Arama

  • Anasayfa
  • Tarih
  • Osmanlı'nın sosyal hayattaki zirve eseri: Mecelle

'nın sosyal hayattaki zirve eseri:

Osmanlı'nın sosyal hayattaki zirve eseri: Mecelle

Toplumlar beraber yaşamalarını, ancak hakların tanzimi ve bunların yaptırım gücü yüksek olan kuralların uygulanmaları sayesinde başarabilmişlerdir. Gelişmiş toplum hüviyeti kazanıncaya kadar kavimler, yazılı olmayan mutlak bağlayıcı kurallar silsilesi ışığında huzuru aramışlardır.

hukuk yolculuğunda çeşitli devrelerden geçerek olgun ve millî karakterli bir kanuna kavuşmuştur. Bu meyanda âlimleri, yıllarca sıkıntısız kullanılan ve dünyada az rastlanan İslam hukukunun abidevi bir eserini tasarlamışlardır.

İslam hukukunun en önemli eserleri arasında yer alan "" veya tam adıyla "Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye" diye bilinen bu eser Osmanlı devlet ve toplumunun sosyal hayattaki zirvelerinden addedilmiştir.

"FATİH SULTAN MEHMED'İN KOLUNUN KESİLMESİ KARARI"

Osmanlı Padişahları ""nin Hâkanü'l-Berrîn ve'l-Bahrîn () gibi unvanlarıyla küfür mülküne dehşet ve haşyet salarlarken Osmanlı tebaasına da "Zıllullâh-i fi'l-âlem" (Allâhü teâlânın yeryüzündeki gölgesi) tasavvuru ile hem hilafeti tahkim etmişler hem de ümmete emn-ü emân telkin etmişlerdir.

Batı'da on dördüncü Louis'nin "L'etat c'est moi" (Devlet benim!) batıl iddiasına karşılık dünyanın en büyük devletinin şahane halifesi dava edildiği vakit, kadı huzuruna bile çıkmıştır. Bu konuda taraflı addedilmemek için Arthur Limbley David tarafından İngilizce yazılıp annesi Sarah David tarafından Fransızcaya tercüme edilen "Grammaire Turquie" S. 206-207'deki "Fatih Sultan Mehmed'in Kolunun Kesilmesi Kararı"nı ibretle okumak lazımdır.

Cihan Padişahı Fatih'in, gayrimüslim bir mimarın davacı olmasıyla kadı huzuruna çıkarılıp kolunun kesilmesine hükmedilişi, dehşet ve ibret dolu bir hüküm abidesidir. Ancak davacının vazgeçmesiyle, Koca Sultan kolunu kurtarabilmiştir.

'ın şu sözleri dikkat çekicidir: "İstanbul şehri, arzın ve milletler tarihinin merkezî noktalarından biridir. Bir tekâmülün büyük cereyanları birbirleriyle burada karşılaşmış, Roma hukuku burada istihale (başkalaşım, değişiklik) geçirmiş ve nihai şeklini almıştır. Eski Türkiye dahi dünyanın en büyük hukuk sistemlerinden biri olan İslam hukukunu burada inkişaf ettirmiştir."

Elimizde esas aldığımız Mecelle, "İşbu Mecelle, Adliye Nâzırı ve Mecelle Cem'iyyet-i Celîlesi Reisi Devletlü Ahmed Cevdet Paşa hazretlerinin tertip ve tensiki ve Maarif Nezâret-i Celîlesinin fî 23 Nisan sene 1320 tarihli ve 389 numaralı ruhsatnamesiyle tab'olunmuştur. Dersaadet (İstanbul) Hanımlara Mahsus Gazete Matbaası 1322…" girişleriyle basılmıştır.

Bu baskının ön sözünde şu beyanlar dikkat çekicidir:

İlm-i ise bir bahr-ı bî-pâyân olup bundan dürer-i mesâil-i lâzımeyi istinbât ile hall-i mes'ele idebilmek hayli mahâret ve melekeye mevkûfdur. Ale'l-husûs Mezheb-i Hanefî üzere tabakât-ı mütefâvidede birçok müctehidler gelip ihtilâfât-ı kesîre vukû' bulmuş. Kaldı ki tebeddül-i a'sâr ile örf ve âdete mübtenî olan mesâil-i fıkhiyye dahi tebeddül ider. Meselâ kudemâ-yı fıkhiyye indinde iştirâ olunacak hânenin bir odasını görmek kâfidir. Müteahhırîn indinde ise her odasını görmek lâzımdır.

(Fıkıh ilmi sonsuz bir umman olup bundan gerekli mesele incilerini delillere dayanarak çözmek bir hayli hüner ister. Bilhassa Hanefi mezhebine dayalı farklı meselelerde birçok müçtehit gelmiş olmakla aralarında ictihat ayrılıkları zuhur etmiştir. Kaldı ki zamanın değişmesi ile örf ve âdete dayalı fıkıh meseleleri de değişir. Eski fakihler nazarında, alınacak bir evin bir odasını görmek kâfi iken sonra gelen fakihlere göre, evin her odasını görmek lazımdır.)

MECELLE KOMİSYONU ÜYELERİNDEN ALÂEDDİN MUHAMMED BEY

Mecelle'nin tertip heyetinde üyeleri görev almıştır. Reis, Nâzır-ı Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye Ahmed Cevdet Paşadır. Ayrıca bir Evkâf-ı Hümâyun müfettişi, iki Şûrâ-yı Devlet üyesi, reisle birlikte üç Ahkâm-ı Adliyye divan üyesi dışında, A'zâyı Cem'iyette dikkat çeken isim İbni Âbidîn-zâde Alâeddin Bey'dir.

İbni Âbidîn hazretleri büyük mutasavvıf ve veli Hâlidiyye silkinin kurucusu Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebesindendir. Büyük veli vefat edince cenaze namazını İbn-i Âbidîn hazretleri kıldırmıştır. Bu büyük zat, küçük yaşta hafız-ı kelâm oldu. İbn-i Âbidîn aynı zamanda Şeyhü'l-kurra Sa'îdü'l-Hamevî'den tecvid ilmine dair Meydâniyye, Cezeriyye, Şâtibiyye adlı eserleri tahsil etti. Zahirî ilimleri öğrendikten sonra büyük veli Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin sohbetinde kemale erişti.

İşte bu büyük zatın oğlu olan Alâeddin Muhammed Bey, Mecelle komisyonu üyelerindendir. Alâeddin Muhammed Bey başlı başına bir ekol olan İbn-i Âbidîn'in hem oğlu hem de talebesidir.

İbn-i Âbidîn'in en büyük hususiyeti çok değerli fakihler ve hukukçular yetiştirmesidir. Talebesi arasında kendi kardeşi Allâme Esseyyid Abdülganî, yine akrabasından, Emînü'l-fetvâ Ahmed Efendi, meşhur Medine kadısı Câbîzâde, Dimaşk müftülüğü yapmış olan Ali Murâdî, Şam kadılığı yapmış olan Anadolu Kazaskeri Abdühalîm Efendi gibi mühim şahsiyetler yetiştirmiştir.

Feyzini bizzat babasından alan Alâeddîn Muhammed Bey'in Mecelle heyetinde bulunması, Ahmed Cevdet Paşa'nın komisyon seçiminde ne kadar isabetli olduğunu gösterir. Alâeddin Muhammed Bey'in bu komisyonda bulunması, bu ilmî ve hukuki kitabın hazırlanmasında ahkâm ve esrar erbabının aynı konularda nasıl hemfikir olduklarını göstermesi bakımından da mühimdir.

Fıkıh, İslam'ın özü olup toplumun her hâlinde göz önündedir. Fıkıh meselelerini en evvel tanzim eden "İmâm-ı A'zam Nu'man bin Sâbit" yani Ebû Hanîfe'dir.

Diğer üç mezhep imamının da her biri cevher olup bu ümmetin yüz aklarıdır.

İmâm-ı Mâlik, hadis ve fıkıh ilminde derin bir âlim olup Hicaz'ın muhaddis ve "fakihi" mertebesini kazanmıştır. Onun eseri olan Muvatta, fıkıh konularına göre derlenen ilk hadis kitabıdır.

'î ise İmâm-ı Mâlik'ten istifade etmek için bu büyük zatın vefatına kadar ondan faydalanmış yüksek feyiz ve kemalâta erişmiştir. Bu büyük imamın meşhur "Risâle" adlı eserinden başka "Kitâbü'l-Hadis", "E's-sünen", "El-Müsned" kitapları da mevcuttur.

hazretleri ise İmâm-ı Şâfi'î'den fıkıh usulü öğrenmiş ve ondan çok feyiz almıştır.

Fukaha, şer'i delillerde tuttukları yol bakımından ikiye ayrılmıştır:

1- Hicaz veya hadis fakihi

2- Irak veya rey ve kıyas fakihi

Sahâbe-i kirâmın hepsi zatî müçtehit olduklarından uygulamaları, Resul-i Ekrem'in ışığında şaşmaz doğrulardı. Sahabe-i kiram hazretleri, Risâlet-penâh'ın kendisine indirilen Kur'ân-ı kerîmden anladığı ve söylediği ehâdis-i nebeviyyeye bizzat şahit olup uygulamalarını da ona göre yaptılar. Selef-i sâlihîn ve Halef-i sâdıkîn hazeratı, nakilleri esas alarak âsâr-ı muhallededen muhteşem fıkıh ilmini tesis ettiler.

, dünya hukukunun temeli sayılan Roma hukukunun çok daha üstünde olup Kur'ân-ı kerimin ve Yüce Peygamberimizin söz ve davranışlarını (hadis ve sünnet) esas alan âlemşümul bir hukuk sistemidir. Unutulmamalıdır ki İslam hukukunun esası, kelâm-ı ilahî olup o, bütün sistemlerin üzerindedir; çünkü vahy-i ilahîdir.

Fıkhın temel unsurlarından hadisler toplandığında, bu yekûn altı yüz bini bulmuştur. Bu yekûndan yedi binini titizlikle ayıran İmâm-ı Buhârî ve bin yedi yüz hadisi derleyen İbn-i Mendah'ın hadis ilmine, dolayısıyla fıkıh ilmine hizmetleri çok büyüktür. Muhaddis ve derleyici İmâm-ı Müslim ve diğer dört büyük muhaddis ve derleyicilerle Kütüb-i Sitte'yi de bu büyük ilmin (fıkhın) sistematiği içinde mutlaka zikretmek gerekir.

DÜNYEVİ MESELELERDEKİ AHKÂM

İmâm-ı Şâfi'î'ye kadar hukukta kendi içinde tedvine başvurulmamıştır. Bu büyük zat "Risâle" ve "Usûl-i Fıkh" da bu üstün hizmet sistemini geliştirmiştir.

İleride Mecelle'de de bilhassa belirtilecek olan dünyevi meselelerdeki ahkâmın zamana dayalı olarak değişmesinin ilk örneği Hazreti Ömer zamanında uygulanmıştır. İkinci halife Hazreti Ömer, Sâsânilerin tesiri altında kalan Irak ve İran bölgelerine, eski dönemlerde uygulanan bazı mali kanun muamelatını bilen kadıları göndermiş ve uygulamaların bu âdetlere göre yapılmasını emretmiştir.

Hazreti Peygamber'in (aleyhissalâtu vesselâm) Asrısaadetlerinde yüz binden fazla sahabe-i kiram yaşamıştır. Bu zatlardan sadece üçü hukuk mektebi ve usulünü ihdas ettiler. Bu zevat-ı kiram, İbni Mes'ûd, İbn-i Ömer ve Alî bin Ebî Tâlib'dir.

Kûfe'de yerleşen İbn-i Mes'ûd'un kurduğu mektepten İmâm-ı A'zam gibi bir dahi yetişmiştir.

İbn-i Ömer ise hayatını büyük bir kısmını Hicaz'da geçirdi.

Hazreti Hammâd'ın talebesi olarak yetişen İmâm-ı A'zam, Zeyd bin Ali'nin metodunu esas alarak mezhebini belirlemiştir. Bu büyük İmam binlerce talebe yetiştirdi. Bunların büyük bir kısmı müçtehit oldu. Ama en meşhurları zamanımıza kadar ışıkları yayılan İmâm-ı Ebû Yûsuf, Muhammed E'ş-şeybânî ve Kadı Züfer'dir. Yine talebesi arasında tebarüz eden Abdullah ibn-i Mübârek, Fudayl bin Ubâd, Dâvûd ibn-i Nusayr gibi fakihlerdir.

İmâm-ı A'zam bir meseleyi tespit eder sonra da herkesin reyini (görüşünü) sorardı. Sonra bu mesele açığa çıkıncaya kadar mütalaa ve münazara edilirdi. Bir nevi akademi olan bu fıkıh okulunda kâtip olarak Ebû Yûsuf görev yapardı. Bazen bir mesele üzerinde aylarca görüşüldüğü olurdu. Bu akademide İslam'ın temel meseleleri ele alınmış ve tedvin edilip kitaplaştırılmıştır. İlk kitap namazlar hakkındadır.

İkinci olarak taharet, oruç, zekât hükümlerine dayalı ibâdât, sonra da bey' u şira, muâhedât ve şirketler gibi konuları mündemiç olan muâmelât belirlendi.

Bu dört İmam'ın çalışmaları kendisinden sonra gelen hukukçuların ışıklı yolu olmuştur. Bu hukukçular şu meseleler üzerinde çalıştılar:

1- Kur'ân-ı Kerîm'in tefsiri,

2- Ehâdis-i Nebeviyye'nin toplanması ve derlenmesi,

3- Fetâvânın derlenmesi,

4- Bunların ışığı altında İslamî hukuk nazariyeleri,

5- Hukukun yani ilimlerin düzenlenmesi.

Mecelle'ye gelebilmek için bu ve benzeri bilgilerin açıklanması gereklidir. Mecelle konularında daha geniş bilgi için benim de yaralandığım "Mecelle, Dr. A. Refik Gür, İstanbul, 1977" kitabına bakılabilir.

Türkiye Gazetesi
Prof. Dr. Osman Kemal Kayra
Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN