Arama

ve : Üç ölüm hadisesi ve ‘öldürmeyeceksin’ emri

Hz. Musa ve Hz. Hızır: Üç ölüm hadisesi ve ‘öldürmeyeceksin’ emri

Din insanın tüm ilişkileri ve bağları arasında gerçek ve kalıcı olanının Allah ile irtibatı olduğu için vardır. Metafizikçi sufiler 'metafizik bilgi Allah ile alem irtibatını keşfetmektir' derken bunu söylerler. Allah ile alem arasındaki ilişki alemin yaratılışı cihetinden ele alınırsa sınırlı bir yönü konuşabiliriz: Allah âlemi bilmediğimiz bir zamanda yaratmış, ardından nizam vererek onun kendi kendine (saat gibi) işlemesini sağlamıştır veya her anına müdahaleyle onu tedbir etmektedir (enderminist teori). İki bakış açısı dini düşünce geleneklerinde ortaya çıkan ve birbiriyle çatışan teorilerdir. Hangisini alırsak alamım neticede Tanrı'ya gideriz ve Tanrı'dan gelerek alemin varlığını konuşuruz lakin hiç birisi insan ve Tanrı ilişkilerindeki kapsamlılığı göstermek için yeterli olmaz.

Allah-alem ilişkileri ilahi isimlerle ortaya çıkan ilişkiler bütünüdür. Allah'ın her ismi bir irtibat yönünü ve tarzını anlatırken ilahi isimler türünce irtibat, irtibat kadar da Allah ve insan hakkında bilgi tarzı vardır. Vahdet-i vücud geleneğindeki sufiler meseleyi daha ileri noktaya taşırken her bir varlığın Allah ile irtibatını özel bir şekilde düşünmüş, bunu vech-i has diye terimleştirmişlerdir. Vakıa ile hikayesinin ana konusu da budur: Allah ile alem-insan ilişkilerini hususi yönlerini görebilmek! Yolculukta Allah ile insan ilişkilerinde en çetin noktalardan birisini teşkil eden katil yani bir masumu öldürme eylemi vardır. Biz bizi yaratan, bize bilgi öğreten, bizi yaşatan, bize merhamet eden, bize rızık veren vs. şeklinde bir Allah olduğunu kabul edebiliriz. Fakat hayat bütün bunlardan ibaret değildir ki? Bunların mukabili fiillerin Allah ile ilişkisi nasıl kurulacaktır? Bir insan ölmüşse onu gerçekte kim öldürmüş olacaktır veya bu ölümün Allah ile irtibatı nasıl kurulacaktır? Sahi ölen bir insan ölürken Allah o fiilin neresindedir?

ÖLDÜRMEYECEKSİN EMRİ: HZ. MUSA'NIN HAYATINDAKİ ÖLÜMLER

'Öldürmeyeceksin' başta Firavun'un yasası idi: Bir şehir can güvenliğini sağlamadan şehir haline gelemez, bir insan da güvenliğin olmadığı yerde hükümdar olamaz. Hükümdar öldürme işini bir rüçhaniyet olarak kendi yetkisinde tutarak hükümranlığını tesis eder.

Hz. Musa'nın ölümle ilk karşılaşması doğan tüm çocukların 'Musa'dan dolayı' öldürülmeleriydi. Firavun kahinlerin verdiği haberle doğacak çocuğun onun hükümdarlığını yıkacağı endişesiyle tüm çocukları katletmek istedi. Böyle bir katliam toplumun hafızasında bir travmaya yol açarak onların hayat ve gerçeklikle ilişkilerini korku üzerinden kurar. İnsanlar buradan büyük matemler, yaslar oluşturur, hayata tutunabilmek için 'kin' beslemekten başka bir yol bulamazlar. Binaenaleyh masum çocuklar ölürken yaşayanlar sakat ve malul bir halde yaşamaya devam edeceklerdir. Hz. Musa'nın davetinin zor yanlarından birisi bu travmanın etkilerinden insanları kurtararak onları geçmişin esaretinden azat ederek yaşadıkları ana taşımaktı. Bunun için belki 'öldürme' eyleminin izah edilmesi lazımdı: Hiç kuşkusuz Firavun'a ve taraftarlarına çocukların kanı sorulsa 'ben öldürdüm' derlerdi. 'Ben öldürdüm', çünkü 'benim iktidarım onların hayatlarından değerli idi.' Ben öldürdüm çünkü ben bir hükümdarım ve öldürmek ve yaşatmak benim hükümranlık imtiyazımdır. Ben öldürdüm çünkü insanlar benim için ölmeyi ve benim için yaşamayı öğrenmelidir.

Peki ölenlerin yakınları için durum nedir? Mazlum ve mağdur cemaat meseleyi nasıl karşılamış olabilirdi? Hiç kuskusuz onlar için de cevap bellidir: Onlar da bizi Firavun öldürdü diyeceklerdi. Peki bu öldürme eyleminde Allah'ın varlığını nerede bulacağız? Dini düşüncenin en çetin sorularından birisi budur: Allah alemdeki her şey ile irtibatlı ise öldürme eyleminde de etkisinin olması lazım. Ama biz duyularımızın gördüğünün etkisiyle katil hadisesini O'na bağlamakta zorlanırız. O zaman en iyisi Allah'ı 'intikamı alan' diye düşünerek bir teselli bulmaktır. Nitekim müminlerin en yaygın tavırlarından birisi bu olacaktır: Allah mazlumların intikamını alandır. Ruz-ı mahşer ise mazlumların güleceği zalimlerin ise yaptıklarına pişman olacak şekilde ağlayacağı bir yer olmalıdır.

Hz. Musa'nın hayatındaki ikinci ölüm ise bizzat Hz. Musa'nın eliyle gerçekleşti. Firavun'un halkından birisi Musa'nın kabilesinden birisiyle tartışırken Hz. Musa hadiseye müdahale eder. tartışma sonucunda Musa adamı itekler, ona vurur, adam ölür. Böylece Musa 'ölümden kurtularak' geldiği hayatta bir canın ölümüne vesile olarak hayatı ve ölümü tanıdı. Birinci katilde çok ötekinde bir kişinin ölmesinin önemi yok: her insan birey olarak ölür, her ölüm biriciktir. Hz. Musa'nın önünde iki ölüm vardı: Birisi Firavun'un hükümdarlığını koruma güdüsüyle –nizam-ı dünya- aldığı bir tedbir, ikincisi Musa'nın bir düzeni veya kişiyi korumak üzere gösterdiği tepkinin sonucunda ortaya çıktı. Biri çocukları öteki bir adamı öldürdü. Acaba Hz. Musa vesile olduğu ölümü nasıl açıklayacaktı? Allah alem irtibatını bu cihetle ele alırsak, bu ölümde Allah'ın yeri neresidir? Sorunun cevabını bilmemiz lazım ki birinci ölümü de açıklama için bize rehber olsun. Hz. Musa ikinci ölümü açıklarken 'şeytanın ameli' demişti. Bu kez mesele başka bir noktaya taşındı. Daha doğrusu birincide özne olarak Firavun'u, ikincide ise şeytanı özne olarak bulduk. Halbuki mutlak fail olan Allah'ın karşısında şeytan bir özne olabilir mi?

Bunun ardından Hz. Musa'nın hayatında üçüncü bir ölüm hadisesiyle karşılaşıyoruz: Hz. Hızır masum bir genci öldürüyor. Bu ölüm ötekilere hiç benzemiyor fakat ötekileri açıklayan bir hadise olarak ortaya çıkıyor. Hızır masum çocuğu niçin öldürdü? Bunu bilmiyoruz fakat esas soru şu: O ölümün Allah ile irtibatı neydi? Madem bizim için esas mesele Allah ve alem irtibatını açıklamaktır, o zaman bu katil eyleminde Allah ve ölüm ilişkisi nasıl izah edilecektir?

Hz. Musa'nın Hızır dersinde en önemli konu bu idi ve önümüzdeki hafta buradan devam edeceğiz.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN