Arama

  • Anasayfa
  • Edebiyat
  • Ölümünden sonra müsveddelerinden düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar eseri

Ölümünden sonra müsveddelerinden düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar eseri

Yayınlanma Tarihi: 11.6.2021 13:38:47 Güncelleme Tarihi: 11.06.2021 16:26
Ölümünden sonra müsveddelerinden düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar eseri

Edebiyatımızın en önemli kalemlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, yalnızca yaşarken yayımladığı eserlerle değil, ölümünden sonra bıraktığı müsveddelerle de gerek okur gerekse edebiyat camiası tarafından merak ve ilgiyle takip edildi. Tanpınar’ın başyapıtlarından biri olan Huzur’u okuduğumuz vakit, romandaki bütün dengeleri değiştiren Suat’ın mektubundan haberdar oluruz. Peki ya, romanda yer verilmeyen Suat’ın mektubu nerede? Gelin Tanpınar’ın müstakil olarak yayımlamak istediği fakat ölümünden sonra müsveddelerinden düzenlenerek araştırmacılar tarafından neşredilen bu mektubu, vesikaların rehberliğinde inceleyelim…

BİR MEKTUP NELERİ DEĞİŞTİREBİLİR?

🔶Evinizde bulduğunuz bir mektup hayatınızı ne kadar değiştirebilir? Bu sorunun cevabı belki daha öncesinde sizleri düşündürmemişti, tıpkı Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken hikayesindeki kahraman gibi…

🔎Oğuz Atay kimdir?

🔶Evinde bulduğu mektubun huzursuzluğunu günlerce içinde yaşayan kahraman, kendisine ait olmayan "yabancı" bir nesnenin varlığıyla tüm korkularını açığa çıkarır. Bir mektup gelir ve bütün sıradanlıklar aslından uzaklaşır…

Korkuyu Beklerken kitabından 20 alıntı

🔶Peki, ya Tanpınar'ın ölümsüz eseri Huzur'un kahramanları? İsminin aksine büyük bir huzursuzluk içerisinde olan roman kahramanlarının hayatı, bir mektup ile değişir.

🔎Ahmet Hamdi Tanpınar kimdir?

🔶Fakat bu mektup; beklenmedik bir şeyin sonucu değil, roman boyunca ince ince dokunan makus bir kaderin hazırlayıcısı gibidir. Çünkü Huzur, Berna Moran'ın da ifade ettiği gibi bir huzursuzluğun romanıdır… Hazırsanız, kötülük çiçeklerini ellerinde demet yapıp okura sunan Suat'a ve bir aşkın intiharını hazırlayan mektubunun arkasındaki gizemlere doğru esrarengiz bir yolculuğa çıkalım…

EDEBİYATIMIZIN EN "HUZURSUZ" ROMANINA NEDEN HUZUR İSMİ VERİLDİ?

🔶Kitaplar dergisinin 1950 yılının 2. sayısında Tanpınar'la Huzur Hakkında Bir Konuşma isimli röportajda Tanpınar neden bu esere "Huzur" ismini verdiğini "Çünkü huzursuz bir dünyada yaşıyoruz. Çünkü insan kendisi ile barışık değil. Değerler karşısında ve insan karşısında yeniden düşünmeye mecburuz. Çünkü her şeyden şüphedeyiz. Ve nihayet arkamızda eskisi gibi o kadar kuvvetle Allah'ı hissetmiyoruz. Hulasa huzursuzuz, onun için..." cevabıyla açıklar.

🔶Maneviyatımızdan koptuğumuz ve modern dünyanın bizi çepeçevre kuşattığı bu dönemde, hepimiz bu huzursuzluğu biliriz. Tanpınar aşina olduğumuz bu duyguyu, Huzur'da kelimelerinin zengin çağrışımlarının gücüyle daha da canlı kılar. Yazar, adeta okuru büyülü bir evrenin içerisine sokar. Her defasında yeniden üretilen bir eser olan Huzur, yeniliğini ve tazeliğini korumaya devam eder.

"Bir huzursuzluğun romanı: Huzur"

Huzur romanının içeriği

🔶1948'de ilk defa Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildikten sonra pek fazla ilgi görmeyen bu eser, bilhassa 1970'li yıllardan günümüze kadar dikkatlerin odağı haline gelir. Söz gelimi her nitelikli eser gibi aslında Huzur da "sonradan keşfedilmiş"tir.

Kitabı incelemek ve satın almak için tıklayınız

🔶Huzur, İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz başlıklı dört bölümden oluşur.

🔶Birinci bölümünde Mümtaz ağabeyi olarak adlandırdığı İhsan'ın hastalığı ile ilgilenir. O gün akşamüzeri karşılaştığı arkadaşlarından, bir yıldan beri sevdiği Nuran'ın kocasıyla barışarak yeniden evleneceklerini öğrenir.

🔶İkinci bölüm, Mümtaz'ın Nuran ile vapurda tanıştığı bir yıl öncesinden başlar. Kocasından boşanmış olan Nuran'la aralarında başlayan aşk İstanbul'un tarihî ve tabii güzellikleri içinde gelişir. Nuran ve Mümtaz söz gelimi İstanbul'u birlikte yeniden keşfederler. Beraber koca bir medeniyetin izlerini bulmaya çıkmış gibidirler.

🔶Romanın üçüncü bölümünde bir olay vardır ki asıl meselemizi ihtiva eder. Evlenmeye karar veren Nuran ile Mümtaz, Suat'ın varlığından bir türlü kurtulamaz. Suat, ikilinin Emirgan'da kaldığı evin anahtarını bulup sık sık oraya gider veya onları uzaktan izler. Nuran ve Mümtaz'ın aşklarına gölge gibi düşen Suat, birkaç gün Emirgan'daki bu evde kalır. Ardından yaşadıklarını anlatan bir mektup yazdıktan sonra, Nuran ile Mümtaz'ın evinde intihar etmeye karar verir. Suat intihar etmeden evvel Mümtaz'a yazdığı mektupla aynı zamanda bir aşkın intiharına da sebep olur. Bir mektup ve Nuran ile Mümtaz'ın sonlanan aşkı…

Edebiyatın çınarı: Ahmet Hamdi Tanpınar

KÖTÜLÜĞÜ ESTETİĞE DÖNÜŞTÜREN BİR KARAKTER: SUAT

🔶Huzur'daki bütün dengeleri değiştiren Suat nasıl bir karakterdir?

🔶Romanda Suat, Mümtaz'ın bir ironisi gibidir. Çevresiyle ve dünyayla sürekli bir alay halinde olan Suat, "bu dünyayı tek başına sana bırakmaya niyetim yok" diyerek, ölümüyle Nuran ve Mümtaz'ın aşkını da bitirir.

🔶Hayata bakışıyla öteden beri Mümtaz'ı etkileyen Suat, Tanpınar'ın kötülüğü estetik haline getirmeye çalıştığı önemli bir karakterdir.

🔶Mümtaz Huzur'da Suat'ı şu şekilde tanımlar: "Suat çok sevilebilir veya ondan nefret edilirdi. Fakat ona acınamazdı."

🔶Romanın trajik bir kahramanı olan Suat, büyük bir yönüyle aşk ve İstanbul romanı olan Huzur'a felsefi bir boyut katar. Romanı varoluşçuluğun kıyısında gezindirir. Handan İnci'nin ifadesiyle Tanpınar, romanda Suat'ı yeterince konuşturamayacağını düşündüğü için ona ayrı olarak söz hakkı tanır ve böylece Suat'ın mektubu ortaya çıkar.

🔎Varoluşçuluk: Varoluşçuluk veya egzistansiyalizm, 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılda kendi içlerindeki derin öğretisel farklılıklarına karşın felsefi düşüncenin salt düşünen özne ile değil duyumsayan, yaşayan bir birey olarak insan öznesi ile başladığı inancını paylaşan düşünce sistemidir.

Edebiyatımızdaki sıra dışı kahramanlar

Suat'ın Huzur'daki işlevi nedir?

🔶Suat karakteri, romanda bütün kurguyu değiştiren önemli bir işleve sahiptir. Kitabın felsefi dokusunu zenginleştiren, Mümtaz ve İhsan'ın görüşlerinin karşısında konumlanan Suat'ın intiharı ve mektubu romanın bütün olay örgüsünü aniden değiştirir.

🔶Bahsi geçen bu mektubun Huzur romanında yalnızca ismi geçer. Huzur'da okuyucuyla paylaşılmayan mektup, okurun roman boyunca ve bitirdikten sonra merakını kamçılar durur. "Acaba mektupta ne yazıyor?"

🔶Tanpınar yine Kitaplar dergisinde verdiği röportajda Huzur'un devam edip etmeyeceğine dair sorulan sorulara şu şekilde karşılık verir:

"Edecek, tabii edecek. Mümtaz ölmemiştir. Hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor. Fakat daha evvel Huzur'un öbür kısmını neşredeceğim, yani Suad'ın Mektubu'nu. Küçük bir eser, okuyucu orada Mümtaz'ın meselelerini daha başka bir planda görecektir"

🔶Tanpınar her ne kadar Suat'ın Mektubu'nu okuyucuyla buluşturmak istemiş olsa da bu planını gerçekleştiremez. Romanına başlayan Tanpınar'dan Suat'ın Mektubu'na dair yalnızca müsveddeler kalır…

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiir estetiği

SUAT'IN MEKTUBU'NUN MÜSVEDDELERİ OKURLA BULUŞTU

🔶Tanpınar'ın vefatından yıllar sonra okuru ve edebiyat çevresini heyecanlandıran önemli bir olay meydana gelir. Tanpınar Merkezi'nin Kurucu Müdürü Prof. Dr. Handan İnci, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü'nde bulunan arşivlerini karıştırdığında Tanpınar'ın Suad'ın Mektubu ile ilgili yazdığı müsveddeleri bulur ve ilk sayfasını hemen yayınlar. Fakat yıllar geçtikçe arşivde geniş taramalarda bulunan İnci, Tanpınar'ın mektup üzerinde önemli bir emek harcadığına tanık olur.

🔶Bu önemli emeği okura sunmak isteyen İnci kolları sıvar, arşiv düzenlemeleri, tasnifler ve metnin hikayesinin kurgulamasına başlar. Huzur'daki anlamlı akışa da dikkat ettiğini söyleyen İnci, bütün eksik parçalarına rağmen Tanpınar külliyatını tamamlayabilmek için Suat'ın Mektubu'nu yayımlamaya karar verir.

🔶İnci, roman müsveddelerini önemli düzenlemelere tabi tutarak Suat'ın Mektubu ismiyle 2018 yılının Şubat ayında kitaplaştırır.

Suat'ın mektubunu incelemek ve satın almak için tıklayınız

🔶Handan İnci Tanpınar'ın Huzur'un dengesini bozmamak adına Suat'ın Mektubu'nu ayrı bir romanda incelemek istediği çıkarımında bulunur.

🔶İnci, Mümtaz'ın geri planda kalmaması, asıl kurgunun önüne geçmemesi ve döneminde yaygın hale gelen varoluşçuluğun sesi haline gelmiş Suat'a hak ettiği ilgiyi vermesi adına Tanpınar'ın Suat'ın Mektubu'nu kaleme aldığını düşünür.

SUAT'IN MEKTUBU'NDA NELER YAZIYOR?

🔶Suat mektubuna intiharını nasıl ve nerede gerçekleştireceğini anlatarak başlar:

"Aziz Mümtaz,

Sana bu mektubu oldukça garip şartlar altında yazıyorum. Bu mektubumu okuduğun zaman hakkımda ne düşüneceğini bilmiyor değilim. Kendini öldürmek için el âlemin evini seçmek, herhalde beğenilecek bir hareket değil, dünyada yer mi yok! Hele ölüm gibi tabii bir şey için! Ne kadar hiddet etsen yeridir."

🔶Mümtaz'ın "gülünç yaşamını" merak eden Suat, uzaktan uzağa onu gözlemlemekle yetinmez aynı zamanda Mümtaz evde yokken "gizli" misafiri olur:

"Ne yapayım ki beni bu harekete biraz da bu ev sevk etti… Birkaç günden beri evinin gizli ve devamlı misafiriyim. Sonunda mahremiyetin bana aitti. Aramızda ilk önce benim tarafımdan yapılan bir şaka vardı. Evine sen yokken girip çıkmak, o kadar gülünç bulduğum hayatını yakından seyretmek, seni doya doya tanımak hoşuma gidiyordu. Sonra ev, belki de yaşlılık, kendimi, kırkına varmadan kendimi mahkûm ettiğim yaşlılık biraz da hadiseleri nyardımıyla beni mağlup ettiler. Şimdi sakınılmazın karşısındayım."

🔶İnsanlarla bilhassa en büyük zevki Mümtaz ile alay etmek olan Suat'ın en korktuğu his ise insanların kendisine acımasıdır. Mümtaz'ı bu konuda ihtar eder. Ölümünü bile "gülünç" bulan bu trajik karaktere acıma duygusu kadar sefil gelen bir şey yoktur. Mümtaz'ın dediği gibi Suat'a asla acınamazdı…

"Sakın bu satırları okurken bana acımağa kalkma! Bu son eşikte, düşüncelerim ne olursa olsun ben eski Suad'ım. Hayatla tutuştuğum bahsi bu kadar erken ve hatta gülünç şekilde kayıp ettiğime elbette müteessirim. Fakat her-hangi bir insanın acımasına razı değilim. Belki de bu mektubu sana yazdığım dakikada kapıyı açıp gidebilirim. Hatta tabancamı bir mektupla sana hediye bile ederim. Nitekim bu işi, kendi cesedim yerine bir başkasının ölüsünü de burada bırakmak suretiyle bile yapabilirim. İnsanların en az hoşuma giden tarafı acımalarıdır."

🔶Mümtaz'ın evinde sıkıntılı düşüncelere dalan Suat, bunlardan bir nebze olsun sıyrılmak için masanın üzerinde duran Mümtaz'ın müsveddelerine göz gezdirir. Bu satırları okuyan Suat konuyu dağıtır ve Mümtaz'ın yazmaya hiç yeteneği olmadığını söyler. Ve ona hitaben şu cümleleri kullanır:

"Müsveddelerini okumağa karar verdim. Evvelâ tanzim ettim, düzelttim. Bu epeyce zaman aldı. Mümtaz biraz daha muntazam olsana! Sonra okudum. Ne hazin şeyler. Vazgeç, Mümtaz. Hiç istidadın yok. Her cümlende yazacağın şey tükeniyor. Hiç de kısırlığın o bereketli kısırlıklardan, insana yeni ufukla raçan sihirli zorluklardan değil. Eminim ki her cümlenin sonunda kafatasını eline alıyorsun ve cınbızla bir tarafında bir şey kaldı mı, bir şeycikler bulabilir miyim, diye düşünüyorsun. Daha fenası da var. Galiba masanın başın aiçin ve başın boş oturuyorsun. Beş on sahife okuduktan sonra, bu masa başında çektiğin, geçirdiğin işkence saatlerini, sıkıntıları düşündüm ve sana acıdım; şair, muharrir olmanı hiç tavsiye etmediğim hâlde!"

"YAZIK Kİ İNSANIN UFKU İNSAN. HALBUKİ SADECE ALLAH OLMALIYDI"

🔶Suat mektubunda yaşadığı pek çok olaya ve onu intihar düşüncesine nelerin sürüklediğine temas ettikten sonra mektubunun sonuna geldiğini anlatır. Mektubun başında Mümtaz'dan kendisine kesinlikle acımamasını isteyen Suat mektubun sonunda artık yargıları onlara bırakır ve şu cümlelerle mektubunu ve hayatını noktalar:

"Mektubumun sonuna geliyorum. Yarın öbürü gün eve döndüğün zaman ipte sallanan bir adamla karşılaşacaksın! Belki Nuran beraberinde olacak! Sizi hakkımdaki düşüncelerinizde tamamen serbest bırakıyorum. İster bana acıyın ister deli deyin…!

Fakat daha iyisi var, beni anlamaya çalışınız. Bunu galiba İhsan yapacak. Fakat kim bilir ne kadar tatsız şekilde…

Yazık ki insanın ufku insan… Halbuki sadece Allah olmalıydı…."

Ahmet Hamdi Tanpınar romanlarının gizli kahramanı: Zaman

SUAT'IN MEKTUBU MÜSVEDDELERİNDEN ÖRNEKLER

🔶Gelin, Tanpınar Edebiyat Araştırmaları Merkezi'nin yayınladığı Suat'ın Mektubu müsveddelere yakından bakalım…👇

İ. Ü. Türkiyat Enstitüsü, Tanpınar Arşivi Kutu: 1 Dosya: 25 Sıra no: 1602

📌Aziz Mümtaz,

Sana bu mektubu oldukça garip şartlar altında yazıyorum. Neredeyse çılgınlığımdan dolayı sana özür

Bu mektubumu okuduğun zaman okunamadı hakkımda ne düşüneceğini bilmiyor değilim. Evine kendini öldürmek için elalemin evini seçmek her hâlde beğenilecek bir hareket değil. Dünyada yer mi yok! Hele ölüm gibi tabii bir iş için.

Hele bu işin yapıldığı evin sahibi… Ne kadar hiddet etsen yeridir.

Ne yapayım ki beni bu harekete biraz da bu ev sevketti. Birkaç günden beri evinin gizli ve devamlı misafiriydim. Sonunda mahremiyetin benimdi. Aramızda ilk önce benim tarafımdan yapılan bir şaka vardı. Evine sen yokken girip çıkmak, o kadar gülünç bulduğum hayatını yakından seyretmek, seni doya doya tanımak hoşuma gidiyordu. Sonra belki de yalnızlığa kendimi farkına varmadan kendimi mahkûm ettiğim yalnızlık, biraz da hâdiselerin yardımıyla beni mağlub ettiler. Şimdi sakınılmazın karşısındayım.

Sakın bu satırları okurken bana acımağa kalkma. Bu son eşikte düşüncelerim ne olursa olsun bil ki ben eski Suat'ım. Hayatla tutuştuğum bahsimi bu kadar erken ve hattâ gülünç şekilde kaybettiğime elbette müteesirim. Fakat herhangi bir insanın Acımasına razı değilim. Acımasına razı değilim. Belki de bu mektup…

Şu dakikada kayıpı açıp gidebilirim. Hatta tabancamı bir mektupla sana hediye bile ederim. Nitekim bu işi kendi cesedim yerine bir başkasının ölüsünü de burada bırakmak suretiyle yapabilirim. İnsanların en az hoşuma giden tarafı acımalarıdır. Çehrelerde beliren o keder...

İ. Ü. Türkiyat Ensitüsü, Tanpınar Arşivi Kutu: 1 Dosya: 25 Sıra no: 1559

📌görmek zevkini hiçbir zaman vaz geçemedim. Onun için anahtarı iade edeceğim yerde herkesle beraber etrafı araştırmağı tercih ettim. Hem arıyor, hem de anahtarı verip vermemeği düşünüyordum. Dünyada kader denen bir şey varsa o da benim bu birkaç saniyelik tereddüdümdür. Çünkü ondan sonrası bir riyaziye muadelesi kendiliğinden olan biten şeyler, ilk adımın bir ötekini ve daha ötekini doğurmasıdır.

Nuran gibi anahtarını bulamadı ve biz oldukça canı sıkılan Nuran'ı Yaşar'la beraber evine kadar götürünüz. Niyetim ertesi sabah anahtarı Nuran'a götürmek, bu vesile ile onu sabahleyin evinde görmekti. Bu da benim için bir yığın küçük, memnun edici şeylerle dolu bir ziyaret olacaktı.

Hatta doğrudan doğruya bir anahtar kaybettiğini söylese idi, bulduğumu ona verirdim. Fakat böyle yapmadı. Çantasına iyice baktıktan sonra oturduğu yeri, koltuğun içe kayan taraflarını bize ne aradığını söylemeden muayene etti. Halinden sıkılmışa benziyordu. Sonunda omuzlarını silkerek vazgeçti. Hemen herkes ne kaybettiğini soruyordu. O kaçamaklı cevaplarla vazgeçiyor işi kapatıyordu.

Daha o anda bu anahtarın senin evinin anahtarı olduğunu düşünmüştüm. Niyetim ertesi sabah gidip ona iade etmekti. Bu vesile ile bir nevi mahremiyet de tesis edebilirdim. Ayrıca benim için böyle bir mahremiyet kazanacaktım.

Fakat ertesi sabah bu anahtarın senin evinin anahtarı olabileceğini düşündüm ve gece karar verdiğim gibi hemen eve gidip iade etmektense her nedense fikrimin doğru olup olmadığını tahkike karar verdim.

Görüyorsun ya Mümtaz, bir felâket, yahut herhangi bir hadise nasıl adım adım hazırlanıyor; İnsan ihtiyarîden sakınılmaza doğru adım adım ve çok mantıki sade mantık bir yürüyüşle ve kendini daima hür sayarak gidiyor gidiyor. Başta yüzde yüz hürsün; ikinci adıma bu hürriyet bir parça azalıyor, üçüncü, dördüncü adımda biraz daha… sonra biraz daha azalıyor, ve nihayet ister istemez yürüyeceğin tek bir yol kalıyor, iradenin şiddetli bir aksülameliyle dönersen ne alâ… o zaman o yolu bütün ömrünce sıyırmak fakat unutma ki bir kere buraya geldin mi her şey bu yolda neticeye doğru dolu dizgin yürümen içindir artık. Bütün yardımlar, etrafın her kımıldanışı sizi seni oraya doğru iter. O zaman her şey bir faktör psikolojik halini alır bir ruhî âmil haline gelir. O sabah ben üçüncü adımı attım. Yani senin evini öğrenmeğe teşebbüs ettim. Bunun ne kadar kolay olacağını biliyordum. Bir gün evvel Nuran sana verdiği sözü tuta-...

İ. Ü. Türkiyat Ensitüsü, Tanpınar Arşivi Kutu: 1 Dosya: 25 Sıra no: 1592

📌bilhassa onu örnek alarak yapılmıştı. Vitrinin içinde noel pamukları arasında –bileceğin tabirle çok suni ve bu yüzden mutlak bir kış ortasında, sırtında samur renkli bir kürk uçları adeta rüzgarla taranmış, yüzü mücerret tarafından zaptedilmiş- bu da senin cümlendir Mümtaz- bekliyen bu mankeni birkaç dakika seyrettim. Bunun bir eşini yaptırmak ve etrafına muhtelif vaziyetlerde bir yığın erkek mankeni koymak, böylece o holde küçük bir sahne tanzim etmek aklıma geldi. Bunlar bu akşam için hazırladığım büyük sahnenin ilk ve çok acemi denemeleriydi Mümtaz! Dedim ya Mümtaz, bir fikir ne kadar güç, adım adım bulunuyor! Yahut bir fikrin şekil alması! Çünkü fikir vardı, fakat ona şekil vermek istiyordum. Fakat nasıl bir sahne yapacaktık! Mesela a la Titien bir yıkanan Suzan'mı? Düşün bir kere havlular içinde bir Nuran, ve sen, Yaşar budalası, ben, Sabih, Sakıp Bey, Fahir, Yaşar'ın monden dostları uzaktan bir manianın arkasından onu seyrediyoruz. Tabii çocukça! Yahut bir taht üzerinde kucağında Fatma ile oturmuş bir Meryem ana Nuran ve yine hep birden etrafında bizler. Yahut yalnız sen! Elinde sıcacık kalbin, hakiki bir koyun yüreği tabii –diz çökmüş Fatma'ya uzatıyorsun! O birkaç gün Mümtaz hep bunu düşünerek geçirdim. Fakat hiçbiri bana layık şeyler değildi. Sana layık değildi demiyorum Mümtaz, çünkü sen her türlü alaya müstahaksın! Fakat bana, benim dehama layık değildi. Bunlar kapıdan fırlatıp attığın anda mevcut olmayacak şeylerdi. Halbuki ben öyle bir şey istiyordum ki ömrünün sonuna kadar unutmasın...

İ. Ü. Türkiyat Ensitüsü, Tanpınar Arşivi Kutu: 1 Dosya: 25 Sıra no: 1600

📌onu zaptetmiş bir harabe gibi oradan bütün ömrünü idare etsin. Niçin sana o kadar düşmanım Mümtaz? Fakat bunu anlatmak için daha vaktimiz var, şimdi ben fikrin doğuşunu anlatmak istiyorum. Ah bu tesadüflerde beni görseydin Mümtaz, kendine layık hiçbir şey bulamıyor ve üzülüyordum. Fakat boş da durmuyordum. Evinin etrafında dolaşıyor, kâh seni takip ediyor kâh Nuran'ın

Onu zapt etmiş bir harabe gibi ömrünü idare etsin! –Hakikaten [?]

Fakat bir türlü istediğim şeyi bulamıyordum. Vaktimin çoğu hemen hemen sizin mahallede geçiyordu. Bazen Nuran'a tesadüf ediyor, yahut da karşısına –tabii çok uzaktan bir umacı gibi çıkıyor, onu korkutuyor, buluşmalarınızı imkânsız yapıyordum imkânsızlaştırıyordum. Dalgın, hiç habersiz, kendi içime dalmış gömülmüş gözlerimle hakikaten beni beğenirdin. Sonra biraz uzaktaki berbere giriyor seninle Sümbül hanımın evden çıkmanızı bekliyordum. O zaman eve giriyor, holde oturuyor, bu harikulade atmosferi tıpkı senin İstanbul peyzajı için kullandığın metodu taklit ederek adeta kokluyor, onunla dolmaya çalışıyor, onun bende konuşmasını istiyordum.

Bir gün eve girerken Anahid'i Birgün eve girerken Helmine'yi –şu Boyacıköy'deki kahveci çırağının metresini kapıdan çıkıyor gördüm. Ve itiraf edeyim ki günahını aldım, demek böyle ha! dedim. Bizim Mümtaz avlık bigamı yapıyor. Ne kadar sevindim bilsen! düşün bir kere küçük bir sahne, bir telefon… Fakat Nuran'ın buna nasıl ehemmiyet vermeden karşılayacağını düşününce biliyordum onun için heyecanım geçti. Kaldı ki Helmine yukarı kattaki Macar kürkçünün dostuymuş ve Amerika'ya gideceklermiş! Bunu ertesi günü öğrendim ve senin evine davet ettim. Ona Nuran'ın geceliklerini giydirecek, odalarda gezdirecektim. Senin aşk mabedini kirletecektim. Fakat kadın razı olmadı. 'Ben Amerika'ya gideceğim!' dedi. Komik değil mi Mümtaz? Sadakattan, aşktan, günahtan, azaptan bahsetti. Üst kat merdiveninin basamağında bana bütün ömrünü anlattı. O konuştukça kafama bir yığın tasavvur geliyordu. Ona...

İ. Ü. Türkiyat Ensitüsü, Tanpınar Arşivi Kutu: 1 Dosya: 25 Sıra no: 1599

📌Bana söyleyebileceği her şey uzun uzadı? uzun uzadıya dinledikten sonra akşama Novotni'de buluşmağa söz aldım. ben merdivenlerden indim. O yukarıya kendi evine çıktı.

Bilmem o akşamın tam bir hikâyesini yazmağa burada lüzum var mı? Bu her zaman ve herkeste olduğu gibi çılgın bir humma ile başlayan ve en yakıcı istikrahla biten o zevk gecelerinden biri oldu. Yattığımız otel odasında Sabaha yakın uyandım, o benden evvel uyanmış, fakat rahatsız etmemek için kımıldamıyordu. Yataktan inmek için yorganı açınca biçare vücudunu adeta nereye gizleyeceğini bilemedi. Kim bilir nasıl bir gözle bakmıştım ki nerde ise ağlayacaktı. Halbuki bu yaz Suadiye plajında onu kahverengi mayosu içinde ne kadar istemiştim. Çarçabuk giyindim, sokağa fırladım. Daha büyük kahvelerin hiç biri açılmamıştı. Tepebaşında daha ziyade şöförlerin toplandığı küçük bir çaycı dükkanına girdim. Bir saat kadar orada oturdum. İçimde garip bir tiksinti vardı. Ve bu tiksinti etrafımdaki kül rengi sabahla çok garip bir şekilde uyuşuyordu. Her şey yaşamaktan muzdarip gibiydi. Bir parça daha, biraz daha yığılın ey sisler, ey çamur biraz daha cıvıklaş ve her şeyi yut!" Titreye titreye sokaklarda dolaştım. artık sizi unutmuştum, ne seni, ne evini düşünüyordum. İçimde sadece kaçmak, gitmek arzusu vardı. Bütün günü o hisle geçirdim. Küçük halk kahvelerine gittim, birtakım biçare insanların iskambil oyunlarını seyrettim. Yemiş iskelesinde dolaştım, balıkhaneyi gezdim. Vaktiyle Bundan yetmiş sene evvelki şairlerimizin toplandığı şadırvanlı bir kahvede muammalı duruşumla kokain ve esrar kaçaklarını ürküttüm. İçimdeki istikrah hissi beni her taraftan koğuyordu. Bir tanıdığa rastgelmemek için baş vurmadığım çare yoktu, soğuk rüzgârda ve ince karda titreye titreye yörüyordum. Üşüyordum, iğreniyordum, öksürüyordum; insanlar böyle zamanlarda ne kadar değişiyorlar. Zaten her şey...

Kaynak: Tanpınar Araştırmaları Merkezi, Handan İnci - Suat'ın Mektubu

DOĞUMUNUN 120. YILINDA AHMET HAMDİ TANPINAR SERGİSİ

🔶10 Haziran'da Türk edebiyatına şiir, hikaye ve roman sahalarında önemli eserler kazandıran Ahmet Hamdi Tanpınar, doğumunun 120'inci yılında, düzenlenen programda anıldı.

🔶Sergide İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Türkiyat Enstitüsü koleksiyonlarında Ahmet Hamdi Tanpınar'ın özenle saklanan mektuplarından el yazılarına, eser tefrikalarına düştüğü notlardan özel evraklarına kadar bugüne değin sergilenmemiş belgeler sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.

🔶Ayrıca Türkiyat koleksiyonundaki Tanpınar'a imzalanmış kitaplar ve İstanbul Fetih Cemiyeti ile Haluk Oral koleksiyonundan Tanpınar'ın imzaladığı kitaplar ile Ara Güler'in objektifinden ve birçok koleksiyondan seçilen Tanpınar fotoğrafları ve belgeleri sergide yer alıyor.

🔶Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü ve edebiyat dünyasından birçok ismin katkıda bulunduğu sergi, 6 Temmuz'a kadar görülebilir.

📍Sergiye nasıl gidilir?

2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN