise Akşemsettin tarafından Fatih Sultan Mehmed adına okundu. Hutbe okutmak Türk-İslam geleneğinde hükümdarlık alametiydi. Hırıstiyan dünyası 'nın cami olmasını hiçbir zaman hazmedemedi...

Fatih Sultan Mehmed'in 29 Mayıs 1453'te İstanbul'u fethiyle birlikte camiye çevrilen ve yüzyıllarca cami olarak hizmet veren Ayasofya, fetihten günümüze ulaşan en önemli sembollerden biri olarak ön plana çıkıyor. Tursun Bey'in yazdığına göre kubbeye kadar çıkan Fâtih Sultan Mehmed, yapının ve çevresinin harap görüntüsü karşısında meşhur Farsça beyti söyler: "Örümcek Kisrâ'nın penceresinde perdedarlık yapıyor. Baykuş Efrasyab'ın kalesinde nevbet vuruyor…"

AYASOFYA TARİHİNİN EN ÖNEMLİ GÜNLERİNDEN BİRİ

Fetihten sonra üçüncü gün Cuma idi ve Ayasofya tarihinin en önemli günlerinden birini yaşıyordu. Usta ve mimarlar gecelerini gündüzlerine katmışlar, bu kısa sürede bir de tahtadan minare yapmışlardı. Tasvirler kapatılmış, heykel ve putlar kaldırılmıştı. Ayasofya artık ilk Cuma namazına hazırdı.

O kutlu dakikaları nakleden Askerî Müze'nin kurucusu Ferik Ahmed Muhtar Paşa'nın Feth-i Celil-i Kostantiniye adlı eserinden ilk Cuma namazıyla ilgili bilgileri şöyle aktarıyor:

"Fethi müteakib en mühim hadise namazının kılınmasıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak Salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu tadilatı yaptıktan sonra Padişah, emirleri, mücahitleri, gazileri ve büyük bir alay ve erkânla gelip içeri adımını atar atmaz, mabedin içinde ilahî bir gulgule yükseldi, hafızlar okumaya, müezzinler salalara, ezanlara başladılar. Cemaat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe aksisedalarla uğulduyordu. Nice dem bu lahutî avaz sürüp gittikten sonra müezzinler, "İnnallahe ve melaiketihi…" ayetini yanık seslerle okumaya başlayınca Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretleri'nin koltuğuna girip tazim ile müşarünileyh hazretlerini minbere çıkardı. Etrafa nur-i hidayet saçan seyf-i Muhammedî elinde parıl parıl parlıyordu.

Hazret-i Fatih minberde yüksek ve mehib bir sesle "Elhamdülillah, Elhamdülillah…" diye hutbe okumaya başlayıp Cenab-ı Mün'im ve Muhsin-i hakikiye teveccüh ile şükür ve mahmedet eylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, mücahid-i din-i Mübin, bir acib inbisat, sürur ve zevk ile gaşyolmak derecelerine gelip feryad-ı şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.

Hazret-i Fatih, kaide-i üslub-ı hatib üzre hutbeyi okuyup eda ettikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretleri'ni imamete geçirip Cuma namazını ol vaktin icabatına göre mücahidin-i din-i Mübin safları önünde ifa eyledi."

"HİLAL"İN "HAÇ"A GALİBİYETİNİN TİMSALİ

Osmanlı tarihinde, fethedilen ülkelerdeki kiliselerin camiye çevrilmesi eski bir gelenekti. Futuhat yıllarında bu geleneğe daima uyulmuş ve "hilal"in "haç"a galibiyetinin timsali mahiyetindeki bu geleneğe göre: Feth olunan kalenin burçlarına bayrak dikilip, surların üstünden ezan sesleri yükselirken; şehrin en büyük kilisesi de camiye çevrilmiş ve padişahlar ilk Cuma namazını bu camilerde kılmışlardır. Şair Baki, meşhur Kanuni mersiyesinde:

"Aldun hezar bütkedeyi mescid eyledun
Nakuus yerlerinde okuttun ezanları"

Mısralarıyla bu eski zafer geleneğini, en güzel şekliyle edebiyat tarihimize mal etmiştir.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN