Arama

- - 1

AUZEF Sosyoloji - Psikolojiye giriş ders notları- 1

PSİKOLOJİYİ ÖĞRENMEYE BAŞLARKEN

1.1. Psikolojinin Tanımı

İnsan doğasının niteliği hakkında sorulan sorular insanlık tarihi kadar eskidir ve geçen bin yıllar boyunca birbirinden çok farklı alanlar tarafından cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir bilgi, insanın gündelik hayatını ve diğer insanları anlamasını kolaylaştırdığı gibi, insan varoluşuna ilişkin açıklamalar için bir taban oluşturmakta ve aynı zamanda ahlaki, politik ve toplumsal uygulamalara yön verme potansiyeli taşımaktadır. Psikoloji biliminin çıkış sorusu da benzerdir. Dolayısıyla psikoloji, özünde, insanın doğasını tanımlamaya ve açıklamaya dönük bir çaba olarak karşımıza çıkar. Daha ileriki bölümlerde, bu soruya cevap verirken kullanılan bilgi edinme yolları açısından psikolojinin diğer alanlardan nasıl farklılaştığını göreceğiz. Aynı zamanda psikoloji biliminin tarihsel gelişiminin incelenmesi, bu temel soruya cevap verirken bilimsel yöntemi kullanmanın neden gerekli olduğunu da ortaya koyacaktır.

Psikoloji bilimi, yalın bir ifadeyle, insanların davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin bilimsel yöntemler kullanılarak incelenmesi olarak tanımlanabilir. Bu incelemenin amacı davranışları, zihinsel süreçleri ve bunları etkileyen/bunlardan etkilenen etmenleri tanımlamak, nasıl oluşageldiğini ortaya koymak ve nedenlerini açıklamaktır.

Psikoloji alanında yürütülen araştırmalar, zihinsel süreçler ve davranışların ortaya çıkmasını sağlayan işleyiş hakkında sürekli yeni bilgiler ortaya koymaktadır. Bu yeni bilgiler eski bilgilerin değişip dönüşmesini, yeni yaklaşım ve kuramların doğmasını sağlamaktadır. Bilimsel araştırma etkinliğinin özünü oluşturan bu sürekli yenilenme, insanın açıklanmasında daha geniş ve çok boyutlu bir görüş açısına ulaşmamıza neden olmaktadır. Böylece diğer bütün bilimlerde olduğu gibi, daha karmaşık soruları ele alabilmek ve daha karmaşık cevaplar üretebilmek mümkün olmaktadır.

1.2. Psikoloji Biliminin Amaçları

Psikoloji insanların davranışları ve bu davranışları belirleyen görünmez zihinsel süreçler üzerinde çalışmakla birlikte, bu tür sorulara cevap ararken bilimsel yöntemi temele almaktadır. Psikoloji alanında bir araştırma yürütülürken, insanların davranışlarını ve zihinsel süreçlerini tanımlamak, açıklamak, tahmin etmek ve vardığımız sonuçlardan yararlanarak insanlık yararına düzenlemeler yapmak isteriz.

Tanımlamak: Psikolojinin ilk amacı, dikkatli ve sistemli gözlemler yaparak davranış ya da sürecin ne olduğunu, ne şekilde ortaya çıktığını tanımlamak üzere veri toplamaktır. Böylece incelenecek davranış ya da süreç tarif edilmiş, çeşitli boyutlarıyla ortaya konulmuş olur.

Açıklamak: Daha sonra, tanımlanan davranış ve süreçlerin nedenlerini veya nelerden etkilenerek ortaya çıktığını açıklama çabasına girilecektir. Bu gözlemleri birbirine bağlayan, ortaya çıkmalarını sağlayan nedenler, ilkeler, yapıları keşfetmek açıklamak üzere teoriler ve modeller ortaya konulması amaçlanır.

Tahmin etmek: Psikoloji için tahmin, davranışların hangi şartlarda ve biçimlerde ne şekilde ortaya çıkacağını tanımlayan bildirimlerdir. Bir davranışın nedenlerinin açıklanması ileride ortaya çıkabilecek bir başka davranış hakkında tahminlerde bulunabilmemizi sağlayacaktır. Ancak bu tahminleri sınayarak geçerli olup olmadıkları hakkında bir fikir edinebilir, farklı koşulların etkilerini karşılaştırabilir ve ilerideki durumlar için tahminlerimizi kuvvetlendirebiliriz.

Düzenlemek: Bir davranış ya da zihinsel süreci tanımlayıp, açıklayıp, tahminlerimizi sınadıktan sonra, bu edindiğimiz bilgileri onları yeniden düzenlemek için kullanmamız mümkündür. Burada yeniden düzenlemek ile kasıt edilen, davranışı başlatmak, sürekliliğini sağlamak, durdurmak, yapısını veya şiddetini etkilemek, oluş sıklığını belirmektir. Aslında psikoloji biliminin gündelik insan hayatına en önemli katkısı bu amaca ulaşılabilmesi ile mümkün olabilmektedir.

1.3. Psikoloji Biliminin Alt Alanları

Psikolojinin temel varsayımlarından biri her insanın benzersiz (unique) olduğudur. Fakat aynı zamanda insanlar birbirlerine pek çok açıdan fazlasıyla benzerler. Dolayısıyla psikologlar, bir insanın diğer insanlarla neden/nasıl benzer ve neden/nasıl farklı olduğunu açıklamaya çalışırlar.

Psikolojinin tanımını, insanların davranış ve zihinsel süreçlerinin incelenmesi olarak sadeleştirsek bile, insan davranışlarının ve zihinsel süreçlerinin çeşitliliği, çok boyutluluğu ve etkileyen/etkilenen yapısı, insanın incelenmesi gereken yönlerini arttırmakta ve karmaşıklaştırmaktadır. Bu bakımdan psikoloji bilimi, insanı, insanın farklı yönlerini kapsayan belirli alt alanlara bölerek incelemektedir.

Gündelik hayat içinde, insanlar hakkında sorduğunuz/sorabileceğiniz soruları düşününüz. Şu anda okuduğum bilgileri nasıl daha iyi aklımda tutabilirim?Annemle/babamla neden görüş ayrılıklarımız oluyor?İnsanlar gerçekten giderek daha saldırganlaşıyor mu? Neden küçük çocukların yapamadığı şeyleri büyük çocuklar yapabiliyor? Kız/erkek arkadaşlarımla yaşadığım sorunları nasıl çözebilirim?Gerçekten reklamlardan bu kadar etkileniyor muyuz? Ben de yaşlanınca babaannem/dedem gibi mi olacağım? İnsanların bir futbol takımına bu kadar yürekten bağlı olabilmelerinin nedenleri neler olabilir?

Bunlara benzer soruları hepimiz sorabiliriz. Bu sorular bize aynı zamanda insan davranışlarının çeşitliliği, çok boyutluluğu ve farklı alanlara yaygınlığı hakkında bir fikir de vermektedir. İşte insan davranışlarındaki bu çeşitlilik, insanın çok çeşitli yönleri üzerine uzmanlaşmış alt alanların oluşumu gerekli kılmıştır. Yukarıda sizin için yazılmış bu soruların hemen her biri psikolojinin bir başka alt alanı/alanları tarafından cevaplanmaya çalışılmaktadır. Şüphesiz yukarıdaki sorularla temsil edilmeyen alt alanlar da bulunmaktadır. Şimdi bu alt alanlara bir göz atalım.

Gelişim psikolojisi, insanların yaşamları boyunca bilişsel, duygusal ve sosyal olarak nasıl değişim gösterdiklerini tanımlamak ve neden böyle olduğunu açıklamak amacını taşır. Örneğin küçük çocukların yapamadığı şeyleri büyük çocukların nasıl yapabildiklerini açıklamak veya babaannenizden/dedenizden nasıl farklı veya benzer olabileceğinizi açıklayan ilkeleri ortaya koymak gelişim psikolojisinin konu alanına girer.

Bilişsel psikoloji, dil, hafıza, öğrenme, duyum ve algı gibi belirli süreç ve işlevleri inceler ve insan zihninin temel özelliklerini tanımlama ve açıklama amacını taşır. Örneğin bir metni nasıl daha iyi aklınızda tutabileceğinizle ilgili cevaplar bu alanda yürütülen araştırmalar vasıtasıyla ortaya konulabilir.

Sosyal psikoloji, insanların tavır ve davranışlarını belirleyen sosyal etmenleri ve insanların küçük gruplar içerisindeki davranışlarını ve etkileşimlerini tanımlamak ve açıklamak amacını taşır.Bir futbol takımına neden/nasıl yürekten bağlı olunabildiği, bu aidiyetin bireyin diğer davranışları üzerindeki etkileri, saldırgan ya da fedakârca davranışların nedenleri ve etkileri sosyal psikolojinin çalışma alanına girmektedir.

Endüstri ve Örgüt Psikolojisi, bireylerin çalışma ortamları içerisindeki davranışları, bunları etkileyen etmenler, daha sağlıklı ve mutlu çalışabilmek için yapılabilecek kurumsal düzenlemeler ile ilgilenmektedir. Endüstri psikologları, iş yerlerinde çalışan bireylerin streslerinin nasıl azaltılabileceği, bir işe en uygun personelin nasıl seçilebileceği gibi konularda çalışmalar yürütürler.

Klinik Psikoloji, psikolojik kökenli sorunları olan bireylerin bu sorunlarının çözümünde yardımcı olmak amacını taşır. Aynı zamanda bu davranışların nedenleri, çözümleri ve ne tür teknikler kullanılarak ele alınabileceği ile ilgili araştırmalar yürütür.

Bu temel alt alanların dışında, bir ya da bir kaç alanının kesişimlerinden ortaya çıkan ve insan davranışının çeşitli boyutlarını irdeleyen trafik psikolojisi, okul psikolojisi, spor psikolojisi, eğitim psikolojisi, sağlık psikolojisi gibi alt alanlar da bulunmaktadır. Psikolojiye Giriş konuları boyunca, bu alt alanların çoğunu kapsayan ve insan davranışının çeşitli yönlerini açıklayan birikmiş bilgileri gözden geçireceğiz.

Psikoloji farklı alt alanlarda uzmanlaşarak çalışmakta olsa bile, insanı tüm boyutlarıyla kavrayabilmek için en azından bir kaç alt alanın bilgisinin birbirini desteklemesi gerektiği açıktır. Örneğin bilişsel gelişim üzerine çalışmak isteyen bir araştırmacı, hem gelişim ve hem de deneysel psikolojiden gelen bilgileri birlikte ele almak durumundadır.

Bir alt alanda uzmanlaşmak ve bu unvanı kullanmak, lisans eğitimini tamamladıktan sonra, ilgili alanda en az yüksek lisans derecesi elde etmekle mümkündür. Dolayısıyla, pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de psikolog olabilmek için dört yıllık psikoloji lisans eğitimini tamamlamak; belirli bir alt alanın uzmanı olabilmek için ise ilgili alanda en az yüksek lisans eğitimi görmek gerekmektedir.

Psikologlar normal insan davranışlarıyla ilgilenirler. Psikiyatristler ise organik kökenli normal dışı davranışların tanı ve tedavisinde uzmanlaşmışlardır. Psikiyatristlik ülkemizde 6 yıl olan tıp eğitimini tamamlayarak hekim olduktan sonra psikiyatri alanında uzmanlık eğitimi alınması şartı ile yürütülebilen bir meslek alanıdır. Psikiyatristler tıp eğitimi aldıkları ve organik kökenli rahatsızlıklarla ilgilendikleri için ilaçla tedavi yürütebilirler. İster organik kökenli olsun, ister psikojenik olsun pek çok durumda, etkili bir tedavi süreci için psikolog ile psikiyatristin işbirliği yaparak çalışması gerekir.

1.4. Geçmişten Günümüze Psikoloji Biliminin Öyküsü

Psikolojinin bir bilim olarak tarihi, 1879 yılında, tarafından Almanya'nın Leipzig şehrinde kurulan "Psikoloji Laboratuvarı" ile başlatılır. Bu tarihin ne kadar önemsenmekte olduğu, tüm dünyada psikoloji biliminin ortaya çıkışının 100. Yılının 1979 yılında kutlanmasından da anlaşılabilir.

Psikoloji biliminin ilgilendiğini meselelerin aslında ne kadar eski olduğu düşünüldüğünde, 1879 yılında Wundt'un kurduğu laboratuvarın önemini anlamak zor görünebilir. Gerçekten de bugün bile psikolojinin incelediği bazı konuların Antik Yunandan bu yana felsefeciler tarafından da ele alınıp tartışıldığını görüyoruz. İnsan doğasının neliği sorusu ve belli bazı alanlardaki davranış özelliklerinin nasıl açıklanabileceği, Platon'dan bu yana çeşitli şekillerde cevaplanmaya çalışılmıştır. Psikoloji biliminin doğduğu 19. yüzyıl sonlarına kadar, felsefeciler insan doğasını kendi tasarılarına, sezgilerine, çıkarımlarına ve kişisel tecrübelerine dayalı ele alarak açıklamaya çalışmışlardır. Psikolojinin farkı, bu sorulara cevap ararken kullandığı yöntemden kaynaklanmaktadır. Psikoloji, bu sorulara olgulara dayalı cevaplar bulmaya yönelmiş; bu olguları belirleyebilmek için test ve teknikler geliştirmiş; insanı sistematik olarak inceleyerek ve deneysel araştırmaların sonuçlarından yararlanarak açıklayabilme çabası içine girmiştir. Wundt'un kurduğu laboratuvarının önemi, bu teşebbüsün ilk resmi mekânı olmasından kaynaklanmaktadır.

1.4.1. Psikolojinin kuruluşu ve Wilhelm Wundt (1832-1920)

Wundt, resmi akademik bir disiplin olarak psikoloji biliminin kurucusudur. Daha sonra dünyanın çeşitli yerlerinde benzerleri kurulacak ilk psikoloji laboratuvarını kurmuş, ilk dergiyi yönetmiş ve deneysel psikolojiyi bir bilim olarak başlatmıştır. Wundt tarafından incelenen duyumlar, algı, dikkat, heyecanlar gibi konular hala psikoloji biliminin temel çalışma alanlarını oluşturmaktadır.

Wundt'un Leipzig'de kurduğu bu laboratuvar, o yıllarda dünyanın her tarafından psikoloji ile ilgilenen araştırmacılar için bir çekim merkezi olmuştur. O yıllarda, dünyanın çeşitli yerlerinde psikolojinin bir bilim olarak kuruluşu, bu laboratuvarda yetişmiş araştırmacı ve öğrenciler tarafından gerçekleştirilmiştir. Örneğin, 1883 yılında Amerika'da John Hopkins üniversitesinde;

1926'da Yunanistan'da; 1936'da Türkiye'de İstanbul Üniversitesinde ilk kez psikoloji laboratuvarı kurulmuştur. Ülkemizde psikoloji ile ilgili derslerin okutulmasının 1915 yılında Darülfünün çatısı altında başladığı ve o yıllarda Anchüz tarafından bir laboratuvar kurulması için bazı çalışmaların yapıldığı ancak sonuçlanmadığı bilinmektedir.

19. yüzyılın ikinci yarısında biyoloji ve fizik gibi doğa bilimlerinde kullanılan yöntem ve araç - gereçlerin insanı incelemek için kullanılmaya başlanması kısa sürede önemli yöntem ve anlayış değişiklikleri ortaya çıkarmıştır. Araştırmacılar zihinsel olguları araştırmak için teknikler geliştirmiş, aletler tasarlamış; insan zihnini incelemek üzere kontrollü gözlem ve deneyi kullanmaya başlamışlardır.

Bu araştırmaların önemli bir kısmı duyuların incelenmesi ile ilgiliydi. Wundt'un çalışmalarının önemli bir kısmı da bu konularla – psikofizyoloji- ile ilgilidir. Ancak Wundt, psikofizyoloji ile ilgilendiği kadar, insan bilincinin içe bakış yöntemiyle incelenmesi ile de ilgilenmiştir. Amacı bilinç süreçlerinin en temel parçalarını analiz etmek ve bu parçaların nasıl düzenlendiklerini/sentezlendiklerini belirlemek ve bu düzenlemeleri yöneten birleşme yasalarını ortaya koymaktı. Bu parçaların duyumlar olduğunu kabul edildiğinden onları anlayabilmek için psikofizyoloji bilgisinden yararlanmak gerekiyordu. Aynı zamanda psikolojiyi deneye dayanan bir bilim olarak ele aldığı için çalışmalarını da bu anlayışa dayalı olarak yürütmüştür. Wundt'un ölümünden hemen önceki yıllarda, Almanya'da üç psikoloji dergisi, bir kaç ders kitabı yayınlanmış ve ikinci bir araştırma laboratuvarı kurulmuştu.

1.4.2. Herman Ebbinghaus (1850-1909)

Wundt'un çalışmalarını sürdüğü yıllarda Almanya'da gelişmekte olan psikolojinin bir başka önemli isminden daha mutlaka söz etmek gerekir. Ebbinghaus, öğrenme ve hafıza konularıını deneysel olarak inceleyen ilk psikologdur. Onun çalışmaları Wundt'un fizyolojik temelli yaklaşımına ve yüksek seviyeli zihinsel süreçlerin bilimsel olarak incelenemeyeceğine yönelik anlayışına bir eleştiri ve karşı çıkış olmuştur.

Ebbinghaus aynı zamanda öğrenme ve hafıza gibi tipik psikoloji konularını ilk kez deneysel yöntemler kullanarak incelemiştir. Öğrenme, akılda tutma ve çağrışımları incelemek için anlamsız heceler ile diziler oluşturarak çalışmış ve geliştirdiği teknik bu alanda bir devrim yaratmıştır. Bu araştırmalarının bir sonucu olarak 1885 yılında yayınlanan "Bellek Üzerine " isimli kitabı psikolojiye yeni bir alan ve yeni ufuklar açmıştır.

1.4.3. Yapısalcılık ve Edward Titchener (1867 -1927)

Yapısalcılık yaklaşımı, akıl ve davranışın yapısının incelenmesi; insanın bütün zihinsel tecrübelerinin basit unsurlar veya olayların birleşimi olarak alınabileceği fikri ile özetlenebilir. Doktorasını Wundt'un labaratuvarında yapmış olan Titchener, bu çalışmasını tamamladıktan sonra, ülkesi İngiltere'den ayrılarak Amerika Birleşik Devletlerindeki Cornell Üniversitesi'ne gitmiş ve bütün meslek hayatını orada geçirmiştir. Wundt'tan çok etkilenen Titchener, onun bilinç üzerine olan görüşlerini daha çok önemsemiş ve Yapısalcılık ismiyle bilinen bir yaklaşım ortaya koymuştur. Ona göre psikolojinin asıl görevi, basit bilinçli deneyimlerin yapısını keşfetmek veya bir diğer ifadeyle, bilinci, kendini oluşturan ayrı parçalara analiz ederek bilinci tanımlamak idi. Dolayısıyla, düşünmenin neden ya da nasılı yerine "ne" olduğu incelenmeliydi. Titchener meslek hayatı boyunca yazdığı kitaplar ve danışmanlığını yürüttüğü doktora tezleri ile bu konu üzerine çalışmıştır ancak onun ölümünden sonra bu yaklaşımın takipçileri olmamıştır. Bu durum, davranışçılık yaklaşımının hemen o yıllarda doğmuş olması ile de yakından ilgilidir.

1.4.4. İşlevcilik ve William James (1842-1910)

, Wunt ve Titchener'i eleştirerek, ilişkilerden arınmış, saf duyumlardan oluşan yaşantı atomları kavramlaştırması ile zihnin anlaşılamayacağını savunmuştur. Farkındalık önemlidir, ancak farkındalık, zihnin sahip olduğu çevreyle sürekli etkileşim hâlinde olan bir süreçtir. İşlevselcilik daha öncekilerden farklı olarak, zihin ne yapar veya zihin nasıl çalışır sorusunu incelemeyi önemli bulmuştur. Adından da anlaşılabileceği üzere, bu yaklaşım, zihnin işlevleriyle veya organizmanın içinde bulunduğu çevreye uyum sağlamasıyla ilgilenmiştir. İşlevselciler zihni, bir süreçler kümesi veya gerçek dünyada pratik sonuçlara neden olan işlevleri açısından araştırmışlardır.

Bu yaklaşımın James tarafından başlatıldığı kabul edilse bile, Dewey (1859-1952), Angell (1869-1949), Carr (1873-1954) gibi pek çok isim tarafından geliştirilmiş, bir ekol olma iddiası taşımamış ancak bir düşünce ve genel bakış açısı olarak Amerikan psikolojisinin ana akımının önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bu yaklaşım işlevselliğe verdiği önem ve teknik olarak testler gibi yolların da kullanılabilmesine izin vererek uygulamalı psikolojinin doğmasına da neden olmuştur.

Uygulamalı psikoloji, S.G. Hall (1844-1924), J. Cattell (1860 – 1944), W.D. Scott (1869-1955) gibi isimler tarafından geliştirilmiştir. Bu hareket, 1900'lerin ortalarına doğru Amerika'daki ekonomik ve kültürel havaya çok uygun düşmüş, endüstri ve örgüt psikolojisi ve klinik psikoloji alanları bu hareketin içinden doğmuştur. Uygulamalı psikoloji çalışmaları, gündelik hayatta kullanılan zihinsel ve duygusal işlevlerin testler ve gereçler yoluyla incelenmesine önem verdiğinden aynı yıllarda doğacak olan davranışçılık yaklaşımının kabulleriyle uyumlu olmuş ve her iki akım birbirini besleyerek gelişmiştir.

1.4.5. Davranışçılık ve John B. Watson (1878 -1958)

Yapısalcılık ve İşlevselcilik akımları süregelirken, Watson tarafından ortaya atılan Davranışçılık görüşü, psikolojinin yeni bir bilim dalı olarak felsefeden miras kalan bilinç, ruh gibi kavramlardan uzaklaşıp nesnel ve somut olarak incelenebilir özellikler üzerinde çalışması gerektiğini söylemiştir. Onlara göre incelenmesi gereken gözlenebilir ve ölçülebilir davranışlardır.

1920'li yıllarda Watson ile başlayan davranışçılık yaklaşımı, evrilip gelişerek 1970'lere kadar sürmüş ve psikolojinin egemen görüşü olmuştur. Watson'a göre insan dünyaya yalnızca basit reflekslerle donanmış olarak gelmekte ve tüm özelliklerini yaşadığı çevre içinde, temel refleksleri üzerine inşa olan öğrenilmiş davranışlar ile yani klasik koşullanma ile edinmektedir.

İkinci kuşak davranışçılık ya da yeni-davranışçılık 1930-1960 yılları arasında E.Tolman, E. Guthrie, C. Hull ve B.F. Skinner'in çalışmalarıyla sürmüştür. Yeni davranışçılık, psikolojinin özünün öğrenme çalışmaları olduğunu; karmaşık görünen bütün davranışların aynı temel öğrenme yasalarıyla açıklanabileceğini; karmaşık görünen davranışların operasyonel (işlemsel) tarifleri yapılarak üzerinde çalışılabilir davranışlar hâlinde ele alınabileceğini söylemekteydiler. Operant (edimsel) koşullanma, pekiştirme, amaçlı davranış, tek denemede öğrenme gibi kavramlar ve ilkeler yeni davranışçılar tarafından ortaya konulmuştur.

Üçüncü kuşak davranışçılık ya da sosyal davranışçılık 1960'lardan itibaren A. Bandura, J. Rotter gibi isimlerle sürmüştür. Bandura, gözlem yoluyla ve model alarak öğrenme gibi yeni öğrenme biçimlerini ortaya koymuş, davranışçı yaklaşıma sosyal bir boyut katmıştır. Ancak 1980'lerde kendini düzenleme gibi yeni kavramlar tanımlayarak sosyal-bilişsel bir görüşe ulaşmıştır.

Davranışçılık, sonradan çok eleştirilen bir yaklaşım olsa bile, klasik koşullanma, edimsel (operant) koşullanma, gözlem yoluyla öğrenme gibi temel öğrenme süreçlerini açıklanmasını onların çalışmalarına borçluyuz. Bu konular ve yürütülen deneylere ilişkin bilgiler kitabınızın öğrenme bölümünde açıklanacaktır. Davranışçılığın gözlenebilir/ölçülebilir insan özelliklerine ve sistematik olarak incelenmesine verdiği önem bugün hala temel bir yaklaşım olarak süregelmektedir ve bugün onlar tarafından yok sayılan zihin, bilinç, farkındalık gibi kavramları çalışırken de bu anlayıştan yararlanılabilmektedir. Aynı zamanda davranışçılığın eleştirisinin bilişsel yaklaşıma kaynaklık ettiğini ve böylece insan hakkında giderek genişleyen bir görüş açısına sahip olunabildiğini de gözden kaçırmamak gerekir.

1.4.6. Gestalt Ekolü

Gestalt psikolojisi, 1900'lü yılların başında, Almanya'da Max Wertheimer (1880-1943), Kurt Koffka (1886-1941) ve Wolfgang Köhler (1887-1967) tarafından oluşturulmuştur. Gestalt sözcüğü, Almanca "bütün", "biçim" gibi anlamlara gelmektedir. Ancak hiç bir dilde tam olarak karşılayan bir kelime bulunamadığından, bütün dillerde "gestalt" sözcüğü aynen kullanılmaktadır.

Gestaltçiler, Wundt'un, yapısalcılığın ve davranışçılığın zihni atomlara (parçalara) ayırarak inceleme anlayışına karşı çıkmışlardır. Onlara göre yaşantı öğelerine bölünemez; yaşantıyı incelerken öğelerin ilişkileri ve etkileşimleri dikkate alınmalıdır. Yaşantılarımız örüntüler veya örgütlenmiş yapılar oluşturmaktadır, alanın bir kısmındaki olaylar diğer kısmındaki olaylardan etkilenir. Örneğin gri bir kağıt parçası, siyah zemin üzerinde açık renk, beyaz zemin üzerinde koyu renktir. Dolayısıyla önemli olan öğeler arasındaki ilişkilerdir. Bu ekolün anlayışını tanımlayan önemli bir ilke "bütün parçalarının toplamından fazla ve farklıdır" ifadesidir. Örneğin, bir müzik parçası dinlediğimizde, tek tek notaları değil, bütün bir melodiyi algılarız.

Gestalt ekolü, algı, öğrenme, kişilik, sosyal psikoloji ve motivasyon gibi alanlarda yaptıkları çalışmalarla psikoloji üzerinde silinmez bir iz bırakmışlardır. Algı alanındaki çalışmalarının sonuçları hala psikolojiye giriş kitaplarında yer alan temel bilgiler arasındadır. Bizde, duyumlar ve algı bölümünde Gestalt ekolünün araştırmalarını ve buldukları ilkeleri inceleyeceğiz. Ayrıca ortaya attıkları bazı fikirler ile 20.yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan bilişsel yaklaşım veya hümanistik yaklaşımı etkilediklerini de gözden kaçırmamak gerekir.

1.4.7. Psikanaliz ve Sigmund Freud (1856 -1939)

Bir bilim olarak psikolojinin yeni kurulmaya başladığı yıllarda, aslında bir nörolog olan S.Freud, klinik çalışmaları sonucunda "psikanaliz" adı verilen bir tedavi tekniği geliştirmiştir. Ancak Freud'un insanlık düşünce tarihine katkıları bundan ibaret değildir. Freud bütün dünyada bu alanlarla ilgilenmeyen insanlar tarafından da tanınan, düşünceleriyle pek çok bilim dalını etkilemiş az sayıdaki bilim insanından biridir. O, insanın farkında olmadığı ve aslında davranışlarını yönlendiren bir bilinçaltının olduğunu söyleyerek insanların yalnızca akıl ve mantıktan oluşmadığının altını çizmiştir. Şimdi bize oldukça sıradan gelebilecek bu fikrin sarsıcılığını anlayabilmek için 19.yüzyılın felsefi ve bilimsel zeminini kavramak gerekir. Freud'un insan ve ruhsal hastalıkların oluşumu hakkında ayrıntılı bir kuramı vardır ve bir tedavi tekniği olan psikalanizin klinik alanlarda hâlâ takipçileri bulunmaktadır.

Psikanalitik yaklaşımı çok çeşitli açılardan psikolojiye etkisi olmuştur. Örneğin erken çocukluk deneyimlerinin yetişkin insan davranışlarını biçimlediğine ilişkin görüşleri gelişim psikolojisi araştırmaları için bir ivme kaynağı olmuştur. Bugün psikodinamik yaklaşım dediğimiz, davranışın geçmiş deneyimler ve dürtüsel kaynaklar çerçevesinde açıklandığı; eylemlerin içgüdüler ile sosyal gereklilikler arasındaki çatışmaları çözme çabası ile oluştuğunu kabul eden yaklaşım Freud'un görüşleri üzerine inşa olmuştur. Psikanalitik yaklaşım temelinde geliştirilmiş kişilik kuramları da bulunmaktadır.

Freud, Psikanalitik yaklaşımın dayandığı kuram ve kavramlarının bilimselliği tartışmaya açık olsa bile, ortaya atılışından neredeyse 100 yıl sonra hala kullanılmakta olan bir tedavi biçimi ve özgün bir insan tasavvuru bırakmıştır. Ayrıca, bugün yeniden ve deneysel yöntemler kullanılarak yürütülen bilinç araştırmalarının da Onun tarafından ortaya atılan bilinçaltı kavramına ihtiyaç duyduğunu kabul etmek gerekir.

1.4.8. Hümanistik Psikoloji

Hümanistik psikoloji, 1950'li yıllarda psikodinamik ve davranışçı yaklaşımlara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın temelinde varoluşçu felsefe anlayışının etkilerini görmek mümkündür. Hümanistik yaklaşıma göre, insanlar ne psikodinamikçilerin dediği gibi içgüdüsel kaynaklara ne de davranışçıların dediği gibi çevresel kaynaklara dayanarak davranışlarını belirlerler. İnsanlar, kendi varoluşlarının bilincinde olan, doğal olarak iyiye yönelen ve seçim yeteneğine sahip varlıklardır. İnsanın hedefi kendi potansiyelini gerçekleştirmek olmalı; bunu sağlamak için ise insan doğasının bütünlüğüne inanılarak özgür irade, spontanlık ve bireyin yaratıcı gücünü geliştirmek üzerine çalışılmalıdır. Bu yaklaşımın gelişmesinde A. Maslow (1908-1970)tarafından ortaya atılan Kendini Gerçekleştirme Kuramının ve C. Rogers'ın (1902-1987) çalışmalarının rolü büyüktür. Rogers, aynı zamanda "danışan merkezli tedavi" denilen psikoterapi yaklaşımını da ortaya atmıştır. Böylece humanistik psikoloji, tüm insanı açıklayan bir model olmaktan çok klinik alanlarda yararlanılan bir bakış açısı olarak kalmıştır. Bu yaklaşım biçimi 1970'lere kadar etkili olmuştur ancak bilişsel yaklaşımın doğuşu ile yeni bir insan anlayışı ortaya konulması yeni tedavi tekniklerine kaynaklık etmiştir.

1.4.9. Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşım, 1970'lerde davranışçılığın bir eleştirisi olarak ortaya çıkmıştır. Davranışçı yaklaşımın doğrudan gözlenemediği için zihni bir kara kutu olarak ele alıp inceleme dışı bırakması, bu eleştirilerin temel kaynağı olmuştur. Bir diğer ifadeyle, temel itiraz noktalarını insanın tüm davranışların öğrenme süreçleri ile açıklanamayacak kadar karmaşık olmasına dayandırmışlardır.

Bilişselciler, düşünme, hatırlama, anlama, problem çözme, hafıza gibi zihinsel süreçlerin incelenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bu tür süreçler doğrudan gözlenememektedir ancak bu süreçleri ortaya koyan problem çözme, hatırlama gibi davranışlar gözlenebilir ve bu gözlemler incelenerek, bu süreçlere ilişkin çıkarımlar yapılabilir. Aynı zamanda, insan düşüncesi, davranışları üzerinde etkili olan bir etmendir; yani davranışlar yalnızca çevreden gelen uyaranların bir sonucu olarak açıklanamaz. Bilişselciler bu temel itiraz noktalarının geçerliliğini deneysel araştırmalarla ortaya koymuşlardır. Bilişsel yaklaşım, insan zihnini modelleme ihtiyacı duymuş ve 20 yüzyıl için çok uygun olan bilgisayar metaforunu kullanmıştır.

Bilişsel hareketin G. Miller (1920-2012) ve U. Neisser (1928-2012) tarafından başlatıldığı kabul edilse bile önceki yaklaşımlardan biraz daha farklı olarak pek çok araştırmacı tarafından hep birlikte geliştirilip evrilmiştir. Bu anlayış psikolojinin hemen her alt alanında pek çok yeni araştırmaya ve görüşe kaynaklık etmiştir. Bu anlayışın bakış açısıyla gelişim, kişilik, anormal davranışlar, sosyal davranışlar, tedavi uygulamaları gibi pek çok alanda çok sayıda araştırmalar yürütülmüş, kuramlar geliştirilmiş ve hatırı sayılır bir bilgi birikimi oluşturulmuştur.

Ancak adından da anlaşılabileceği üzere, bu yaklaşım bilişsel süreçlerin incelenmesine çok fazla ağırlık vermektedir. Aynı zamanda insanın zihninin bilgisayar metaforu ile modellenmesinin insanı anlamakta getirdiği sınırlamalar giderek daha fazla ifade edilmeye başlanmıştır. Günümüzde hala egemen bir anlayış olarak sürmekte olan bilişsel yaklaşım beri yandan eleştirilere maruz kalmakta ve giderek daha fazla insanı açıklamada eksik kalan yönleri ortaya konulmaktadır.

1.4.10. Evrimsel Psikoloji

Evrimsel psikoloji, bazı davranışların ve zihinsel süreçlerin kökenlerini araştırarak bunların evrim sürecinde ne gibi uyumsal üstünlükler sağlamış olabileceğini incelemektedir. Bunu yaparken, tarih, evrimsel biyoloji ve antropolojik verilerden yararlanır. Araştırmacılar insan beyninin evrimleştiği çevresel faktörlere odaklanarak, belirli bir tarihsel zamanda ne gibi adaptasyon gereklilikleri olduğunu saptamaya çalışırlar. Bu adaptasyon gereklilikleri ya da o tarihsel zamana özgü güçlükler belirlendikten sonra, evrimsel psikologlar bu tür konuların çözümü için zihinsel mekanizmaların ve psikolojik adaptasyonların nasıl çalıştığını incelerler. Bu yaklaşım ile, yardım etme, çiftleşme, eş seçme, kıskançlık, ebeveyn tutumları gibi çok çeşitli davranışlar incelenmiş ve ilginç bakış açıları ve kuramlar ortaya konulmuştur.

1.4.11. Psikoloji Bilimi Nereye Doğru Gitmektedir?

Günümüzde psikolojinin ana akımı olarak bilişsel psikolojinin etkileri sürmeye devam etmekte ise de, bu yaklaşım biçiminin açıklamakta yetersiz kaldığı noktalar giderek daha fazla ortaya konulmaktadır.Bilişsel yaklaşım insan zihnini özünde bilişsel/akli bir sistem olarak tasavvur etmiştir. Ancak kimi araştırmacılar bu yaklaşımın davranışçıların kara kutusunun yerine, boş kafalı bir işlemci koyduğunu ancak insan zihninin bundan ibaret olmadığını söylemektedirler. İnsan zihninin bilgisayar metaforu kullanılarak modellenmesi, insanın kendi düşünceleri üzerinde düşünebilen bir varlık olmasını gözden kaçırmaktadır.

Bir yandan, gelişim psikolojisi araştırmalarından gelen "insanların başkalarının niyet,arzu ve düşüncelerini yaşamın çok erken yıllarında anlayarak bunlara uygun davranabildikleri" doğrultusundaki sonuçlar insan kavrayışının yalnızca bilişsel unsurlardan ibaret olmadığını göstererek yeni ufuklar açmaktadır. Bu kavrayışın diğer insanlarla birlikte olarak ve işbirliği kurarak gelişmekte olduğuna dönük sonuçlar insan zihninin ve davranışlarının kaynaklarına dönük bakış açımızı yeniden düzenleyecek gibi görünmektedir. Bir diğer yandan giderek gelişen davranışsal/bilişsel sinir bilim araştırmaları duyu, algı, düşünme ve duyguları ortaya çıkaran beyin süreçlerini inceleyerek yeni anlayışlar gelişmesine temel oluşturmaktadır.Aynı zamanda, farkındalık ve bilinç ile ilgili araştırmalar giderek artmaktadır ve çarpıcı sonuçlar ortaya konulmaya başlanmaktadır. Bütün bu yeni araştırmaları daha ileriki bölümlerde gözden geçireceğiz.

Yakın gelecekte psikoloji bilimi, insanın bütün yönlerinin birlikte ve etkileşimsel bir anlayışla ele alınabileceği daha karmaşık modeller oluşturarak insanı anlamada bir sıçrama yapmaya hazırlanıyor gibi görünmektedir. Ebbinghaus'un ifadesiyle "geçmişi uzun ama tarihi kısa" olan psikoloji bilimi, giderek daha karmaşık gözüken insan özelliklerini mercek altına almakta ancak bunu yaparken kendini diğer dallardan ayıran kontrollü ve sistematik olarak yürütülen gözlem ve deneyleri kullanmaya devam etmektedir.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN