Arama

Küresel şeytani güçlerin yeni planı: Deizm

Yayınlanma Tarihi: 29.8.2017 00:00:00 Güncelleme Tarihi: 05.09.2017 11:37
Küresel şeytani güçlerin yeni planı: Deizm

Muhafazakâr gençler arasında deizmin yaygınlaştığı tartışması sürüyor. Güncel rakamlar deizme inananların sayısının Türkiye’de ve dünyada giderek attığını gösteriyor. Bu inanç akımını destekleyen ve deizmi bir dünya dini hâline getirmek isteyen küresel güçler, kurmuş oldukları düzenin önünde en büyük engeli dinler, özellikle de İslâm olarak görüyorlar. Din karşıtı eylemlerini web siteleri ve sosyal medya kanalları ile destekleyen ve dünya çapında faaliyetler yürüten bu yapılara göre, Müslümanların fikrî yapısı sekülerizm, dini de deizm olmalı; İslâm bu düşünceye hizmet edecek şekilde yorumlanmalıdır.

Geçtiğimiz yıl National Geographic'in yayımladığı The world's newest major religion: No religion (Dünyanın en yeni büyük dini: Dinsizlik) adlı makale, din karşıtı akımları dünya çapında ele almış; eğitim, ekonomi ve devletlerin ideolojileri nedeniyle insanların dinsizliğe yöneldikleri sonucuna varmıştı.

Türkiye'de ise bu konu, "muhafazakâr gençler arasında deizmin yaygınlaştığı" iddiası ile gündeme geldi. Pek çok yazar, köşesinde deizmi içeren yazılar kaleme aldı ve bu konu, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından aylık çıkarılan Diyanet dergisinde, "Deizm, Ateizm, Nihilizm kıskacında insanlık" ve "Modern çağda deizmin popülerleşmesi ve sebepleri" adlı makalelerde derinlemesine incelendi.

Makalelerde Müslümanlar için tehdit olan şeyin deizmin kendisi ya da felsefesinin değil; İslam'ın yanlış bilinip uygulanması olduğu vurgusu yapıldı. Bu durumun gençleri, ciddi bir umursamazlık, ateizm veya deizme sürükleyebileceği yönünde tahminler yürütülüyor.

KAVRAM OLARAK DEİZM

Yaratıcının varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul eden deizm inancına mensup kişiler, mantık ve doğal dünyaya dayandırdığı din anlayışında peygamberleri; dolayısıyla din ve kitapları reddeden bir ekolü benimsiyorlar. Avrupa'da 17'inci yüzyılda ortaya çıkan deizm inancı, bugün dünyadaki İslâm, Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm ve Hinduizm gibi tüm inanışlarda etki alanını genişletiyor.

Latince tanrı anlamındaki "deus" sözcüğünden türetilen deizm (ilahiyye/ilahçılık), her türlü vahyi, risaleti, mucizeyi, ilhamı ve dolayısıyla vahyin bildirdiği Allah'ı, dini inkâr ederek sadece akıl ile idrak edilen bir yaratıcıyı kabul eder. Kısaca, Allah'ın âlemin mimarı olduğunu, ona şekil verdiğini, onu düzenlediğini ve harekete geçirdiğini; fakat artık âleme karışmadığını tasavvur eden bir anlayıştır.

BATI'DA DEİZM NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Batı'da deizm gibi din karşıtı akımlar tepkisel olarak ortaya çıktı. Özellikle Rönesans sonrası hızla geniş kitlelere yayılan inkârcı akımların ortaya çıkma sebebi, Hristiyanlığın dejenerasyonuydu. Hristiyan inancının kilise odaklı değişmesi ve hızla akıl dışılığa yönelmesiyle, insanlar Hristiyanlığı sorgulamaya başladı ve inançları sarsıldı.

Bu inancın sarsılma nedenleri ise, kilisenin uyguladığı baskılar, insanların dinden uzaklaştırılması, dünya-ahiret dengesinin kurulamaması, Hz. İsa'ya karşı sevgide aşırılık ve onun mucizelerinin yanlış yorumlanarak peygamberlik konumundan ilah konumuna yüceltilmesiydi. Tarihi süreçte akla, bilime ve fıtrata aykırı yorumların yapılması ise, insanları Hristiyanlık'tan uzaklaştırıp deizme yaklaştırdı.

İSLÂM'DAKİ DEİZM, İSLÂM'I BİLMEMEKTEN KAYNAKLANIYOR

Müslümanlar için tehdit olabilecek şeyin, deizmin kendisi ya da felsefesi değil, İslâm'ın yanlış bilinip uygulanması olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman, Diyanet dergisinde yazdığı "Modern çağda deizmin popülerleşmesi ve sebepleri" adlı makalesinde, Türkiye'de deizm konusunu derinlemesine inceledi.

Kökeni itibariyle Hristiyanlık içinde tartışma ve ayrılmadan doğan Batı düşüncesindeki deizm, Hristiyanlığın temel inançlarındaki sapmalara ve kilisenin dünya işlerine yönelik hırs ve politikalarına dayanıyor ve tarihsel arka planı bulunuyor. Hristiyanlıktaki deizm, Hristiyanlığı bilmekten, İslâm'daki deizm ise İslâm'ı bilmemekten kaynaklanıyor.

Dorman'a göre, Hristiyanlığın deizm gibi bir probleminin olması kendi içinde anlaşılabilir bir durum; ancak İslâm inancı açısından deizmi anlamak söz konusu değil. İslâm'daki deizm problemi dinin kendisinden değil, ağırlıklı olarak din adına uydurulan kabullerden ve bazı Müslümanların uygulamalarından kaynaklanıyor. Buna göre ise asıl problem, İslâm'ın doğru anlaşılmıyor, özüne uygun anlatılmıyor ve Müslümanlar tarafından gerektiği gibi araştırılmıyor oluşu.

Kendisini ateist ya da deist olarak ifade eden gençlerin tamamına yakınının geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın insan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına tepki olarak ateist ya da deist olduklarını belirten Dorman, birçoğunun bu konularda çok yüzeysel bilgilere sahip olduklarının altını çiziyor. Gençlerin, Allah ile peygamberimiz ile ilgili iddia edilen bazı şeyler sebebiyle ve Kur'an'daki bazı ayetlerin çekiştirilmesi ya da yanlış anlamlar verilmesi sebebiyle deizme ya da daha da kötüsü ateizme yöneldiklerini, bir süre konuşup tartıştıktan sonra büyük oranda İslâm inancı ile ilgili kafalarındaki yanlış bilgi ve önyargılardan kurtulabildiklerini ifade ediyor.

TÜRKİYE'DE DEİZME YÖNELİŞİN SEBEPLERİ

Özellikle gençler arasında din karşıtı akımların dikkate değer bir artış gösterdiğini belirten uzmanlar, genç kuşakların İslâmî-ahlâkî değerlere karşı ilgisiz; hatta mesafeli bir dünya görüşü benimsediklerini vurguluyorlar. Prof. Dr. İbrahim Coşkun, Diyanet dergisine yazdığı " Günümüzde deizm, ateizm ve nihilizmi doğuran sebepler " adlı makalede din karşıtı akımlara yönelişin sebeplerini şu şekilde sıralıyor:

İslâm'ın diğer dinler gibi bilimle çatıştığını, akla aykırı olduğunu, insana özgürlük tanımadığını, dünyayı ihmal ettiği için İslâm dünyasının geri kaldığını öne sürerek din karşıtı görüşleri savunanlar.

İslâm dini hakkında yeterli bilgisi olmayan, İslâm karşıtlığının ön planda tutulduğu çevrelerde yetişen kişilerden oluşan bu yapı, popüler kültürden de büyük oranda etkileniyor. Coşkun'a göre, Batı'da deizmi haklı kılan hiçbir neden, İslâm'da bulunmuyor. Müslümanların bilim ve teknolojide istenilen seviyeye ulaşamama sebebi İslâm'ın değil; Müslümanların eksikliğidir ve birçok sebebi olan bu sorun, telafi edilebilir. Ancak günümüzde deizmi bir dünya dini hâline getirmek isteyen küresel güçler, bu inanç akımını destekliyorlar. Kurmuş oldukları düzenin önünde en büyük engeli dinler, özellikle de İslâm olarak gören bu yapılar, din karşıtı eylemlerini web siteleri ve sosyal medya kanalları ile destekledikleri dünya çapında faaliyetler yürütüyorlar. Onlara göre, Müslümanların fikrî yapısı sekülerizm, dini de deizm olmalı; İslâm bu düşünceye hizmet edecek şekilde yorumlanmalıdır.

Taliban, DEAŞ gibi şiddeti ve yasakları öne çıkaran, insanlara özgürlük tanımayan kesimlerin İslâm'a yorumlarını örnek göstererek din karşıtı görüşleri destekleyenler.

Barış ve kardeşlik dini olan İslâm, orta yolu tavsiye eder. Meşru savunma hakkı dışında hiçbir şiddete müsaade göstermez. Şiddeti öne çıkaran dinî cemaat ve örgütlerin uygulamaları hem âlimler, hem de İslâm toplumları tarafından hiçbir zaman doğru görülmemiştir. Bununla birlikte İslâm, dini istismar ederek maddi ve manevi sömürü aracı haline getiren, sevgide aşırıya kaçarak dinî sembolleri, din âlimlerini ilahlaştıran düşünce, tutum ve davranışlara da karşıdır. Bu anlayışa yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığı hâlde din âlimi olarak bilinen kişilerin Kurân, sahih sünnete ve bilimsel gerçeklere aykırı beyan ve uygulamaları da eklenmelidir. Söz konusu kişilerin şöhrete ulaşma ve onu sürdürme amacıyla uç fikirleri öne çıkarmaları da dinden uzaklaşmaya yol açabilir. Hâlbuki marjinal grupların aşırı yorumları hariç tutulduğunda, İslâm mezhepleri arasında temel konularda derin görüş ayrılıkları yoktur.

Dünyevileşme arzusuna kapılanlar.

Deizmi savunan önemli bir kesim, arzularını yerine getirirken herhangi bir engel ve sınır tanımak istemeyenlerden oluşuyor. Müslümanlar arasında da belli bir servete veya şöhrete ulaşan kişiler, tıpkı deistler gibi Hz. Muhammed (SAV)'ın risaletine ve getirdiği dine karşı çıkabiliyorlar.

İslâm inancında, hissi mucizelere ve keramete inanmak haktır; ancak bu olaylar istisna konumundadır ve genelleştirilmesi doğru değildir. Mucizevi din söyleminin yanlış yorumlanması, ticari veya siyasi kaygılarla dinin istismarına ve inkârcılığa yol açabiliyor. Ancak tekil birtakım olayların örnek gösterilerek din karşıtı düşüncelerin savunulması, gerçekçi bir yaklaşım değildir.

ÜLKEMİZDE DEİZMİN RAKAMSAL VERİLERİ: PASİF DEİSTLER

Türkiye'de büyük çoğunluk kendini Müslüman olarak ifade etse de, Allah'a ve dine inanan; ancak Allah'ı ve dini hayatında belirleyici kılmayan sayısı azımsanmayacak kadar büyük bir kesim bulunuyor. Yapılan anketler ve rakamsal veriler bu durumu gözler önüne seriyor. Bu kişilerden birçoğu deizm inancının bilincinde ancak bu noktada sorun sadece kendisini deist olarak ifade edenlerle sınırlı değil.

Son dönemde bir araştırma şirketinin Türkiye genelinde yaptığı çalışmaya* göre, yüzde 6'lık bir kesimin "Allah'ın bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını düşünmüyorum" şeklinde deist bir inanışa sahip olduğu görülüyor (yüzde 4'lük bir kesim ise ateist).

Ancak veriler detaylı olarak incelendiğinde, deist inanışa sahip olanların sayısının yüzde 6'dan fazla olduğu sonucu çıkıyor. İslâm'da imanın şartları ile ilgili sorulara verilen cevapların yüzdelerine bakıldığında kişilerin deizm eğiliminde oldukları açıkça görülüyor. Pasif deistler olarak isimlendirilen bu kişiler, muhtemelen deizme inandıklarının farkında değiller. Türkiye genelinde yapılan araştırmada sorulan sorular ve sonuçları ise şu şekilde:

"Meleklere inanıyor musunuz?" sorusuna "Hayır, gözümle görmediğim varlıklara inanmam" diyenlerin oranı yüzde 15.

"Kur'an-ı Kerim ve diğer kitapların vahiyle geldiğine inanıyor musunuz?" sorusuna "Hayır, inanmıyorum" şeklinde cevap verenlerin oranı yüzde 14.

"Peygamberlere inanıyor musunuz? Hz. Muhammed (SAV) sizin için her anlamda örnek alınacak rol model/örnek insan mıdır?" sorusuna yüzde 20'lik kesim, "Evet, Peygamberlere inanıyorum ama bazı konularda örnek alsam da her konuda Hz. Muhammed (SAV) örnek alınacak rol model/örnek değildir" cevabını veriyor; "Hayır, Peygamberlere inanmıyorum" diyenlerin oranı ise yüzde 9.

"Öldükten sonra dirileceğinize ve bu dünyada yaptıklarınızdan hesaba çekileceğinize inanıyor musunuz?" şeklinde ahiret inancı konusundaki katılımcıların yüzde 10'u "Öldükten sonra dirileceğime inanıyorum ama hesaba çekilmeye inanmıyorum" derken, yüzde 9'u "Öldükten sonra dirileceğime ve bu dünyada yaptıklarımdan hesaba çekileceğime inanmıyorum" diyor.

"Kadere (Hayır ve Şerrin Allah'tan geldiğine) inanıyor musunuz?" sorusuna yüzde 15'i "Evet, kadere inanıyorum ama insan kendi kaderini kendi yapar"; yüzde 15'i "Evet, kadere inanıyorum çünkü insanın zaten hiçbir iradesi yok" diyor. İmanın altı şartından biri olan kadere imanı doğrudan reddederek "Hayır, kadere (Hayır ve Şerrin Allah'tan geldiğine) inanmıyorum" diyenlerin oranı ise yüzde 10.

(Araştırmaya katılanların yüzde 24'ü 18-25 yaş aralığında; yüzde 25'i 25-35 yaş aralığında; yüzde 22'si 35-45 yaş aralığında; yüzde 18'i 45-65 yaş aralığında ve yüzde 11'i 65 yaş üstü.)

GELECEK NESİLLERİ DEİZMDEN KORUMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

Gençler arasında giderek artan deizm tehlikesinin, İslâm ile ilgili yanlış bilinen gerçekler nedeniyle arttığı açık bir şekilde görülüyor. Din adına uydurulan şeylerin, insanların inanç dünyası üzerinde oluşturduğu derin tahripleri tespit etmek ve yapıcı çözümler üretmek gerektiğini söyleyen Emre Dorman, İslâm'dan uzaklaştıracak söylemlere karşı durulması gerektiğinin altını çiziyor. Bu doğrultuda yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıralıyor:

Kur'an'ı rehber edinmeliyiz

Dinin mutlaka Kur'an'ın rehberliğinde ve Hz. Muhammed'in örnekliğinde en doğru ve en güzel şekilde anlaşılıp uygulanması son derece önemli. İslâm inanç sistemi, insan aklına ve yaratılışına en uygun sistemdir. Öncelikli olarak Allah'ın yeryüzündeki ipi olan Kur'an'a sımsıkı sarılmalı ve Kur'an'a bizi hiçbir konuda mahcup etmeyeceği noktasında güçlü bir güven duymalıyız. Kur'an ile ilişkimizi gözden geçirmeliyiz. Kur'an ile ilişkimiz, Kur'an'ın ortaya koyduğu gibi olmalıdır. Ancak bunun için Kur'an'ı anlamak üzere okumamız ve ayetleri üzerine derin derin düşünerek, Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğunu ve gönderiliş amacını bilmemiz gerekir.

Peygamberimizi doğru anlamalıyız

Son ilahî mesajı getiren ve inananlar için gerekli olan bütün güzel vasıfları hayata taşıyan Hz. Muhammed gibi bir peygamberi gerçek anlamda anlamak yerine anmaktan ibaret kılmak, beraberinde getirmiş olduğu ilahî mesajı tarihin bir dönemine gömmek demektir.

Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu hâle bakıldığında Hz. Peygamber'den de onun beraberinde getirmiş olduğu muhteşem mesaj Kur'an'dan da uzaklaşıldığı; üstelik her ikisinin de bu kadar çok anılmalarına rağmen neredeyse hiç anlaşılmadıkları görülmektedir.

Din, bilim ve felsefe eğitimi

Günümüz gençlerinin inançlı, erdemli ve duyarlı bireyler olarak yetişmesini istiyorsak o zaman onlara ilgi alanlarına yönelik olarak bir eğitim vermenin son derece önemli olduğunu görmemiz gerekir. Bilimi ve felsefi düşünceyi önemsemeli, İslam bilim ve düşünce geleneğimizin güzide isimlerini örnek edinmeli ve kendimizi gerekli olan her konuda geliştirmeliyiz.

Modern çağın inanç problemlerine ihtiyaca uygun modern çözümler üretmek ve bunun için gerekli olan araçları en güzel şekilde değerlendirmek gerekir. Din, bilim ve felsefe bir anlamda vahiy, evren ve insan demektir. Hem evreni hem de kendisi ile birlikte tüm canlıları Allah'ın yarattığına inanan bir Müslüman vahye, evrene ve kendisine karşı duyarsız kalamaz.

Düşünmek ve bilginin önemi

Çoğu kişi tarafından zannedildiğinin aksine vahiy, düşünmeye büyük önem verir. Hatta gerçek anlamda iman etmenin en öncelikli gereklerinden biri düşünmektir. Yaratılış üzerine gerektiği gibi düşünen insan, hem her şeyin yaratıcısı olan Allah'a neden teslim olması gerektiğini anlayacak, hem de O'nun kudretine ve evrene yansıyan eşsiz sanatına tanıklık edecektir.

Kur'an'da düşünmeye ve ilme teşvik eden ayet sayısı yedi yüzden fazladır. Aklın önemine Kur'an kadar vurgu yapan başka bir dinsel metin yoktur. Kur'an ayetleri her fırsatta insanların hem Allah'ın vahiy ile gönderdiği ayetleri/delilleri hem de evrende yaratmış olduğu delilleri üzerine akıl yürütülmesini ve derin derin düşünülmesini söyler. Allah'ın indirdiği vahiy ile vahyi anlayıp kavramak üzere insanda yarattığı akıl arasında çatışma söz konusu olamaz. Vahiyde aklın üzerinde gerçekler vardır ancak bunlar akla aykırı değillerdir.

Kur'an'da düşünmeye, akletmeye yönelik pek çok kavram vardır: İlim (bilgi sahibi olma), hikmet (bilgelik), fuad/kalp (ilahî tecellilere gönül ile tanık olma), basiret (anlayış ve kavrayış), hak (gerçek), ayet (delil), beyyine (açık delil), burhan (kanıt), zikr (hatırlama), ibret (alınması gereken ders), tedebbür (derin derin düşünmek), taakkul (akıl erdirme), tefakkuh (ince bir kavrayışa sahip olmak), tefekkür (düşünüp ders çıkarmak), tezekkür (düşünüp anlamak), nazar (bakış).

Ancak bu şekilde doğru bir İslâm algısı benimsenebilir ve özellikle gençlerin Allah ve din ile doğru ve sağlıklı bir ilişki kurarak, deizm tehdidine karşı koymaları beklenebilir.

FİKRİYAT

* : Türkiye'de toplumun dine ve dini değerlere bakışı adlı anketin sonuçları için: http://www.makdanismanlik.org/wp-content/uploads/2017/06/MAK-DANI%C5%9EMANLIK-T%C3%9CRK%C4%B0YEDE-TOPLUMUN-D%C4%B0NE-VE-D%C4%B0N%C4%B0-DE%C4%9EERLERE-BAKI%C5%9EI-ARA%C5%9ETIRMASI.pdf

Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman'ın Diyanet dergisine yazdığı, "Modern çağda deizmin popülerleşmesi ve sebepleri" başlıklı makalesi:

Ülkemizde çoğunluk Müslüman olduğunu ifade etse de Allah'a ve dine inanan ancak Allah'ı ve dinî hayatında belirleyici kılmayan ve sayıları azımsanmayacak kadar çok olan bir kesim var. Yapılan anketler bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymakta. Pasif deistler olarak isimlendirilebilecek bu kişilerin sayısı her geçen gün artmakta. Dolayısıyla bu noktadaki sorun sadece kendisini deist olarak ifade eden kişiler ile sınırlı değil.

Müslümanlar için tehdit olabilecek şey deizmin kendisi ya da felsefesi değildir. İslam'ın yanlış bilinip uygulanmasıdır. İslam'ı doğru anlayan ve yaşamaya gayret eden biri için deizmin geleneksel dinlere yönelik itirazlarının kayda değer bir geçerliliği yoktur. Ancak İslam'ın yanlış anlaşılması ve uygulanmasının özellikle gençleri sürükleyeceği şey ya ciddi bir umursamazlık ya ateizm ya da deizmdir.

Birçok araştırmacının da ifade ettiği gibi deizmin gerçekte ne olduğu ya da hangi sebeplerden dolayı ortaya çıktığı ile ilgili net bir tarif yapmak kolay değildir. Yapılacak tarifler, deizme bakış açısına göre değişiklik gösterecektir.

Günümüzde deizm denildiğinde en yaygın şekilde anlaşılan şey, felsefi açıdan evreni yaratan ama evrene ve yarattıklarına müdahil olmayan bir Tanrı inancı, popüler açıdansa herhangi bir dinî inancın reddedilmesidir.

Deizm, kökeni itibarıyla Hristiyanlık içindeki bir tartışma ve ayrılmadır. Batı düşüncesindeki deizm Hristiyanlığın temel inançlarındaki sapmalara ve kilisenin dünya işlerine yönelik hırs ve politikalarına dayanır. Bir günde çıkmış bir tepki değildir. Tarihsel arka planı vardır. Hristiyanlıktaki deizm, Hristiyanlığı bilmekten, İslam'daki deizm ise İslam'ı bilmemekten kaynaklanır.

Bu yüzden Hristiyanlığın deizm gibi bir probleminin olması kendi içinde anlaşılabilir ancak İslam inancı açısından deizm gibi bir problem söz konusu değildir. İslam'daki deizm problemi dinin kendisinden değil, ağırlıklı olarak din adına uydurulan kabullerden ve bazı Müslümanların uygulamalarından kaynaklanmaktadır.

İslam inancı açısından asıl problem, İslam'ın doğru anlaşılmıyor, özüne uygun anlatılmıyor ve Müslümanlar tarafından gerektiği gibi araştırılmıyor olmasıdır.

Bugün ülkemizde deist olduğunu ifade eden gençler başta olmak üzere insanlar, din adına uydurulan şeylerin dinin kendisinin önüne geçmiş olması sebebiyle dine karşı tepki duymakta, bazen etrafından duyarak bazen internetten görerek ya da aldığı bir felsefe dersinde dikkatini çekerek "deizm eşittir dinin reddedilmesi ise ben deistim" demektedir.

Yoksa çoğu kişi deizm nedir, ne değildir, ne oranda kendi içinde tutarlıdır ya da tarihte deist oldukları kabul edilen kişilerin geleneksel dinlere yönelttikleri itirazları İslam açısından da geçerli midir, değil midir ciddi anlamda araştırmış değildir.

Ben her dönem, iki ayrı üniversitede İslam Felsefesi, Din felsefesi, Felsefeye Giriş ve Felsefe Tarihi olmak üzere dört ayrı seçmeli ders veriyorum. Her dönem üç yüz civarı yeni öğrencim oluyor. Ağırlıklı olarak çok iyi liselerden gelen, genellikle burslu okuyan, tıp, sağlık bilimleri, hukuk, mühendislikler, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, mimarlık gibi birçok farklı bölümden derslerimi alan öğrenciler var.

Bu durumu bu kadar farklı alandan öğrencilere ulaşabilme imkânı açısından bir fırsat olarak görüyorum. Bu öğrencilerin ortalama bir ilahiyat öğrencisinin problemlerinden çok farklı problemleri olabiliyor. İlahiyat fakültesinde görevli bazı hocalarımızdan ya da orada okuyan bazı kardeşlerimizden duyduklarım sebebiyle ilahiyat öğrencilerinde de ciddi anlamda bir arayış ve çıkmaz olduğunu görebiliyorum.

Gerek derslerde gerek ders sonrası öğrenciler ile yaptığımız sohbetlerde hâliyle teizm-ateizm ve deizm tartışmaları kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki kendisini ateist ya da deist olarak ifade eden öğrencilerimin tamamına yakını geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın insan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına tepki olarak ateist ya da deist olmuşlar.

Birçoğunun bu konularda çok yüzeysel bilgilere sahip olduğu görülüyor. Allah'a şükürler olsun bir süre konuşup tartıştıktan sonra büyük oranda İslam inancı ile ilgili kafalarındaki yanlış bilgi ve önyargılardan kurtulabiliyorlar.

Bu gençler Allah ile peygamberimiz ile ilgili iddia edilen bazı şeyler sebebiyle ve Kur'an'daki bazı ayetlerin çekiştirilmesi ya da yanlış anlamlar verilmesi sebebiyle deizme ya da daha da kötüsü ateizme kayıyorlar.

Örneğin özellikle İran'dan gelen bazı öğrenciler, İran'daki mevcut sistemin baskıları sebebiyle gençlerin önemli bir kısmının ateist ya da deist olduğunu ifade ediyorlar. Dolayısıyla her konuda olduğu gibi sadece sonuçları değil bu sonuçları doğuran nedenleri konuşmak ve bu nedenleri ortadan kaldıracak çözümler üretmek son derece önemlidir.

Bugün yaygın olarak anlaşılan ve yaşanmaya çalışılan din anlayışına bakıldığında, dini insan aklına ve yaratılışına uygun bir sistem olarak değerlendirmek çok zordur. Bu zorluk ve gerçek İslam hakkındaki bilgisizlik sebebiyle gençlerin ateizm ya da deizme yönelmelerini anlamak ise zor değildir.

Özel televizyonların ve internetin hayatın bir gerçeği hâline gelmesiyle insanların o güne kadar duymadıkları, görmedikleri birçok yeni ve farklı bilgiye ulaşmaları son derece kolay bir hâle geldi. Daha önce dinî konularda halkın da tanıklık edeceği şekilde tartışılmayan birçok meselenin tartışmaya açılması, din karşıtı söylemlerin kendilerini ifade edebilecek fırsatlar bulması ve özellikle dinin bazı tarikat ve cemaatler tarafından güç unsuru olarak kötüye kullanılması insanları bir şekilde inançsız olmaya sürükledi.

Artık cemaatler de eskisi gibi kapalı ve homojen bir yapıda kalamıyorlar. Önceden doğup büyüdüğü ortamda neredeyse tek tip bir din yorumu duyan birçok kişi bu inancı ile yaşayıp ölürken artık kendisini bir cemaate ya da tarikata bağlı kabul eden kişiler de dâhil olmak üzere herkes farklı fikirleri dinleyebilecek ve kısmen de olsa bunlar arasında bir değerlendirme yapabilecek bir duruma gelebildi.

Din adına uydurulan şeylerin din adına sunulup savunulmasının insanların inanç dünyası üzerinde oluşturduğu derin tahripleri görmek zor değildir. Eğer amacımız gerçekten samimi olarak meselenin nedenlerine inmek ve yapıcı çözümler üretmekse hep birlikte elimizi taşın altına koymalı ve insanları İslam'dan uzaklaştıracak söylemlere karşı durmalıyız.

Bugün yaygın olan din anlayışında Allah'a, Kur'an'a ve peygamberimize iftiralarla dolu söylemleri dinin özünden ayırmadıkça özellikle gençlerin neden ateizme ya da deizme kayarak inançsızlığa sürüklendiklerini tartışmak çok anlamlı olmayacaktır.

Peygamberimizi, Kur'an'ın bize tanıtmış olduğu örnek ve üstün insan gerçeğinden uzaklaştırarak, örnek alınması mümkün olmayan insanüstü bir varlığa dönüştüren, Kur'an ayetlerinden hareketle ortaya koymuş olduğu gerçek sünnetini özünden uzaklaştırarak saptıran, dinin bilgi kaynağını kirletip çarpıtan ve türlü iftiralar ile itibarsızlaştıran rivayetler ile yüzleşmemiz zorunludur.

Ne kadar güvenilir kabul edilirlerse edilsinler bu türden rivayetlerin hangi kitaplarda geçtiklerinin bir önemi yoktur. Kur'an'a uygun olmayan hiçbir rivayetin din adına dikkate alınması mümkün değildir. Dinin geçerli tek bilgi kaynağı Kur'an'dır. Bu gerçek göz ardı edildiği ve doğru bir Allah, din ve peygamber algısına sahip olunmadığı müddetçe din adına uydurulan ve insanları dinden uzaklaştıran şeyleri sağlıklı bir şekilde belirlemek mümkün değildir. Peki, bu noktada neler yapılmalı?

KUR'AN'I REHBER EDİNMELİYİZ

Dinin mutlaka Kur'an'ın rehberliğinde ve peygamberimiz Hz. Muhammed'in örnekliğinde en doğru ve en güzel şekilde anlaşılıp uygulanması son derece önemlidir.

Bizim çok büyük rahmet sahibi bir Rabbimiz, çok muazzam bir dinimiz ve bu dinimizi en güzel şekilde uygulayarak bize örnek olmuş muazzez bir peygamberimiz var.

İslam inanç sistemi, insan aklına ve yaratılışına en uygun sistemdir. Dolayısıyla sorun dinin kendisinde ya da peygamberimizin dini en güzel şekilde tebliğ ederek bizlere örnek olmasında değil bizim yanlış din anlayışımızdadır.

Öncelikli olarak Allah'ın yeryüzündeki ipi olan Kur'an'a sımsıkı sarılmalı ve Kur'an'a bizi hiçbir konuda mahcup etmeyeceği noktasında güçlü bir güven duymalıyız.

Kur'an ile ilişkimizi gözden geçirmeliyiz. Kur'an ile ilişkimiz, Kur'an'ın ortaya koyduğu gibi olmalıdır. Ancak bunun için Kur'an'ı anlamak üzere okumamız ve ayetleri üzerine derin derin düşünerek Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğunu ve gönderiliş amacını bilmemiz gerekir.

Ayetlerine baktığımızda, Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğuyla ilgili birçok tarif ile karşılaşırız: Kur'an doğruya ulaştıran rehberimiz (huda), yolumuzu aydınlatan ışığımız (nur), hayatımıza canlılık kazandıran (ruh), doğruyu yanlıştan ayıran ölçümüz (furkan), gerçeği getiren ve temsil eden (hakk), ayrılık ve anlaşmazlık içinde kalanlara bir delil (ilim), insanlığın tamamı için bir mucize (ayet), manevi hastalık ve aksaklıklarımızı gideren (şifa), Allah yolunda ve zorluklara karşı mücadele etmek için bir müjde (büşra), okunsun anlaşılsın diye kolaylaştırılmış, apaçık kılınmış kitap (mübin), din adına gerekli olan her şeyi detaylı bir şekilde açıklayan bir yasa (mufassal), apaçık ifadeler ile beyan eden kitap (tıbyan), düşünenler için bir bilgelik kaynağı (hikmet), gerçeği belirleyen bir kanıt (beyyine), insanlar arasında adaleti sağlayan evrensel bir yasa (hüküm), inananları, dosdoğru yol üzerinde birleştiren Allah'ın yeryüzündeki ipi (hablullah), insanlara kıyamete kadar yol gösterecek olan önder (imam), öğüt verici ve hatırlatıcı öğretmenimizdir (zikir).

İnananlar olarak ne kadar muhteşem bir vahiy ile muhatap olduğumuzu fark etmemiz ve Kur'an ile gönderiliş amacına uygun bir ilişki içinde olmamız gerekir.

PEYGAMBERİMİZİ DOĞRU ANLAMALIYIZ

Gerçekten anlamadan yapılacak her türlü anma, ne için yapıldığı bilinmeyen ama yerine getirilmesi gereken bir görev gibi görülür. Durum böyle olunca da bir gün, bir hafta ya da en fazla bir yıl ile sınırlandırılmış anma programları yapılır. Bazen bir gün, bazen de bir yıl birini anma yılı olarak ilan edilir.

Şüphesiz peygamberimizin anılmasına yönelik gerçekleştirilen makul olan her faaliyet memnuniyet sebebidir. Ancak unutmamak gerekir ki tarihte iz bırakmış ya da tarihe yön vermiş kişiler anılmayı değil anlaşılmayı hak ederler. Hele ki bu kişi bir peygamberse... Üstelik son ilahî mesajı getiren ve inananlar için gerekli olan bütün güzel vasıfları hayata taşıyan Hz. Muhammed gibi bir peygamberi gerçek anlamda anlamak yerine anmaktan ibaret kılmak, beraberinde getirmiş olduğu ilahî mesajı tarihin bir dönemine gömmek demektir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in vefatından günümüze kadar geçen sürede daha fazla anıldığını ancak daha az anlaşıldığını söylemek hatalı olmayacaktır.

Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu hâle bakıldığında Hz. Peygamber'den de onun beraberinde getirmiş olduğu muhteşem mesaj Kur'an'dan da uzaklaşıldığı üstelik her ikisinin de bu kadar çok anılmalarına rağmen neredeyse hiç anlaşılmadıkları görülmektedir.

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed bugün tekrar yeryüzüne gelse ve hem Müslümanların hem de insanlığın bu içler acısı tablosunu görse, hayatını adadığı ilahî beyan Kur'an'dan eser kalmadığını, Müslümanların Allah yokmuş, hesap gününü unutmuş gibi bir hayat yaşadıklarını, Allah'ın uzak durun dediği her şeyi yaptıklarını, İslam'ın şeref ve onurunu ayaklar altına aldıklarını görecek, büyük bir hayal kırıklığına ve derin bir üzüntüye gömülecekti.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, bugün yeryüzünde çatışmalar sonucu ölen her yüz Müslümandan doksanının yine Müslümanlar tarafından öldürüldüğü, kadınların zulüm ve insanlık dışı davranışlara maruz bırakıldığı, cahillik ve eğitimsizliğin makbul sayıldığı, mezhepsel kavga ve çatışmaların gölgesinde, çocuk, kadın, yaşlı birçok Müslümanın acımasızca katledildiği, insanların evlerinden, yurtlarından edildiği bir Orta Doğu görecekti.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, Müslüman ülkelerde Müslümanların bile düşünce ve inanç özgürlüklerinin bulunmadığını, dinin istismar edildiğini, insani değerlerin ayaklar altında ezildiğini, dünya çıkarlarının ahiretin önüne geçirildiğini görecek ve muhtemelen "Müslümanlığınız buradaysa, insanlığınız nerede?" diye soracaktı.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, adaletsiz gelir dağılımını, bir yanda zevk ve safa süren kesimi diğer yanda hayatını zor şartlarda devam ettirmeye çalışan kalabalıkları görecek, sosyal ve ekonomik adaletsizliklere tanıklık edecekti.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, hukuksuzlukları, güçlü olanın haklı sayıldığını, mazlum ve çaresizlerin horlandığını, herkesin kendinden olanı kayırdığını, birlik olma, hoşgörü ve sevginin yerini, ötekileştirmenin, öfkenin ve kinin aldığını görecekti.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, barış ve güven dini İslam'ın korku dinine dönüştürüldüğü, kendisine güvenilen ve kendisinden emin olunması gereken Müslümanlardan kaçıldığı, bunca kötü örnek sebebiyle samimi ve erdemli bir şekilde inancını yaşamak isteyen Müslümanların da bu çarpık zihniyet tarafından mağdur edildiği bir dünya görecekti.

Peygamberimiz Hz. Muhammed bugün gelse, kardeşlikten, sevgiden, saygıdan, erdemden, adaletten, hoşgörü ve anlayıştan, bir arada yaşama kültüründen, ilimden, akıl ve düşünceden ve yalnız Allah'a kul olma ve bu sorumluluğun bilinci ile hareket etmekten eser kalmadığını, akıl dışılık, cahillik, şiddet, savaş, kargaşa ve zorbalığın dinin yerini aldığını, kendisini örnek aldığını iddia edenlerin kendisini hiç anlamadığını görecek, "Ben size böyle bir din tebliğ etmedim." diyecek ve muhtemelen hesap günü ahiretteki şikâyetini burada da ifade edecekti: "Rabbim şüphesiz toplumum bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış bir kitap hâline getirdiler." (Furkan, 25/30.)

Biz kendi içimizde olan bozulmaları düzeltip iyileştirmeye gayret etmedikçe özellikle gençlerin dinden uzaklaşması ya da son derece yanlış bir din algısına sahip olmaları kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla inananlar olarak acilen doğru bir peygamber algısına ve peygamberimizin örnekliğinde doğru bir din anlayışına sahip olmamız gerekir.

DİN, BİLİM VE FELSEFE EĞİTİMİ

Günümüz gençlerinin inançlı, erdemli ve duyarlı bireyler olarak yetişmesini istiyorsak o zaman onlara ilgi alanlarına yönelik olarak bir eğitim vermenin son derece önemli olduğunu görmemiz gerekir.

Bilimi ve felsefi düşünceyi önemsemeli, İslam bilim ve düşünce geleneğimizin güzide isimlerini örnek edinmeli ve kendimizi gerekli olan her konuda geliştirmeliyiz.

Modern çağın inanç problemlerine ihtiyaca uygun modern çözümler üretmek ve bunun için gerekli olan araçları en güzel şekilde değerlendirmek gerekir.

Çeşitli kitap, roman, dergi ve makale türü yayınlar, internet programları, çeşitli kısa film ve animasyon sunumları, çeşitli bilgisayar oyunları ve her yaştan ve her seviyeden çocuk ve gence hitap edebilecek türden eğitim programları hazırlanmalıdır.

Özellikle gençlerin bilime ve felsefeye olan ilgileri görmezden gelinmemeli ve dinî inancın bunları teşvik ettiği gerçeği güçlü bir şekilde ifade edilmelidir.

Din, bilim ve felsefe bir anlamda vahiy, evren ve insan demektir. Hem evreni hem de kendisi ile birlikte tüm canlıları Allah'ın yarattığına inanan bir Müslüman vahye, evrene ve kendisine karşı duyarsız kalamaz.

Gerçek anlamda iman etmek ve gerektiğinde en güzel şekilde savunulabilir sağlam bir inanca sahip olabilmek için Allah'ın hem vahiy ayetlerine, hem evrendeki ayetlerine hem de benliğimizde yaratmış olduğu ayetlere karşı duyarlı olmamız gerekir.

DÜŞÜNMEK VE BİLGİNİN ÖNEMİ

Çoğu kişi tarafından zannedildiğinin aksine vahiy, düşünmeye büyük önem verir. Hatta gerçek anlamda iman etmenin en öncelikli gereklerinden biri düşünmektir. Yaratılış üzerine gerektiği gibi düşünen insan, hem her şeyin yaratıcısı olan Allah'a neden teslim olması gerektiğini anlayacak, hem de O'nun kudretine ve evrene yansıyan eşsiz sanatına tanıklık edecektir. Ancak buna rağmen birçok insanın içinde bulunduğu gaflet sebebiyle hem evrendeki hem de kendi varlığındaki sayısız delil ve işareti göz ardı ettiğine dikkat çeker Kur'an ayetleri: "Göklerde ve yerde nice ayetler (mucizeler) var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile." (Yusuf, 12/105.)

Kur'an'da düşünmeye ve ilme teşvik eden ayet sayısı yedi yüzden fazladır. Aklın önemine Kur'an kadar vurgu yapan başka bir dinsel metin yoktur. Kur'an ayetleri her fırsatta insanların hem Allah'ın vahiy ile gönderdiği ayetleri/delilleri hem de evrende yaratmış olduğu delilleri üzerine akıl yürütülmesini ve derin derin düşünülmesini söyler. Allah'ın indirdiği vahiy ile vahyi anlayıp kavramak üzere insanda yarattığı akıl arasında çatışma söz konusu olamaz. Vahiyde aklın üzerinde gerçekler vardır ancak bunlar akla aykırı değillerdir.

Kur'an'da düşünmeye, akletmeye yönelik pek çok kavram vardır: İlim (bilgi sahibi olma), hikmet (bilgelik), fuad/kalp (ilahî tecellilere gönül ile tanık olma), basiret (anlayış ve kavrayış), hak (gerçek), ayet (delil), beyyine (açık delil), burhan (kanıt), zikr (hatırlama), ibret (alınması gereken ders), tedebbür (derin derin düşünmek), taakkul (akıl erdirme), tefakkuh (ince bir kavrayışa sahip olmak), tefekkür (düşünüp ders çıkarmak), tezekkür (düşünüp anlamak), nazar (bakış).

Kur'an bize, bilenlerle bilmeyenlerin bir olmayacaklarını ve ancak gerçek anlamda aklını işletenlerin bu gerçeği düşünüp kavrayabileceklerini bildiriyor. (Zümer, 39/9.) Yine Kur'an bize, kulları içinden ancak âlimler yani bilenler, Allah'tan (gereğince) korkup O'na karşı derin bir saygı duyarlar diyor. (Fatır, 35/28.) Bilmek için düşünmek ve bilgiyi edinmek, bunun için de aklı kullanmak gerekir.

Ancak bu şekilde doğru bir din anlayışına sahip olabilir ve özellikle gençlerin Allah ve din ile doğru ve sağlıklı bir ilişki kurarak deizm ve ateizm gibi tehditler karşısında sağlam durmaları sağlanabilir.

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN