Arama

İnsanı saran tinsel örtü “aura”

İnsanı saran tinsel örtü “aura”

Walter Benjamin, yirminci yüzyılın önde gelen düşünür, kültür tarihçisi ve eleştirmenlerinden biri olarak yalnızca on dokuzuncu yüzyıla değil, yirmi birinci yüzyılın doğasına da ışık tutacak kavramlar ortaya atmıştır.

BENJAMİN VE ÇAĞA IŞIK TUTACAK KAVRAMLAR

Yirminci yüzyılın önde gelen düşünürlerinden biri olan Walter Benjamin'in düşünceleri, teknik gelişmelerin insanın dünyayı algılama biçimini farklılaştırdığı; yani 1900'lü yılların ilk çeyreğinde kültürünün hızla serpildiği bir döneme karşılık gelmektedir. Benjamin'e göre, kültür endüstrisi bağlamında, malın düzeyine indirgenen insanın rüya ortamına (fantazmagori) girmesi kolaylaşacak, eğlence baş tacı edilecek; ancak özgürleşmenin karşısına engeller çıkacaktır. Gerek metanın gerekse eğlence ortamının öne çıkmasıyla sanatçı da "flâneur" (aylak adam) niteliği kazanacaktır. Bu bağlamda, Benjamin'in temel kavramları olarak kabul edilen "aura" (hâle), "öykü anlatıcılığı" ve "flâneur" (aylak adam) kavramlarından yararlanmak kaçınılmaz görünmektedir.

Walter Benjamin, yirminci yüzyılın önde gelen düşünür, kültür tarihçisi ve eleştirmenlerinden biri olarak yalnızca on dokuzuncu yüzyıla değil, yirmi birinci yüzyılın doğasına da ışık tutacak kavramlar ortaya atmıştır. Frankfurt Okulu düşünürlerinden Theodor Adorno ve Max Horkheimer ile yakın ilişkiler kurmasına karşın daha bağımsız bir duruş sergileyen Benjamin, "Aura " (hâle), kavramsallaştırmasıyla bir tür kitle kültürü eleştirisi sunmuştur.

KİTLESEL ÜRETİM ÇAĞINDA SANATIN DOĞASI

Kitlesel üretimle birlikte sanatın ve sanatçının doğasındaki değişimi irdeleyen Walter Benjamin'in ana kavramları arasında "aura" (hâle) önemli bir yer tutmaktadır. Sanayileşme, sanayileşmenin getirdiği teknik olanaklar ve kültürün kitleselleşmesi gibi değişimler odağında bir kitle kültürü eleştirisi sunan Benjamin'in, kutsallığın çöküşünü "aura"dan yola çıkarak irdelemesi dikkate değer bir çözümlemedir. Sözü edilen farkındalık, Benjamin'in "aura" çerçevesindeki görüşlerinin kitle iletişim araçları bağlamında yeniden irdelenmesini gerektirmektedir.

İMGELERİN METALAŞMASI

İmgeler (imajlar) metalaşmışlar, algılamalarımızın nesneleri olmuşlar, fantazyalarımızın materyalize olmuş biçimlerine dönüşmüşlerdir.

Modern dönemin betimleyici özelliği metaların kitlesel üretimi ve insan ilişkilerinin şeyselleşmiş oluşudur, buna teknolojik değişim neden olmaktadır. Bunun sonucu ise, geleneğin ve geleneğe dayanan yaşama tarzının yıkılıp yok olmasıdır. İmgeler (imajlar) metalaşmışlar, algılamalarımızın nesneleri olmuşlar, fantazyalarımızın materyalize olmuş biçimlerine dönüşmüşlerdir. Yani, yaşam deneyimlerimiz algılama ve fantazya düzeyinde de transforme olmuşlardır. İmgeler ve nesneler algılamalarımızın nesnelerine, fantazyalarımızın materyalize olmuş biçimine dönüşüp metalaşmış bulundukları için günümüzde çok önem kazanmışlardır. Günümüz yaşamının gerçekliğinin anlaşılmasında, bu nedenle, fantazyaların ve imgelerin tarih ve kültür açısından doğru bir biçimde açıklanması büyük önem taşımaktadır.

NESNEDEN ÇIKARAK İNSANI SARAN TİNSEL ÖRTÜ

Herhangi bir uzaklığın kendine özgü bir görüntü oluşturmasıyla biçimlenmektedir.Bu erişilemezlik, sanat ürünlerinin "aura"sının temel özelliğidir.

yapıtlarının ve dağıtımına ilişkin teknolojik süreçlerin değişimine ve yaşamın şeyleşmesine koşut olarak sanat yapıtının özü ve doğası da değişmiştir. On dokuzuncu yüzyılda Charles Baudelaire gibi birçok sanat adamı, teknik ilerlemeyle ortaya çıkan değişimin sanatı olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüştür. Bu noktada Benjamin, ünlü kavramlarından biri olan "aura"yı ortaya atmıştır. "Aura", özgün sanat ürününü çevreleyen kendine özgü bir aydınlık ya da parıltı anlamını taşımaktadır. Sanat ürünlerine özgünlüğünü "burada" ve "şimdi" duygusu vermektedir. Dolayısıyla, bir insan ya da nesneden çıkarak onu saran tinsel örtü olarak tanımlanabilecek olan "aura", doğada vardır ve herhangi bir uzaklığın kendine özgü bir görüntü oluşturmasıyla biçimlenmektedir. Bu erişilemezlik, sanat ürünlerinin "aura"sının temel özelliğidir. Bir sanat ürününün biricikliği de onun geleneğin dokusu içinde konumlanışından ayrılması olanaksız özelliği ile ilintilidir.

GERÇEKLİK KAVRAMININ İÇİNİ NE DOLDURUR?

Sanat yapıtının teknik yolla yeniden üretimiyle yapıtın "şimdi", "burada" ve "biricik" olma niteliği yok olacaktır.

Benjamin'e göre, "aura"lı sanat yapıtının "şimdiliği", "buradalığı" ve "biricikliği", özü itibariyle "gerçeklik" kavramını oluşturmaktadır. Sanat yapıtının teknik yolla yeniden üretimiyle yapıtın "şimdi", "burada" ve "biricik" olma niteliği yok olacaktır. Bu durum, yalnızca sanat yapıtı için değil, bir filmde izleyicinin önünden geçen manzara için de geçerlidir. Sonuçta bu olay, bir sanatın nesnesinde var olan, duyarlı bir çekirdeği, yani sanat yapıtının gerçekliğini zedelemektedir. Televizyondaki görüntülerin gerçekliğini bu bağlamda tekrar düşünmek gerekir. Benjamin'in sözünü ettiği anlama "aura"nın yitirildiği gözlemlenmekle birlikte kitle iletişim araçlarında özellikle canlı yayınlar aracılığıyla yapay da olsa bir "aura"nın yaratılmaya çalışıldığı söylenebilir.

Benjamin'in, sanat yapıtının yeniden üretilebildiği çağda gücünü yitirdiğini öne sürdüğü "özel atmosfer", gelenekten kopuşu imlemektedir. Sanattan daha geniş anlamlara gönderme yapan bu kopuş bir tür bunalım yaratmaktadır.

Yeniden-üretim tekniği, yeniden-üretilmiş olanı geleneğin alanından koparıp almaktadır. Bu yeniden-üretilmişi çoğaltarak, onun bir defaya özgü varlığının yerine, yine onun bu kez kitlesel varlığını geçirmektedir. Ve yeniden üretilmiş olanın, alımlayıcıya bulunduğu konumda seslenmesine izin vermekle, üretilmiş olanı güncelleştirmektedir. Bu iki süreç, gelenek yoluyla aktarılmış olanın dev bir sarsıntı geçirmesine yol açmaktadır. Bu gelenek sarsıntısı, şu andaki bunalımın öteki yüzünü ve insanlığın yenilenişini dile getirmektedir.

TEKNİĞİN YARDIMIYLA SANAT ESERİNİN ÇOĞALTIMI

Sanatçının yaşama kendi adına anlam vermesi güçleşmektedir…

Ünsal Oskay'ın ifade ettiği gibi, toplumuna geçişle birlikte parçalara ayrılmış ve tekrarlanabilirliğe dayanan mekanik bir süreç başlamıştır. Sanat eserlerinin tekniğin yardımıyla çoğaltılışı, kitlenin sanatla ilişkisini değiştirmiştir. Sanatın toplumsal önemi azaldıkça izler kitlenin eleştirel tutumu ile tat almaya yönelik tutumu arasında bir ayrılık doğmuştur. Kitleler, kendilerini oyalayacak şeylerin arayışı içine girmişlerdir. Oyalanma ile yoğunlaşma arasında bir karşıtlık vardır. Sanat yapıtı karşısında dikkatini yoğunlaştıran insan o yapıtın içine girmekte; oyalanan kitle ise sanat yapıtını kendi içine indirerek izleyicilerin dikkatini dağıtmaktadır. Kent yaşamında insanın duyusal yanı da değişmektedir. Toplumsal değişimlerin hızı ve geleneksel ilişkilerdeki yakınlıktan yoksunlukla sanatçının yaşama kendi adına anlam vermesi güçleşmektedir.

Benjamin'e göre, "aura"sız ürüne olan talep, insanın yapay olarak büyülenmiş ortama çekilmesiyle yaratılmaktadır. Mal ve onu çevreleyen eğlence atmosferi baş tacı edilerek bir tür "fetişleşme"den söz edilmektedir. Bu anlamda, dünya fuarları mal denen fetişin hac yerleridir. Fuarlarda sergileme yoluyla insanların bilinçaltı dürtüleri harekete geçirilmektedir. Eğlence endüstrisi, insanı malın eriştiği düzeye getirerek oyalamaktadır. Bu şekilde insanın rüya ortamına girmesi kolaylaşmakta ve insan, yabancılaşmanın tadını çıkartarak kendisini bu dünyanın yönlendirmesine bırakmaktadır. Eğlence endüstrisi içinde moda, insanı yönlendiren önemli bir güç kisvesine bürünmektedir. Mal denen fetişe hangi kurallarla tapınılacağını gösteren modanın can damarı ise cinsel çekiciliğin boyunduruğundaki fetişizmdir.

TveK'dan Walter Benjamin'in kitaplarını satın almak için tıklayın...

Kaynaklar

BERMAN, Marshall (1994). Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, (çev: Ümit Altuğ ve Bülent Peker), İstanbul: İletişim Yayınları.

OSKAY, Ünsal (1981a). "Benjamin'de Tarih, Kültür ve Fantazya Anlayışı", Oluşum 43: 4-15.

SEVİM, Bilgen Aydın (2010). Walter Benjamin'in Kavramlarıyla Kültür Endüstrisi: "Aura", "Öykü Anlatıcısı" ve "Flâneur"

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN