Arama

Edebiyatımızda resim yazma sanatı:

Edebiyatımızda resim yazma sanatı: Görsel şiir

Şiirin olanaklarını genişleten ve mimarlık, resim, heykel fotoğraf gibi sanat dallarıyla bağlarını güçlendiren anlayışı, deneysel olup çağdaş dünyanın bilimsel ve toplumsal değişimlerin bir sonucuydu. Ayrıca edebiyatın, bütün olan bitene verdiği tepkilerin görsel bir ifadesiydi. Modern dünyadan evvel de görsel şiirler (resim yazmak sanatı) klasik edebiyatımızda yerini belli etti. Bu nedenle hem evrensel hem de okura sunduğu okuma çeşitliliğiyle bireyseldi.

Somut şiir, tasarlayıcısı ile okurunu aynı ortamda birleştirir. Okur, görsel olarak kendine sorulan sorunu önce gözleriyle sonra aklıyla algılar ve sonsuz sayıda yoruma ulaşabilir. Başlangıçta yadırgatıcı ve zorlayıcı bir okuma biçimi olmasına rağmen , zamanla okuru da içine alan bir yaratma işidir.

DESEN ŞİİRİ, ŞEKİLLİ ŞİİR, GÖRSEL ŞİİR

Somut şiir, şiirin sözcüklerinin sadece imgesel olarak değil, aynı zam anda görsel olarak da kullanılmasını amaçlayan bir şiir anlayışıdır. "", "", "görsel şiir" olarak da anılan somut şiir, dilin sadece anlamsal ve kavramsal boyutlarını değil, görsel-çizgisel boyutlarını da araştırır. Gördüklerini, duyduklarını, algıladıklarını sözcükleştiren şair, somut şiirlerle, dilsel olanı –farklı bir biçimde- yeniden görsel olana dönüştürür. Böylelikle şair, şiirin iç ve dış boyutlarını genişletir, derinleştirir, duyumları ve algıları karıştırarak okuru şaşırtır, düşündürür, eserinin yorum ve okuma olanaklarını arttırır, çeşitlendirir.

Klâsik Türk şiiri, sahip olduğu zengin kaynakları asırlar boyunca lâyıkıyla kullandı. Geride kalan miras ise, birçok nesli üzerinde düşündürecek, zevk-i selim sahibi sanatkârları esinlendirecek kadar büyük ve derin. Şahsî ya da genel kütüphanelerde bulunan binlerce yazma, Osmanlı kültür hayatının ve onun ürünü olan edebiyatının keşfedilmemiş yönlerini ihtiva etmekte.

KELİMELERLE AĞAÇ RESMİ

Ağaçların, İslâm öncesi dönemde de Türk kültürü ve inanışında önemli bir yeri olduğu bilinir. Örneğin, Sâdıkî'nin resmettiği servi ağacı, eski Türk inançlarında uzun boyu ve daima yeşil kalmasıyla ebediyetin sembolüdür. Onların daima yeşil olmaları, ata ruhlarının cennette olduğunun kanıtıdır. Onlar, aynı zamanda ölen ataların torunlarının mutlu yaşamalarının sembolüdür. İslâm öncesi Türk ağaç kültü anlayışının da müşeccerin Klâsik Türk şiirinde kullanılışı hususunda, diğer amiller derecesinde etkili olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Bu müşeccerin doğru okunabilmesi için; en altta birbiri ile kesişen ve ortasında "Kasîde-i Sâdıkî" yazan kısım, tam birer mısraın oluşturduğu bir beyittir. Şair, burada şirinin bir övgü içerdiğini ve bir servi ağacı resmettiğini sezdirir. Bir gövde ve ona bağlı dallardan oluşan şiirde, dallar ve gövde arasında sıkı bir münasebet var. Gövde metni boyunca her iki yana doğru uzanan söz konusu dallar (beyitler), iki yönden gövdeye bağlıdırlar. Öncelikle bir dal, gövdede hangi sözcüğün yanına yazılmışsa o sözcüğe bağlıdır.

ÖRNEKLERİN ÇOĞU DAİRESEL VEYA DÖRTGEN

Daireler ve dörtgenler oluşturan örnekler, ortak bir harfe veya harf topluluğuna bağlanan mısra başları ve sonları ile şiirdeki görselliği oluştururlar. Harflere dayalı bu hüner gösterileri, bu türden şiirleri, görselliği ön plâna çıkaracak biçimde istiflemeyi sağlar. Kendi içinde bir gelenek oluşturduğunu belirttiğimiz Osmanlı görsel şiirleri, farklı kültürlerden gelen tesirleri ihtiva ediyor olsalar bile; tamamıyla taklit veya özenti olarak nitelenemezler. Çünkü görsellik olarak nitelenebilecek farklı istif yöntemlerinin, Osmanlı kültür atmosferi içinde karşılıklarının bulunması; bu şiirlere, aşina olunan desenlerin şiirleştirilmesi olarak yaklaşılmasını zorunlu kılar.

Soyut geometrik şekiller oluşturan görsel şiirlerde, yazıyı estetik bir değer hâline getiren simetri ve dengenin, söz sanatları mihenk alınarak uygulandığı görülür. Kutsal bir mertebeye oturtulan yazının estetik değeri, kimi zaman içeriği geride bırakacak derecede önemsenmişti.

Klâsik şiirimizde soyut ve sübjektif tasvirlerin, somut bir tablo hâline getirilmeleri durumunda, sözle ifade edilenlerin büyük bir kayba uğrayacağı aşikâr. Osmanlı görsel şiirlerinde de biçim ve içerik arasında belirgin bir irtibat aramak, resim ve söz arasında yapılan bu ayrımı görmezden gelmek olur.

Gerek görsel şiir örneklerini içeren, gerekse farklı duyarlılıktaki bilgi ve deneyimleri derleyen mecmualarda rastlanan şekiller ile soyut geometrik biçimde oluşturulan görsel şiirler arasındaki benzerlik, bu türden şiirlerin yazılması ve yaygınlaşması için lâzım gelen kültürel ve estetik unsurların Osmanlı coğrafyasında zaten bulunduğunu ortaya koyar.

ARAP YAZISI TÜRKLER İÇİN ESTETİK UNSUR

Arap yazısının, İslâm'ın kabulünden sonra Türkler tarafından da yazı sistemi kabul edilmesi ile estetik bir değer olarak da işlenen Arap harfleri Türk milletine ait yorumlarla yeni boyutlar kazandırdı. Bir süsleme malzemesi olarak da dikkati çeken İslâm yazısı, sahip olduğu estetik değer ile tek başına da bir sanatsal eser olarak değerlendirilebilecek derecede işlenmiş; işlendiği için olgunlaşmış ve yeni yaratıların da ilham kaynağı olmuştu.

Yazının, içeriğinden bağımsız bir şekilde, müstakil bir estetik değer kazanması; resim ve heykelin İslâm coğrafyasında hoş karşılanmaması, yazının resmedilmesini daha cazip hâle getirmişti. Dinî inancın estetik değer kavramına etkisi, resim ve heykele karşılık olarak yazının tercih edilmesi şeklinde kendisini gösterdi.

Noktalarla ilgili bir soru soran ve manzum biçimde yazılan bu bilmecenin, görsel şiirlerle bağlantısı bulunduğu açık. Bir şifresi bulunan dörtgen biçimli görsel şiirlerin etkisi ile oluşturulan bu şiirde mısraların altında bulunan noktalarla ilgili bir soru sorulmakta ve cevabı beklenmektedir.

Mahbub ya da memduhun adının kalem-i şecerî (müşeccer) ile şifrelendiği, müşkilât arasında yerini alan bir şiir…

Dörtgen oluşturan görsel şiirler, dört mısradan oluşan şiirlerin farklı bir şekilde düzenlenmelerine olanak sağlayan kimi harf oyunlarına dayanırlar. Bu açıdan bakıldığında, mevcut örnekler kendi içlerinde bazı gruplar oluşturacak biçimde tasnif edilebilirler.

Aç nikâb-ı hüsnüñi ey pâk-zât
Hall ola tâ kim bu sırr-ı müşkilât
Mübtelâ yoluña cümle kâ'inât
Dil ile olmaz beyân işbu sıfât

Dörtgen biçimli görsel şiirlerin kimileri bir isim ortaya çıkaracak biçimde düzenlenmişlerdir. Ortaya çıkan isim, eserin şairine ait olabileceği gibi, övgü ifadelerinin işaret ettiği gibi övülen ya da sevilen kimseye de ait olabilir.

Sürme gözden şol gedâyı kim koya yoluñda ser
Sürmedür pâyuñ gubârı gözlerime ey püser
Sürnedür(?) gamzeñ bıçagı tîr ile bagrım keser
Sırr ise sensin bugün şâh hûblar içre ser-te-ser

Bu görsel şiirde, merkezde bir harf değil, harfler var. Farklı biçimlerde okunan sözcükler vücuda getiren "ser ( )" ibaresi, mısraların başına ve sonuna eklenerek farklı okunuşlarda, farklı sözcükler meydana getirir.

Osmanlının görsel şiirlerinden bir kısmı, iç içe geçmiş iki dörtgen biçimindedir. Bunlarda redifi oluşturan sözcük, ortada yer alırken mısralar iç içe geçirilir; böylece simetriye dayalı bir görsellik elde edilir.

Fikr-i firkat 'aklımı mecnûn ider
Hecr [ü] mihnet kalbimi mahzûn ider

Modern Türkçe sözcüklerin başında "m" ünsüzü bulunmaz. Ancak b>m değişiminin henüz vuku bulmadığ zamanlarda Türkçede m ünsüzünün sözcük başında yer aldığı bilinir. İlginç bir başka veri olarak, Türkçenin, Aprınçur Tigin'den beri mısra başı kafiyelere, aynı ünsüzlerin yoğun olarak kullanıldığı şiirlere aşina olduğunu eklemek gerekir. Mim harfi ile başlayan sözcükler üzerine kurulan görsel şiirlerin, bu harf ile başlayan sözcüklerin yoğun olarak kullanıldığı diğer İslâm kültürlerinden etkilendikleri, ancak Türkçe yazılan en eski şiir örnekleri ile benzer biçimde kuruldukları iddia edilebilir. Saz şairlerinin sözlü üretimlerinin dahi yazmalara görsellik oluşturacak biçimde aktarılması, Türk kültüründe bu üretimi teşvik edecek unsurların bulunduğunu ortaya koyar.

Mürüvvet kânısıñ mâyı 'anber
Mahmûrdur gözleri mestâne gelir
Misliñ yok cihânda mâh-ı envârım
Mül[ü]k karışmışdır merdâne gelir

Müşkil işlerime meded kıl nazar
Münâsibdür şâhım medhini yazar
Mahsûs görmek içün meşrebim gezer
Mât etmiş kendini meydâna gelir

Osmanlı görsel şiirleri, söze biçim açısından yenilik katmayı amaçlayan ve bir orijinalite peşinde olan şairlerin ortaya koyduğu eserlerdi. Modern edebiyatta örneklerine rastladığımız görsel şiirlerin, eski örneklerden temelde ayrılan bir niteliği vardır: Osmanlının görsel şiirleri, bağlı bulunduğu geleneğin görsellik dışında bütün kalıplarını taşıyan, üstelik görsel temalar açısından da bir gelenek oluşturan bir görünüm arz ederken, yeni örnekler tamamıyla özgün üretimin birer mahsulüdür. İstif mantığı açısından birbirlerinden ya da kendilerinden önceki görsel şiirlerden etkilendikleri anlaşılan Osmanlı görsel şiirleri, geleneğin kalıpları dâhilinde belli şekiller ve figürler ile bir hüner sergilemek amacıyla oluşturulmuşlardır.

İLK ÖRNEKLER ANTİK YUNAN'DAN

Şimdiye dek tanımladığımız özellikleriyle somut şiir, II. Dünya Savaşı sonrasındaki karmaşık toplumsal ve duygusal atmosferin bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve 1950'lerle 1970'ler arasında gittikçe yaygınlaşan bir akım haline gelmişti.

Ancak şiiri oluşturan sözcüklerin görsel bir düzenlemeyle sunulması yolundaki ilk örnekler, Helenistik ve Roma dönemlerine aitti (Theocritus-"Çobanın Kavalı" , Vestinus- "İkinci Altar" , Simias-"Öküz", " Kanatlar" şiirleri). On yedinci yüzyılda ise İngiliz şairi George Herbert'in dinsel içerikli şiirleriyle; 19.yüzyıl sonlarında Mallarme ile 20.yüzyılın hemen başında e.e.cummings'in, Apollinaire'in (Calligramınes, 1918), Mayakovsky'nin, Maıinetti'nin ve Ezra Pound'un şiirleriyle karşılaşılır. Ayrıca Dadaizm ve Letrizm (harfçilik) gibi akımların da somut şiiri beslediği aşikar.

BİRBİRİNDEN HABERSİZ SANATÇILAR

Yirminci yüzyılın ikinci yansına doğru dünyanın farklı noktalarında yaşayan şairler, birbirlerinden habersiz ama eş zamanlı olarak somut şiirler yazmaya başlarlar.

İtalya'da Carlo Belloli "duvara yapılmış metin şiirler"ini 1944 yılında sergiler. İsveç'te Öyvind Fahlström somut şiirlerini 1952'de, "Somut Şiir Bildirgesi"ni ise 1953'te yayınlar. Somut şiirin bir akım halini almasını sağlayan ve bu yolda en tanınmış isimlerden biri olan İsviçreli Eugen Gomringer, 1951'den itibaren yazdığı ve Takımyıldızlar (Coııstellations) adını verdiği ilk şiirlerini 1953'te ve "Çizgiden Takımyıldıza" başlıklı bildirgesini de 1954'te yayınlar.

Aynı tarihlerde Brezilya'da Haroldo de Campos, Decia Pignatari ve Augusto de Campos adlı şairlerden oluşan Noigandres grubu kurulmuştur; grubun deneysel şiir anlayışı hakkındaki ilk kuramsal yazıları 1955'ten itibaren yayınlanır; Augusto de Campos bu yazılardan birinde "poesia concreta" terimini kullanır.

STTUTGART OKULU

1955 yılında Pignatari'nin Gom Ringer'le tanışması, somut şiirin uluslararası hareketinin başlangıcı olur. Haroldo de Cam Pos'un Prof.'in davetlisi olarak Almanya'ya gitmesinden ve şiir anlayışlarını tanıtan konferanslar vermesinden sonra, Almanya, somut şiir anlayışının güçlü bir merkezi haline gelir.

Prof. Max Bense, "dünyayı anlatan şiir olmaktan çok, dilsel araçlarla yapılan bir yaratı, sözcüklerle tasarım, metin tasarım'ı" olarak tanımladığı somut şiir anlayışında olarak anılan grubun da başını çeker.

MODERN DÖNEMDEKİ TÜRK EDEBİYATINDA AKIM OLMADI

Türk edebiyatına gelince, somut şiirin Avrupa'daki gibi bir akım niteliği taşıdığı kesinlikle söylenemez. Bununla birlikte tekil örnekler verilmiş ve giderek çoğalmıştı. Somut şiir diye anılan bir şiir akımı olduğundan Türkiye'de -herhalde ilk kez- Osman Türkay, Cep Dergisi'nin Haziran ve Temmuz 1968 tarihli sayılarında bahsetmişti.

Nazım Hikmet, 1929 yılında yayınladığı 835 Satır'da koyu renkli dizeler, farklı puntolarda dizilmiş harfler ve sözcükler kullanır. "Salkım Söğüt" başlıklı şiirinde Nazım Hikmet, atlıların gün batışıyla ufukta kayboluşunu anlatırken sözcüklerin anlam değerleriyle birlikte giderek küçülen harflere yer vererek de bu uzaklaşmayı anlatır. Her dizedeki sözcük sayısının giderek azalması da seslerin tükenişini verir. Böylece şair, hem imgesel hem görsel hem de sessel olarak am acına ulaşır ve bir duyguyu her açıdan bütünler.

1930'lu yıllarda Ercümend Behzad Lav da deneysel şiirler yazar. Bunlar arasında somut şiir açısından en ilginci " Korkuluk" başlıklı şiirdir. Nitekim bu şiir, dünyadaki somut şiir akımından 15-20 yıl önce yayınlanmıştı.

Yurt dışında yaşayan bir sanatçı olan Yüksel Pazarkaya, öğrencisi olduğu Max Bense aracılığıyla Stuttgart Okulu'nun Türk kökenli ve Türkçe yazan ilk ve tek temsilcisi olur. "Yarım Yârim " başlıklı şiirinden itibaren somut şiir örnekleri veren Pazarkaya, bu alandaki antolojilerde adı ve eseri yer alan tek Türk şairdir. Pazarkaya bu tarzdaki şiirleriyle ilgili olarak şunları söyler:

"Bu akım içinde görülebilecek hemen hemen bütün metinlerim, tek harf, tek hece, tek sözcük kullanılarak yapılanmıştır. Bunu aşanlar, ancak somut şiir ile geleneksel anlayış şiirleri diyebileceğim m etinler arasında bir köprü oluşturur."

Hüseyin Yurttaş ise Hiroşima'ya atılan atom bombasını "Hiroşima'ya Ellinci Yılda Ağıt" adlı şiirle görselleştirir. Şiirin, başladığı gibi "6 Ağustos 1945, saat 8.15"le bitmesi bombanın düşüş noktasına denk gelir; şair sözcükler aracılığıyla zamanı tam o anda durdurur

Çağdaş Türk şiirinde sanatçılar, Batı'daki örneklerinden haberdar olarak ya da olmayarak, görselliği arayan, deneyen şiirler yazmışlardı. Bu sayede şiirlerinin anlatım olanaklarını çeşitlendirmeye, çoğaltmaya çalışmışlar ve okurlarının ufkunu yeni biçim arayışlarına açmışlardı. Batıda bir dönem oldukça yaygın bir akım niteliği taşıyan ve çeşitli ülkelerde yayılarak kendini sürekli besleyen somut şiirin, dünyada olan bitenler, insan ilişkileri, kentte yaşayan bireyin yabancılaşması gibi konularda sert bir eleştirel yaklaşımı var ve somut şiir diğer plastik sanatlardaki düşünsel, kavramsal gelişimlerle yakından ilgili. Bizde verilen örnekler ise Batı'daki somut şiirlerde olduğu kadar zorlayıcı, yorucu değil; ya şairlerin okurlarına hazırladıkları küçük espriler, sürprizler ya da eleştirel bir söylemin hafifletilmiş göstergeleri niteliğinde.

(Derlenmiştir.)

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN