Arama

  • Anasayfa
  • Dünya
  • "İran, Türkiye ve Suudi Arabistan Ortadoğu'daki krizleri çözebilir"

"İran, Türkiye ve Suudi Arabistan Ortadoğu'daki krizleri çözebilir"

Yayınlanma Tarihi: 01.11.2017 00:00 Güncelleme Tarihi: 01.11.2017 15:19
İran, Türkiye ve Suudi Arabistan Ortadoğu’daki krizleri çözebilir

İranlı önde gelen Sünni alimlerden Mevlana Abdulhamid, Ortadoğu’daki sorunların Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın işbirliği ve dayanışması ile çözülmesinin mümkün olduğunu belirtti.

İran'daki Sünni toplumun en etkili isimlerinden biri olan Mevlânâ Abdülhamid'i güneydoğu İran'ın Beluçistan eyaletinin halkı "Büyük Mekke Camii'nin Cuma namazı imamı ve Dârü'l-Ulûm-ı Zâhidân" isimli meşhur yüksek öğretim kurumunun başkanı/rektörü olarak tanıyor.

Bu eğitim merkezi birtakım sosyal, kültürel faaliyetlerde ve hatta bazı medya faaliyetlerinde başı çekiyor. Ulusal ve bölgesel seçimlerde nasıl hareket edileceği gibi büyük kararlar aynı kurum tarafından alınıyor. Onlarca Sünni, Şii ve hatta gayrimüslim, sorunlarına çözüm bulmak için Dârü'l-Ulûm'un kapısını sık sık çalıyor.

Mevlana Abdulhamid, verdiği özel röportajda, ülkedeki Sünnilerin başlıca sorunları, özellikle resmi düzeyde maruz kalınan ayrımcılık ve bu alanda karşılaşılan sorunların çözümüne ilişkin yürütülen çalışmalara dair açıklamalarda bulundu:

Evvela bize İran'daki Sünniler ve Sünni nüfus hakkında bilgi verebilir misiniz?

Mevlânâ Abdülhamid: Elimizdeki istatistiki verilere göre, İran'daki Sünniler İran'ın genel nüfusunun yüzde 20'sini oluşturuyor. İran Sünnilerinin çoğu, sınıra yakın,uç bölgelerde yaşıyor. Merkezi şehirler ve bölgelerde de varlar; meselâ Tahran'da nüfusları bir milyondan fazla. Isfahan ve Şiraz'da da Sünniler var; hatta İran'da Sünnilerin yaşamadığı bir şehrin bulunmadığını söyleyebiliriz. Bu şehirlerde daha az olmakla birlikte, sayıları yine de 100 bini geçmektedir. Sünniler İran'ın her köşesinde yaşıyorlar. İçinde Sünnilerin bulunmadığı hiçbir etnik grup da yok. Fıkıh konusuna gelince; Sünnilerin çoğunluğu Hanefi ve Şafii olmakla birlikte, küçük bir Hanbeli cemaati de bulunmakta. Hanefilerin çoğu İran'ın doğu kısmında, güneyden kuzeye uzanan kesimde yaşıyor. Şafii Sünniler ise batı ve kuzeybatı İran'da. Hanbeli cemaati ise Ahvaz ve Abadan'da bulunuyor. Ülkenin farklı yerlerinde yaşayan Selefiler ise, nüfuz bakımından çok daha küçük. Onların da çoğunluğu Hanefi ve Şafii. İran Sünnileri çoğunlukla ticaret ve pazarlama ile uğraşırlar. Üniversite imkanlarına sahipler. Şiiler ve Sünniler birlikteler; hatta bazı işletmelerde ortaklık yapmaktalar. Halk tabakası birbirinden farklı değildir; birbirleriyle işbirliği içinde yaşıyorlar.

Beluçistan'ın siyasi, sosyal ve ekonomik olarak durumu nasıl?

MA: Elhamdülillah, Beluçistan'da durum iyi. Beluç halkı eğitimleri için üniversitelere gitmiştir. Siyaset ve ekonomi alanında faaller. Bununla birlikte, ekonomik açıdan bakacak olursak, işsizlik yüzünden sıkıntı çekiyorlar. Ancak Beluçistan'ın en büyük avantajı bin 370 kilometrelik sınırı. Bunun 370 kilometresi deniz sınırıdır. Beluçistan'ın en büyük potansiyeli budur. Deniz sınırının durumu kötü değil, ancak kara sınırıyla ilgili sorunlar var. Bu sınırların doğru bir politikayla yönetilebilmesi için mücadele veriyoruz. Kapasiteleri azami derecede kullanılabilmeli.

Yukarı belirttiğiniz alanlardaki en büyük sorunlar neler ve Beluç halkı onlarla nasıl başa çıkıyor?

MA: Sünniler istihdam alanında ve resmi görevler konusunda sorunlar yaşıyor. Bakan, bakan yardımcısı, büyükelçi ve vali gibi daha üst düzey idari konumları ihraz edebilmenin mücadelesini veriyorlar. İranlı Sünnilerin istediği diğer bir şey, eyaletlerdeki resmi dairelerde Şii ve Sünni çalışanların sayısında bir denge gözetilmesi. Sünni nüfuslu bölgelerin ve eyalet merkezlerinin çoğunda halk, istihdam konusunda ayrımcılığa tabi tutuluyor. Sünniler olarak bizler bu ayrımcılığın bitirilmesini istiyoruz, zira yoksulluk, cehalet ve diğer tüm sorunların kökleri, yapılan bu ayrımcılıkta yatıyor. Sünniler bu problemlerden muzdarip.

Bir başka sorun, metropollerde ve özellikle Sünnilerin azınlıkta olduğu yerlerde, din özgürlüğünün yetersiz olması. Sünnilere metropollerde cami izni verilmiyor. Dolayısıyla namazlarını evlerinde kılıyorlar.

Sünniler ve Beluçların daha yüksek resmi konumlarda istihdam edilmesini talep edegeldiğinizi söylediniz. Bu talepler şimdiye dek neden kabul görmedi?

MA: İran'a hâkim olan atmosfer, bu taleplerin kabul edilmesine müsaade etmiyor. Yeterli bir ilerleme seviyesine sahip olmayan ülke, hoşgörüsüzlük ve bağnazlıktan çekiyor. Buna ek olarak Şiiler ve Sünniler arasında radikal eğilimlere sahip kişiler var. İktidarı Şii kardeşler kontrol ettiği için, [devlet içindeki] bazı unsurlar, uydurulmuş içtihatlara dayanarak [Sünnilere] hukuk dışı bir şekilde baskı yapıyor. Bağnazlık ve aşırıcılık hangi ülkede bulunursa bulunsun, o ülkenin ve ulusun gelişimine engel olur. Temayüller ve bağnazlık tezahürleri, itidal seviyesinde kalmalıdır. İtidalin ötesine geçen bağnazlıkları Yüce Allah, Allah'ın Resûlü ve İslâm reddetmiştir. Sevgili Peygamberimiz (Allah'ın salâtı ve selâmı onun üzerine olsun), Yahudileri adalet şemsiyesinin altına almıştır. Kendisiyle anlaşmalar imzalayan Arap inkârcıların dahi haklarına riayet etmiştir. Dini aşırılık, hangi grup tarafından ortaya konulursa konulsun, İslam yoluna uygun değildir. Bizler, her iki mezhepte de -Şii ve Sünnilerin arasında- bulunan aşırılık yanlılarının İslam'a zarar verdiğini düşünüyoruz. Dileğimiz, İran'ın bu konuya dair bir farkındalığa doğru ilerlediğini görmek, ki bu konuda yalnız değiliz. Şii kesimden birçok entelektüel ve din adamı, ülkeyi bir 'ayılma' haline geri çekmek konusundaki bakış açımızı destekliyor.

Dr. Ruhani dört yıldan uzun bir süredir cumhurbaşkanı olarak iktidarda. Bu zaman zarfında Beluçistan'da herhangi bir ilerleme oldu mu?

MA: Bazı değişiklikler oldu. Beluçistan'daki kaymakamların çoğu Beluç; vali yardımcılarından ise sadece biri. Eyalet merkezi olan Zahidan'da ise müdürlüklerin çok küçük bir yüzdesi Beluçların uhdesinde. Zahidan, bütün eyaleti bağlayan kararların alındığı merkez olmasına rağmen, Beluçlar kendilerine verilmesi gereken hakları henüz elde edebilmiş değiller. Beluçlar, Sistan-Beluçistan eyaletinde nüfusun yaklaşık yüzde 70'ine tekabül ediyorlar. Fakat eyaletlerinin kaderini tayin etme konusunda varlık gösterebilme ihtimalleri çok zayıf görünüyor. Önümüzdeki dört yıl içinde, her iki mezhebin tekabül ettiği nüfus oranları ışığında, olumlu değişikliklerin yapıldığını görebilmeyi umuyoruz.

Müteaddit kereler anayasanın belli maddelerinin ve paragraflarının gözden geçirilmesi talebinde bulundunuz. Bu taleplere herhangi bir yanıt geldi mi?

MA: Henüz bir yanıt alamadık ancak gelecekte netice alacağımıza dair iyimserliğimizi muhafaza ediyoruz. Birçok İranlı bu konuda bize katılıyor. 38 yıldır yürürlükte olan anayasanın bazı zayıf noktaları var. Yetkililer anayasayı gözden geçirebilirler. Diğer yandan, anayasanın birçok olumlu tarafı da yok değil. Anayasa değişiklikleri dünya genelinde normal bir şeylerdir. Zayıf noktalarının ve onlarla birlikte gelen problemlerin teşhis edilebilmesi adına, yasalar her zaman kontrol altında tutulmalıdır ki değiştirilebilsinler. Umarız bu tür değişiklikler ülkemizde de gerçekleşir. O zaman daha fazla haklara sahip olabiliriz. Aksi halde bazı problemlerimizin çözümünde, sahip olduğumuz asgari yasal haklarla yetinmek durumunda kalırız. Yetkililerin taleplerimize uyması İran'ın da lehine olacaktır. İran'ın menfaatlerini düşünüyoruz ve hiç kimsenin 'Sünnileri destekliyoruz' bahanesiyle huzurumuzu baltalamasına ve mezhepçi anlaşmazlıklar tetiklemesine müsaade etmiyoruz. Ancak sonuç olarak, haklarımızı da elde etmeliyiz.

Beluçların ve Sünnilerin yaşam şartları konusunda iyimser misiniz? Ümit, mevcut gerçeklere ne derece uyuyor?

MA: Bölgenin ve İslam dünyasının son zamanlardaki durumunu göz önünde bulunduracak olursak, bazı değişikliklere tanık olmayı umuyoruz. Değişim istiyoruz. Beluçistan'da ve Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu birkaç bölgede bazı değişiklikler oldu. Ancak yine de daha çok değişikliğin gerçekleşmesini, eşit haklar veya en azından -gerçeklere daha yakın bir hal olarak- orantılı haklar elde etmeyi umuyoruz.

Ruhani'nin yemin törenine davet edilmediniz, bu konuda neler söylemek istersiniz?

MA: Bu törenden önce, İçişleri Bakanlığı Dr. Ruhani'nin zaferiyle ilgili bir kutlama gerçekleştirdi. Ben de orada katılımcılara hitap ettim. Konuşmam güzel karşılandı ve hem iç hem de dış basında çok geniş yer buldu. Bir sonraki yemin töreninin ev sahibi İran meclisiydi ve bu sefer baskı grupları devreye girerek bizim davet edilmemizi engellediler. Meclis baskıya boyun eğdi ve [baskı gruplarının önerisini] kabul etti. Meclisin bu davranışı aleyhinde, ülkenin hem içinden hem de dışından çok yaygın propaganda ve tepki oluştu. Bu durum aynı zamanda, seçimde coşku ve neşeyle oy kullanan Sünnilerin duygularını da incitti. Meclis bununla ilgili bazı mazeretler sunsa da halk bunları kabul etmedi. Ülkemizde bir gelenek vardır: Baskı grupları her ne zaman müdahale etse, yetkililer maalesef geri adım atar. Direnmiş olsalar, bu davranışları İran İslam Cumhuriyeti ve milli birlik ve güvenliğimiz için de faydalı olurdu.

İran'daki, özellikle Beluçistan'daki Sünni topluluğun durumunu Suudi Arabistan'daki Şii topluluğun durumuyla karşılaştırsanız, neler söylersiniz? Marjinalleştirme ve baskı gibi konularda aralarında ortak olan şeyler var mı?

MA: Suudi Arabistan'daki Şiiler hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Ancak Suudi Arabistan'da istihdamla ilgili doldurulan formlarda mezheple ilgili soruların olmadığını biliyoruz. Bu tür formlarda çoğunlukla ülke hakkında sorular var ve her Suudi vatandaşı istihdam edilebiliyor. Ancak bizim ülkemizde kişinin mezhebiyle ilgili de sorular soruluyor. Suudi Arabistan'daki Şiilerin daha fazla hakka sahip olduğunu düşünüyoruz. Zira 'ulu camileri' var ve Riyad'da Cuma namazlarını kılabiliyorlar. Bazen protesto mitingleri düzenliyorlar. Bakanlık seviyesinde önemli görevlere gelebiliyorlar. Çoğunlukla Suudi Arabistan'ın doğu kesiminde yaşayan Şii kardeşlerin kendi mezheplerinden hâkimleri var. Ekonomik olarak nüfuza sahipler. Mesela, dünyanın en büyük petrol şirketi olarak kabul edilen Aramco'da üst düzey Şii memurlar var ve Suudi Arabistan bunu mesele yapmıyor. İran Sünnilerinin istediği tek şey, zaten olması gereken haklarını elde etmek. Fakat bu konuda hâlâ soğuk bir şekilde karşılanıyorlar.

Suudi Arabistan, Tacikistan ve diğer ülkelere yaptığım ziyaretlerde, Afgan yetkililer dâhil, bazı yetkililerle yaptığım toplantılarda, hep azınlıkların haklarına, özellikle de Şii kardeşlerimizin haklarına riayet etmelerini tavsiye etmişimdir. Zira azınlıkların çektiği sıkıntıları biz biliyoruz.

İran dini liderinin mektubunuza verdiği cevap, bir süre önce yayınlandı. Bu mektubun ışığında, Sünni topluluğun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

MA: Dini lidere yazdığım mektupta iki derdimi sundum: Ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve Sünnilere, sırf İranlı oldukları ve ülkelerini sevdikleri için dini haklarının sağlanması. İran-Irak Savaşı sırasında onlar da ülkelerini savundular ve bu savunmada canlarını verdiler. Dini lider mektuba güzel bir karşılık verdi ve bu cevabı hem ülkede de hem ülke dışında büyük yankı buldu. Etnik gruplar ve dini mezheplerin arasında yapılabilecek her türlü ayrımcılığı, 'yasaklanmış bir uygulama' olarak ifade etti. Dini liderin mektubu bizlere büyük bir teselli olarak geldi ve gönlümüzü aldı. Biz de kendilerine teşekkürlerimizi arz ettik. İkinci talebimizi cevapsız bırakmış olsa da, ayrımcılıkların ve eşitsizliklerin giderilmesiyle dini özgürlükler konusundaki sorunların da otomatik olarak çözüleceğini düşünüyorum.

İran Sünnilerinin geleceği konusunda umutluyuz. Sorunlarının diyalog yoluyla çözüleceğine inanıyoruz. Müzakere ve diyalog yolunu tutmuş bir halde, talep ve haklarımızın peşindeyiz. Sorunlarımızı bu kanaldan takip ediyoruz ve şiddete ve çatışmaya inanmıyoruz. Yasal taleplerimizi her koşulda barışçıl yöntemlerle ifade etmeye devam ediyoruz. İran bizim ülkemiz ve başka bir yerimiz yok. Bu haklara ihtiyacımız var ve bunlardan asla vazgeçmeyeceğiz. İnsani, İslami ve milli haklarımız sağlanmalı ve 'kardeşlik', 'eşitlik' sloganları artık gerçekleşme aşamasına ulaşmalıdır. Bizler dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların birleşmesini ve problemlerini diyalogla, müzakere masasının etrafında oturarak çözmelerini istiyoruz. Dünyadaki bütün anlaşmazlık ve çekişmelerden kurtulmanın tek yolunun müzakere masası olduğunu düşünüyoruz.

Dini liderin emri resmi bürolar ve devlet daireleri tarafından memnuniyetle karşılandı mı?

MA: Bu birimlerin emri nasıl karşılayacağını kısa vadede göreceğiz. İran Devriminin lideri vaktiyle açık bir emir vermiş, Müminlerin Annelerine, özellikle de Hz. Âişe-i Sıddîka'ya -Allah hepsinden razı olsun- hakaret ve edepsizlik edilmesini yasaklamıştı. Bu emir ülke içinde pek de hoş karşılanmadı. Ne analizciler bu konu hakkında bir şeyler yazdı ne de İran Meclisi bununla ilgili herhangi bir kanuni düzenleme getirdi. Aynı durumun, şimdiki dini liderin verdiği tarihi ve açık emirle ilgili olarak da gerçekleşebileceğinden ve onun da hoş karşılanmayacak olmasından korkuyoruz. Fakat ne olursa olsun, bu emir tarihidir ve kati bir emirdir. Hükümet, yargı, silahlı kuvvetler, meclis ve devletin diğer bütün birimleri bunu hoş karşılar ve ciddiye aldıklarını, onu uygulamaya sokmak suretiyle gösterirlerse, bu durum hem İran'a hem de bütün İslam dünyasına fayda sağlayacaktır. Ayrıca, Müslüman devletlerin ve Müslüman kitlelerin birbiriyle olan ilişkilerine olumlu yönde tesir ederek belli büyük etkileri olacaktır. Buna ek olarak, bu emrin ifa edilmesi milli birliği sağlamlaştıracak, barışı daha dayanıklı ve uzun ömürlü kılacak, ayrıca Sünnilerin endişelerini de giderecektir.

Ortadoğu'daki krizleri nasıl görüyorsunuz? Bu krizlerde Türkiye'nin ve İran'ın rolü hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

MA: Ortadoğu'da tehlikeli sorunlar var. Güvensizlikler ve çatışmalar, eşitsizliğin, ayrımcılığın ve insanları haklarından mahrum etmenin meyveleridir. Farklı dinlerden, mezheplerden ve etnik yapılardan insanların yaşadığı Suriye, Yemen, Irak ve diğer ülkelerin halkları müzakere etmek için adımlar atar ve herkese iktidardan hak ettiği payı veren ve herkesi kucaklayan hükümetler kurmak konusunda mutabık kalırsa, anlaşmazlıklar ve çekişmeler ortadan kalkar. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan Ortadoğu'da etkili bir rol oynayabilir. Birlik ve dayanışma yoluyla, bu üç ülke Ortadoğu sorunlarını çözebilir ve bölgedeki anlaşmazlıkları ortadan kaldırabilir.

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN