Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • 33 yıllık hizmetine bu cümleyle perde çektiler: “Seni millet azletti!”

33 yıllık hizmetine bu cümleyle perde çektiler: “Seni millet azletti!”

33 yıllık hizmetine bu cümleyle perde çektiler: “Seni millet azletti!”

Bundan tam 110 yıl önce, ’nin “Ulu Hakan”ı, Sultan , iftiralarla dolu bir fetva ile tahttan indirildi. Fetvayı kaleme alan , yıllar sonra “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdülhamid’in hâl’ine karışmamdır” şeklinde pişmanlığını dile getirse de, tarih bu hadiseyi “azim bir hata-yı siyasi” ve “af olunmaz bir hata ve silinmez bir leke” olarak kaydedecekti. Sultan Abdülhamid ise, bu durumu “Hüküm Allah’ındır” diyerek, vakur bir tavırla kabul etmişti.

31 Mart Vakası, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne, iktidara tam hâkim olmak ve Sultan 'i etkisiz hale getirmek için bir bahane olmuştu. İttihatçılar, kendilerinin sebep olduğu bu isyanın faturasını padişaha keserek "hâl" edilmesine; yani Abdülhamid'in tahttan indirilmesine karar vermişlerdi.

FETVAYI ELMALILI HAMDİ KALEME ALDI

27 Nisan 1909 günü Meclis-i Umumi-i Milli, Sultanahmet'teki Meclis dairesinde 240 mebus, 36 ayandan oluşan bir heyetle, 'in hâl'ine karar verdi. Heyet, Veliahd Mehmed Reşad Efendi'nin tahta çıkmasına oy birliğiyle hükmetmişti.

Fakat bu kararın gerçekleşmesi için, fetva alınması şarttı ve fetvanın şeriat hükümlerine uygunluğunu denetleyen "Fetva Eminliği"nce tasdiki gerekti.
SULTAN ABDÜLHAMİD'İ TAHTTAN İNDİREN FETVA

Hal' fetvasının ilk metnini (Yazır)Hoca kaleme almıştı. Fetva Emini Hacı Nuri Efendi, Meclis'e davet edilmiş ve onayı istenmişti. Fetvada hal' gerekçeleri olarak şunlar sıralanmıştı:

"İmamü'l- Müslimin olan Zeyd, bazı mesail-i mühime-i şer'iyyeyi, kütüb-i şer'iyyeden tayy ü ihrac ve kütüb-i mazkureyi men' ü hark ü ihrak ve beytü'l-mal'de tebrir ü israfla müsevvek-i şer'i hilafında tasarruf ve bila-sebeb-i şer'i katl ü habs tağrib-i raiyye ve sair guna mezalimi itiyad eyledikten sonra salaha rücu' etmek üzere ahd ü kasem etmişken yemininde hanis olarak ahval ü umur-u müslimini bi'l-külliye buhtel kılacak fitne-i azime ihdasında ısrar ve mukatele ika etmekle men'a-i Müslimin Zeyd-i mezburun tagallübünü izale ettiklerinde bilad-ı İslamiye'nin cevanib-i kesiresinden mezburu mahlu' tanıdıklarına dair ahbar-ı mütevaliye vürud edüb mezburun bekasında zarar-ı muhakkak ve zevalinde salah melhuz olmağın Zeyd-i mezbure imamet ve saltanattan feragat teklif etmek veya hal' etmek suretlerinden hangisi erbab-ı hall ü akd ve evliya-yı umur tarafından ercah görülür ise icrası vacip olur mu? El-Cevap: Olur. Ketebehu el-fakir es-Seyyid Muhammed Ziyaeddin ufiye anhu"

Verilen fetva, günümüz Türkçesi ile şunları söylüyordu:

"Müslümanların imamı olan kimse, bazı önemli şer-i konuları şeriat kitaplarından çıkarsa ve bu kitapları yasak etse, yaksa, yırtsa devlet hazinesini israf edip şeriata aykırı şekilde harcasa, idare ettiği kimseleri şer'i sebep olmadan öldürse, hapsetse, sürse, başka türlü zulümleri de adet edindikten sonra, doğru yola yemin etmişken sözünden dönse, Müslümanların yaşayışını tamamen bozacak şekilde fitne çıkarmakta direnip onları birbirine öldürtse, buna engel olacak durumdaki Müslümanlar, onun zora dayanan tutumunu ortadan kaldırıp, İslam memleketlerinin pek çok yelerinden metbuu tanınmadığına dair haberler gelip yerinde kalmasında zarar ve ayrılışında iyilik olduğu düşünülürse, kendisine imamlık ve sultanlıktan vazgeçme teklif etmek veya hâl etmek şekillerinden hangisi erbab-ı hâl ve akd tarafından uygun görülmüşse, bu kararın uygulanması yerinde ve gerekli olur mu?"

Elmalılı Hamdi Yazır, daha sonra bir konuşmasında "Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdülhamid'in hâl'ine karışmamdır" şeklinde, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı dile getirmişti.

SUNULAN GEREKÇELER İFTİRADAN İBARETTİ

Bu fetvada öne sürülen "Şer-i kitapların yasaklanması ve yakılması, tebaanın öldürülmesi, hazinenin israf edilmesi" gibi konular tümüyle iftiradan ibaretti. Çünkü Sultan II. Abdülhamid, kendisine bu iftiraları atanlardan daha dindar olmakla meşhurdu.

Kan dökmekten kaçınmasıyla tanınmış, hatta Hareket Ordusu'na da bu sebeple karşı koydurmamıştı. Ayrıca Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz dönemlerinden beri artan borçların ödenmesi, kendi döneminde olduğu halde, israfla itham edilmişti.

KARARA OYBİRLİĞİ İLE VARILDI!

Hacı Nuri Efendi, fetvanın gerçekleri yansıtmadığını öne sürerek imzalamayı reddetmiş, padişaha kendiliğinden feragat teklif edilmesi tavsiyesinde bulunmuştu.

Bu sebeple fetvanın son kısmı değiştirilerek, usule aykırı bir tarzda Şeyhülislam Ziyaüddin Efendi tarafından imzalanıp oya sunulmuş, İttihatçı mebuslar da "Hal'i, Hal'i" diye bağrışmıştı.

Bunun üzerine Sadrazam Said Paşa "Efendiler, okunan fetva-yı şerife ve millet tarafından gösterilen arzu-yı umumi mucibince Sultan Abdülhamid Han-ı Sani'nin Hilafet ve Saltanattan hâl'ine karar veriyor musunuz?" diye sormuştu.

İçlerinde feragat teklifine taraftar olanlar bulunmasına rağmen Talat Paşa'nın tehditvari bakışları ve baskısıyla onlar da ayağa kalkınca hâl'e oybirliği ile karar verilmişti.

"AZİM BİR HATA-YI SİYASİ"

Hâl' kararını Sultan II. Abdülhamid'e tebliğ etmek için, Ermeni Ayan (Senato) üyesi Aram Efendi; Draç Mebusu Arnavut Esad Toptanî (sonradan 'hizmetlerine mukabil' Paşa yapıldı); Yahudi Selanik Mebusu Emanuel Karasso ve Abdülhamid Han'ın vaktiyle nice iltifatına mazhar olarak Koramiralliğe kadar yükselmiş bulunan Arif Hikmet Paşa'dan oluşan bir heyet teşkil edilmişti.

İttihatçı yazarlarca dahi "azim bir hata-yı siyasi", "af olunmaz bir hata ve silinmez bir leke" olarak nitelenen bu heyetten Esad Toptanî Sultan'a şöyle demişti:

"Biz Meclis-i Mebusan tarafından geldik. Fetva-i şerife var. Millet seni azl etti (görevden aldı). Amma hayatın emindir (güvencededir)"

Sultan Abdülhamid bu sözü şöyle düzeltir: "Zannedersem hâl' etti (tahttan indirdi) demek istiyorsunuz. Pekâlâ, buna gösterilen sebep nedir?" diye sordu Abdülhamid. Heyetin okuduğu fetvanın ardından bağırarak sordu: "Ben hangi şer'i kitabı yakmışım?"

"BÜTÜN HİZMETİME KARA ÇARŞAF ÇEKTİLER!"

Abdülhamid, hâl kararını tebliğe gelen heyet ile bu konuşmanın ardından tarihe geçecek şu sözleri söyledi:

"Ben 33 sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek de Resulullah'tır. Bu memleketi nasıl buldumsa, öylece teslim ediyorum. Hiç kimseye bir karış toprak vermedim. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakk'ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak da oldular."

Ve şu sözü ekleyerek salondan çıktı:

"Bu memleketi benden sonra 10 sene idare etsinler, 100 sene idare etmiş sayacağım."

27 Nisan 1909 ile Osmanlı'nın teslim olduğu 31 Ekim 1918 arasında sadece 9,5 yıl vardı ve ne acıdır ki, 10 sene gerçekten de tamamlanamamıştı.

Sultan Abdülhamid'e hâl' edildiğini bildirmeye giden heyetin üyeleri.

"HÜKÜM ALLAH'INDIR" DİYEREK KABULLENDİ

Ulu Hakan Sultan Abdülhamid'e bu sözlerle 32 sene, 7 ay, 27 gün süren saltanatının sona erdiğini bildirilmişti. "Hüküm Allah'ındır" sözleriyle durumu kabullenen Sultan II. Abdülhamid'i, hâl edilmekten çok; teşkil edilen heyetin yapısı ve kararın tebliğ şekli üzmüştü.
Sultan Abdülmecid, Abdülhamid'in hâl' edilişini böyle resmetmiş, tablonun adını "Osmanlı'ya veda" olarak isimlendirmişti.

SULTAN, SELANİK'E SÜRGÜN EDİLİYOR

Tahttan indirildikten sonra Çırağan Sarayı'nda ikamet etmek istediğini bildiren Sultan II. Abdülhamid'e ret cevabı verilmiş ve hemen o gece Mahmud Şevket Paşa'nın emriyle eşyasını bile alamadan birkaç bavulla Selanik'teki Alatini Köşkü'ne gönderilmişti.

Sultan II. Abdülhamid, ailesi ve maiyetiyle birlikte yola çıkmadan önce muhafızlığına tayin edilen, geleceğin TBMM başkanı ve TC Başbakanı Binbaşı Ali Fethi (Okyar)'a Yıldız Sarayı'ndaki yatak odasının anahtarlarını teslim etmiş ve "Oğlum. Benim saraydakilerden kimseye emniyetim yoktur. Sen iyi bir çocuğa benziyorsun, bu anahtarları alın. Şu kadar senedir dişimden tırnağımdan arttırdığım yatak odamdadır. Sana emanet ediyorum" demişti.
Selanik'teki Alatini Köşkü.

YILDIZ SARAYI YAĞMALANIYOR!

Onun İstanbul'dan ayrılmasından sonra Yıldız Sarayı'nın her köşesi İttihatçılarca didik didik aranmış ve her darbede olduğu gibi bir yağma yaşanmıştı.

Bu vesileyle saray ilk defa bütün detaylarıyla yerli ve yabancı basına açılmıştı. II. Abdülhamid'in otuz üç yıllık arşivini özellikle de "jurnalleri" tetkik etmek için bir komisyon kurulmuş ve bunların birçoğu Enver Paşa'nın emriyle bugün İstanbul Üniversitesi'ne tahsis edilmiş bulunan Harbiye Nezareti bahçesinde yakılmıştı.

Fransız dergisi L'lllustration, Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişini, karardan sonra sarayda çekilmiş bir fotoğrafıyla ve "Saltanatın Sonu" başlığıyla duyurmuştu. Şehbal ise değişimi, bu kapak resmiyle okuyucularına sunmuştu.

Derlenmiştir.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN