Arama

  • Anasayfa
  • Kültür Sanat
  • Turgut Uyar’ın yeryüzünden kaçıp kurtuluş yeri olarak gördüğü gökyüzü

’ın yeryüzünden kaçıp kurtuluş yeri olarak gördüğü gökyüzü

Turgut Uyar’ın yeryüzünden kaçıp kurtuluş yeri olarak gördüğü gökyüzü

eserlerinin çoğunda Garip akımı etkisinde kalmasına rağmen, müthiş bir atılımla şiir ve anlam bakımından çok farklı bir alana yönelerek, üçüncü kitabı olan “Dünyanın En Güzel Arabistanı” isimli eserini oluşturdu. Burada söz sanatlarının bolca kullanıldığı bir anlayış benimsedi ve bireyin iç dünyası, yalnızlığı ve açmazını ortaya çıkaran bir yaklaşımla, yeni imkânları zorlayan bir şiirin peşine düştü. Uyar’ı ve şiir anlayışını, sıkça kullandığı, yeryüzünden kaçarak, kurtuluş yeri olarak gördüğü gökyüzü kavramıyla birlikte tahlil ediyoruz.

Türk edebiyatı modern döneminin, ortak faaliyet yürütmeden bireyselliği ön plana çıkaran grubu şairleridir. Sezai Karakoç, , , İlhan Berk, Ece Ayhan gibi isimlerin yer aldığı bu şiir akımının duayen isimlerinden biri de 'dır.

Hayatını şiire adayan Uyar'ı annesinin tanımıyla 'içli bir çocuk' olarak biliyoruz. İlk kitaplarında bunu ortaya çıkarmasa da üçüncü kitabı "Dünyanın En Güzel Arabistanı"nda bu özelliğini söz sanatlarına yansıtarak etkin bir biçimde kullandı.

1959'da yayımlanan Dünyanın En Güzel Arabistanı, Turgut Uyar'ın daha önce yayımlanan şiir kitaplarından dil, biçim ve içerik bakımından ayrı bir yerde durur. Uyar, Dünyanın En Güzel Arabistanı ile birlikte şiir anlayışını şiire bakışını, duygusunu bütünüyle değiştirdi. Daha önceden Garip akımı etkisinde kalarak oluşturduğu kitaplarından daha farklı bir alana yöneldi ve söz sanatlarının bol kullanıldığı bir akımı benimsedi. Bireyin iç dünyası, yalnızlığı ve açmazını eksen tutan bir yaklaşımla, dilde ve duyarlıkta yeni imkânları zorlayan bir şiirin peşinden gitti.

İSMET ÖZEL'İN TURGUT UYAR ANEKDOTU

İsmet Özel, Turgut Uyar ile ilgili bir anısını şöyle aktarıyor:

"Ben edebiyat, şiir dünyasına ilk adımlarımı attığım sırada Ankara'da idim. Hüseyin Cöntürk çarşamba akşamları davet ettiği bazı insanları ağırlardı. O akşamlardan birinde Turgut Uyar ve ben karşı karşıya konuştuk. Ben biraz önce söylediğim sözlerin paralelinde bir şeyler söyledim. Bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada şairin sözü her şeyden önemli, mesela geçenlerde Peru'da bir futbol maçı sırasında halk tribünlerden indi ve kendilerine müdahale etmek isteyen polisleri dövdü. Yıl 1964. Yani 27 Mayıs ihtilalinin üzerinden 4 sene geçmiş geçmemiş. Türkiye'de böyle bir şey olması bahis söz konusu değil. Polis kelimesinin ne ifade ettiği yaşayanlar için bile tam yerine oturmuş değil. Biz o zaman bunu gazete-haber olarak öğreniyoruz. Ben dedim ki şairin söylediği şey dünyada olandan daha kıymetli olmalı dünyada bir şeyler oluyor hem o olan şeyi yansıtacaksınız yaşatacaksınız. Ama aynı zamanda ortaya bir şiir çıktığına göre başka insanların beslenebileceği bir şey de ortaya koyacaksınız, yani şiir başka türlü nasıl olur? Ne yapardın?

-Peki, dedi Turgut Uyar yani sen olsan ne yapardın?

-Valla gayret ederdim ki buna denk düşen bir mısra kurayım, daha sonra mısra ile yüz yüze gelen insanın beslenebileceği bir şey ortaya çıkarayım.

-Hayır dedi Turgut Uyar, böyle olmaz. Ne olmuşsa onu söyleyeceksin. Ben olsam şöyle söylerim dedi: "Peru'da halk polisleri dövüyor. Bir de sebep göstereceksin, aşktan."

"Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor"

Göğe Bakma Durağı

TURGUT UYAR'IN EN SAMİMİ ŞİİRİ

Uyar'ın 1947'de "Yad" isimli ilk şiiri Yedigün dergisinde yayımlandı. Şair, 1948'de Kaynak dergisinin açtığı bir şiir yarışmasında ikincilik kazandı. Yarışmadan sonra, seçici kurulda bulunan şair-yazar , birincilik adayının Uyar olduğunu açıklayarak, ileride çok iyi bir şair olacağını söyledi.

Uyar daha sonra şiir türünde kaleme aldığı ilk eseri "Arz-ı Hal" isimli kitabını 1949'da Kaynak Yayınlarından çıkarttı. Turgut Uyar'ın ayrıca en samimi şiirlerinden biridir.

Ben de günahkâr kullarındanım Allahım...

Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan,

Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca,

Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,

Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.

Ben de günahkar kullarındanım Allahım!...

Uyarın, henüz öğrencilik yıllarında iken yaptığı evlilikten, üç çocuğu oldu. Ancak ilk eşi Yezdan Şener ile olan evliliği boşanma ile sonuçlandı. Daha sonra şair Ankara'da tanıştığı öykü yazarı ile evlendi. Turgut Uyar, 22 Ağustos 1985 tarihinde siroz hastalığı sebebiyle hayata gözlerini kapadı.

TURGUT UYAR VE GÖKYÜZÜ

"Dünyanın En Güzel Arabistanı" adlı kitabında yer verdiği "Göğe Bakma Durağı" isimli şiiri ile bütün güzelliklerin insanlara eşit olarak dağıtıldığını hatırlatır ve bunu görmek için bir eylem gerektiğine dikkat çeker.

Gökyüzü, pürüzsüzlüğünden dolayı sevgilileri baktıkça birbirlerine yansıtan bir ayna gibidir. Ayrıca, hülya için de maviliğinden dolayı çok elverişli olan gökyüzünün bu anlamda insanların hürriyetini kısıtlayan, onu ezen somut gerçekler dünyası olan yeryüzünün tam zıddı bir imge olarak şiirde kullanıldığı düşünülebilir. Şair, insanı yoran, kafasını karıştıran yeryüzünden yalnızca bir şeyi alıp kendine ayırmış: Sevgilisini ("Seni aldım bana ayardım")

Mehmet Kaplan, Cumhuriyet Devri Türk Şiiri adlı eserinde incelediği bu şiir için "...bir kaçış şiiridir. Yeryüzünden, şehirlerden, insanlardan kaçış, kadına ve aşka sığınış, onu adeta tanrı yerine koyuş şiiridir. Şiirin yalnız muhtevasını değil, yapısını ve üslubunu da bu kuvvetli arzu tayin ediyor." der.

Ancak, ontolojik bir analize tabi tuttuğumuz "Göğe Bakma Durağı"nın özellikle ikinci ve üçüncü tabakalarını incelememiz esnasında gördüğümüz gibi, şair 'ideal aşk'ı yaşayamamanın ıstırabını duymakta ve sevgiliyle daima beraber olma arzusunu şiirleştirmektedir, ona sığınma arzusunu değil.

Her parçanın ilk ve son mısralarının sonlarında tekrarlanan göğe bakalım cümlesi hem şiire muayyen bir ahenk veriyor hem de şairdeki kaçma arzusunu sembolize ediyor. İnsanlar sıkıntılar, engeller, baskılarla dolu olan yeryüzüne karşılık, hudutsuz genişliği ile gökyüzünü daima bir kurtuluş yeri olarak görmüşlerdir. Şairler de sık sık bu sembole başvurmuş hatta Fuzuli yüzyıllar önce şöyle demiştir:

Gelin ey ehl-i hakîkat çıkalım dünyadan
Gayrı yerler gezelim özge safâlar görelim

Seyr-igermiyyet-i gavga-yi kıyâmet kılalım
Vaz'-i cem'iyyet-i hengâme-i mahşer görelim

Reviş-i silsile-i dehr melûl etti bizi
Nice bir dehrde evzâ'i mükerrer görelim

Fuzuli burada gidilecek yeri belirtmemiş ama şiirinde yeryüzünden kurtulma arzusunu açıkça işlemiştir. Tanzimat edebiyatının başlangıcında Akif Paşa, ıstıraptan kurtulmak için yok olmayı, Âdem'i özler. Yeni Türk edebiyatında Tevfik Fikret, Yahya Kemal, da gökyüzünü bir kurtuluş sembolü olarak görür.

ŞİİRİN ANLAM EKSENİNİ OLUŞTURAN İFADE

Her bölümün başında ve sonunda tekrarlanan 'Göğe bakalım' cümlesi şiirin anlam eksenini oluşturan bir ifadedir. Aynı zamanda şiirin ahengine de katkıda bulunan bu nakarat cümlesi, 'otobüs'le beraber okurun zihninde yolculuk imajını pekiştiriyor, kalabalıktan, keşmekeşten sıyrılmayı, hudutsuz genişlik ve sakinliği, masmavi rengi ile de mutluluk ve huzuru temsil ediyor. Şairin herkesin uyumasını istemesi ise esasında iki sevgiliyi birbirinden ayıracak, birbirlerine duydukları alâkayı azaltacak unsurlardan uzak kalma arzusunun bir sonucudur.

Şiirin bu tabakasında gökyüzü ile ilgili ifade edilmeye çalışılan son husus, şairin "göğe bakalım" cümlesini kullandığı her yerde adeta göğe bakmakla birbirlerini hatırlamalarının aynı anlama geliyor olmasıdır. Söz gelimi şair, sevgilinin yanındayken kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen şehirdeki otobüs duraklarında bahsettiği "Falanca durağa şimdi geliriz ..." ifadesinde "falanca" kelimesiyle bunu ima etmeye çalışır.

Hemen ardından da "göğe bakalım" denilmesi şairin adeta 'Sevgilim, sen boşver bu duraklara ne zaman gelip gelmeyeceğimizi düşünmeyi, biz hep birbirimizi düşünelim" şeklindeki düşüncesine katkıda bulunur. Şiirin ilk bölümündeki "Bu evleri atla bu evleri de bunları da/Durma göğe bakalım" mısralarıyla üçüncü bölümün ilk mısraı ('Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım") yine aynı duyguyu pekiştirir niteliktedir.

Uyar, gökyüzüne sadece bakıyor, oraya gitmeyi arzu etmiyor. Onun asıl istediği şey, sevgilisiyle başbaşa kalacağı bir yerdir. Muhteva, yapı, hayal sistemi ve üslûp arasındaki sıkı münasebet bu şiire yekparelik ve bütünlük veriyor. Uyar, ikinci yeni akımına sahip olmakla beraber bütün şiirlerinde değilse bile, bu şiirinde onun mektep kokan aşırı taraflarından sakınmış ve güzel bir şiir yazmıştır.

Göğe Bakma Durağı'nın asli temini teşkil eden yeryüzünden ve başkalarından kaçma, kadına ve aşka sığınma temi şairin diğer şiirlerinde de görülür. Günün bir anında, kalabalık bir şehirde yaşayan ve durakta otobüs bekleyen iki sevgiliden birinin; aşığın dilinden monolog şeklinde ortaya konulmuş şiirin başlığı da "Göğe Bakma Durağı" başlığının bir durağa âşık tarafından verilmiş ad olabileceği gibi bir öykü kurma gücü veriyor. Kalabalığı sevgilisini ona, onu da sevgilisine hatırlatmaya bir engel olarak gören şairin sevgilisinin elini tutunca güçlenmesini, kalabalık olmasını, gözlerine baktıkça ısınmasını aşkın bir görünüşü olarak görür.

MUTSUZLUĞUN ABLUKASINI KIRAN ŞAİR

Turgut Uyar hakkında yayımlanan en kapsamlı çalışma, Hüseyin Cöntürk'ün "Turgut Uyar" başlıklı çalışması. Ağırlıklı olarak Dünyanın En Güzel Arabistanı'nı inceleyen Cöntürk, Turgut Uyar'ın şiirlerinde "mutsuzluğun ablukası"nı kırmak için yedi yöntem bulunduğunu söyler. Bunları şöyle sıralar: "kötüleri iyileştirmeye çalışmak; alışamadığı kötü şeyleri sevmeye çalışmak; bayağılaştırarak kötü şeylerin dünyasının bir parçası olmak; alıştığı kötü şeylerden kurtulmaya çalışmak; iyisi ve kötüsü ile realiteyi bir oldu-bitti diye kabul etmek; realiteyi görmezden gelmek ve yedincisi hayâl evrenine kaçmak." ( Turgut Uyar'ın huzursuzluğu/ Fırat Caner)

MEHMET FUAT'IN TURGUT UYAR ŞİİRLERİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

"Turgut Uyar'ın soluklu, uzun dizeli, düz yazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla yücelik duygusunu veren bir şiirdi. Anlamsızlık bir yana, kapalı da olmayan bu şiir, anlatım özellikleri, şiirleştirme yöntemleri nedeniyle İkinci Yeni akımı içinde düşünüldü. Aynı yücelik duygusu, sonraki, imgeye dayanan kapalı şiirlerinde de sürdü ..."

ESERLERİ

Şairin, sonuncusu şiirlerinin toplu basımıyla birlikte yayınlanan, toplam dokuz şiir kitabı vardır. Arz-ı Hal (Ankara,1949), Türkiyem (, 1952), Dünyanın En Güzel Arabistanı (Ankara, 1959), Tütünler Islak (Ankara, 1962), Her Pazartesi (62–67 Notları) (İstanbul, 1968), Divan (Ankara, 1970), Toplandılar (70–73 Notları) (İstanbul, 1974), Kayayı Delen İncir (İstanbul, 1982),Dün Yok Mu (İstanbul, 1984).

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN