Arama

Sebeplilik ile vesilecilik arasında: Ya Müsebbibü’l-esbâb!

Yayınlanma Tarihi: 13.03.2020 12:14 Güncelleme Tarihi: 13.03.2020 12:18
Sebeplilik ile vesilecilik arasında: Ya Müsebbibü’l-esbâb!

'(İsa dedi ki:) Sizin için kuş suretinde bir şey yaparım da ona üfler, o da Allah'ın izniyle bir kuş olur.' (Ali İmran, 49)

Velilerden birisi hastalıklara şifa olmak vasfıyla şöhret bulur. Uzaktan yakından insanlar duasını almak, himmetinden teberrük, kendilerinin veya yakınlarının hastalıklarına şifa talep etmek üzere ona gelirlerdi. İş öyle bir dereceye vardı ki şöhret duygusu büyük bir korkuya yol açmış, tasavvufun en ciddi meselesi olan ihlası yitirmek endişesine kapılmıştı. Veliler böyle durumlar ortaya çıktığında ya şehirlerini terk ederek yabancı bölgelere göç ederler (hicret), veya evlerine kapanırlardı. O da kendisini evine kapatmış, gelene gidene kapısını açmamaya başlamıştı. Yaşlı bir anne hasta oğlunu yanına alarak uzak bir diyardan velinin şehrine gelmiş. Evini bulmuş, kapıyı çalmış, fakat kapıyı açan olmamış. Israrla çalmış, yine ses seda yok! Sorup soruşturunca velinin evde bulunduğunu öğrenince ısrarla kapıyı çalmış. Derdi olan insan çare bulmadan ısrarından vaz geçmez; sıkıntıda olan bir anne ise asla vaz geçmez. En sonunda anne 'uzak yerlerden geldim, oğlum pek hasta, duanı almaya geldik' deyince, adam çaresizlik haliyle şöyle demiş: 'Be hanım! Ben ölüleri dirilten Meryem oğlu İsa'mıyım da hastalara şifa vereyim.'

Bu sözleri söyledikten sonra evin bir köşesine çekilip başı ellerinin arasında öylece kalmış. Bir süre geçtikten sonra sufilerin 'varid (ilham)' dedikleri halle kulağına ses gelmiş: 'Sen hastaları tedavi edenin, ölüleri diriltenin İsa olduğunu mu sanıyordun?' Bu sözler ona seyr ü sülükteki esas büyük meselenin ihlasını tehdit eden şöhret duygusu değil, vesileyi sebep sayarak, tevhit inancını zedeleyen batıl itikadı olduğunu gösterdi. Gafletin ortadan kalkmasıyla yerinden doğruldu, kapıyı açtı, insanlara şifa vesilesi olmak üzere hizmet yolunu tuttu. İş alemde ortaya çıkan fiillerde ve hadiselerde sebebin sadece ve sadece Allah olduğunu unutmamaktır; faili Allah olan fiillere ve hadiselere 'vesile olmak' ise ilahi ikramdır. Keramet tam olarak budur.

Vesile ve Sebep:

İslam'da dini düşünce ekolleri 'nedensellik' karşısındaki tavırlarıyla ayrışırlar. Tabiatta zorunlu bir nedenselliği kabul edenler sistematik ve sürekliliği olan evren fikrini benimseyerek ilahi fiilin sebepler dairesinde gerçekleştiğini düşünürler. Allah'ın kadir-i mutlak olduğunu hesaba katanlar ise böyle bir tabiat teorisini reddederek Allah'ın fiilini sınırlayabilecek her türlü anlayışı aşmayı hedeflerler. Onlar nedenselci (determinist) teorinin hayatın tümel ve tikel noktalarında yol açtığı sınırlanmaya karşı Allah'ın mutlak kudretinin tezahürü olan duanın imkanını kabul ederler. Bir dindar hayatın tikel alanlarından başlayarak daha büyük sorunlara ve tümel bahislere intikal eder. Bu itibarla alemin yaratılışı başta olmak üzere, hemen bütün konular, şimdiki anda yaşadığımız evreni nasıl telakki edeceğimizle ilgili sorunun parçası olmak üzere ortaya çıktı. Bu amaçla doğadaki nedensellik teorisi 'vesilecilik' ile yeniden yorumlandı. Vesilecilik herhangi bir şeyi veya durumu veya kişiyi 'olmazsa olmaz' saymak yerine 'olsa da olur olmasa da' mesabesinde araca döndürmek demektir. Deist Tanrı telakkisinin en önemli argümanı doğanın düzeni idi. Müslüman düşünürler evrendeki nedenselliği reddederken meleklere imanın iktiza ettiği bir yorum geliştirdiler. Melekler ilk başta nedenselci teoride sebeplerin görevini üstlenirler; fakat gerçekte öyle değildir. Kadir-i mutlak Tanrı'nın aleminde her şey O'nun filinin aracı olsa bile kimse müstakil güç sahibi ve özne değildir.

Bu itibarla meleklerin müstakil ve sürekli bir gücü yoktur: Azrail insanların canlarını alır, lakin bu görev sürekli ve daimi görev değildir. O her bir canı ilahi izinle alır, her can için hususi olarak görevlendirilir; iş sistematiğe bağlanmış değildir. Nitekim bazen Allah insanların canlarını alma fiilini bizzat kendisine izafe ederek onun işlevini daraltır. Cebrail (as.) peygamberlere vahiy getirir, fakat Allah bazen bizzat vahyi ulaştırabilir. Mikail rızıkları taksim edebilir fakat Allah rızık verme fiilini bizzat üstlenerek onun sadece vesile olduğunu hatırlatır bize: vesile, yani olsa da olur olmasa da! Allah peygamberlerini dini tebliğ etmekle görevlendirir, fakat dini düşüncenin en ciddi sorunlarından birisi olan hidayet söz konusu olunca işin seyri değişir: Peygamberin görevi sadece tebliğ etmektir, hidayet ise Allah'ın yetkisidir. Hz. Peygamber amcalarından Ebu Talib'in Müslüman olması için ısrar eder, fakat Allah Ebu Talib'e Müslüman olmayı nasip etmez. Öteki amcası Ebu Leheb hakkında bizzat sure inmişti. Allah amcalarına Müslüman olmayı nasip etmemişti; hikmetini bilmiyoruz lakin sonuçlarından birisini idrak edebiliriz: Allah İslam'ı kabilenin gücü ve dayanışma vesilesi olsun diye değil, evrensel bir amaçla gönderdi. O iki amcanın Müslümanlıktan nasipsiz kalması İslam'ı Haşimî olmak ithamından korudu. Buna mukabil Hz. Peygamber Mekke'nin fethi esnasında bir tedbir olmak üzere beş müşrikin öldürülmeleri hükmünü verdi. Söz konusu isimler Mekke'de gençlik liderleriydi ve onların yönetecekleri bir kalkışmanın büyük ölümlere yol açacağını düşünmüştü. Beş kişiden hiç biri öldürülmedi; üstelik onların en önemlisi olan Ebu Cehil'in oğlu İkrime Müslüman oldu. İlahi takdir böyle tecelli etti: Hz. Peygamber'i en çok himaye eden Ebu Talib'e Müslüman olmak nasip olmadı, en çok eziyet gördüğü Ebu Cehil'in oğlu Müslüman oldu. Niçin mi? Çünkü alemdeki hüküm peygamberin değil Allah'ındır.

Lut peygamber kavminin yaptığı iş karşısında zayıf ve çaresiz kaldı; Hz. İbrahim babası karşısında çaresizdi, Hz. Nuh oğlu ve hanımı karşısında çaresizdi. Hz. Musa her anında çaresiz idi. Hz. İsa hastalıklara şifa için vesile oldu, fakat havailerden birinin hidayetine vesile olamadı. Onun şikayetiyle yakalandı, çarmıha gerildi (İslam inancına göre öldürülmedi). Müslümanlıkta Allah'a yakınlık, O'nun güç ve kudretine ortak olmak anlamı taşımaz. Güç ve kudretin Allah'a ait olduğunu idrak etmek ve buna teslim olmak Müslümanlığın anlamıdır.

Ekrem Demirli

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN