Arama

Ayasofya bir Osmanlı külliyesidir

Yayınlanma Tarihi: 07.06.2020 11:24 Güncelleme Tarihi: 07.06.2020 11:24
Ayasofya bir Osmanlı külliyesidir

İstanbul 567 yıl önce  tarafından fethedildikten sonra Ayasofya camiye çevrildi ve çevresine yapılan eserlerle kilise vasfını kaybetti. Ayasofya yeni haliyle bir Osmanlı külliyesi oldu.

Osmanlı Ordusu 29 Mayıs 1453 sabahı şehre son hücumu yaparken, İstanbul halkı meleklerin ve azizlerin koruyuculuğuna kendilerini teslim etmişlerdi. Ayasofya'ya doluşan halk eski bir kehanetin gerçekleşmesini bekliyordu. Düşman buraya geldiğinde karşısında melekleri bulacak, onlar da kılıçlarını çekerek kâfirleri cehenneme göndereceklerdi. Ancak Türkler İstanbul'a girdiğinde ne gelen oldu, ne de Türkler'in Hagia Sophia Kilisesi'ni camiye çevirmesini engelleyecek bir hadise.

19. yüzyılın ortalarında Ayasofya.

FATİH AYASOFYA'DA

Şehir tam olarak Osmanlılar'ın eline geçince artık Fatih unvanını kazanan İkinci Mehmed yeniçerileri ve vezirleriyle birlikte surlardan içeri girdi. Kafile şehrin sokaklarından geçerek, Ayasofya'ya geldi. Burada atından inen genç hükümdar, yerden aldığı bir avuç toprağı kavuğunun üzerine serpti. Bu hareketi ile Allah'a sığındığını gösteriyordu.

Ayasofya'ya giren genç sultan, kilisenin içerisinde korku ile bekleşen Bizanslılar padişahı karşılarında görünce ağlayarak yerlere kapandılar. Fatih, susmalarını söyledikten sonra karşısındaki papaza "ayağa kalk. Ben Sultan Mehmed sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız" dedi. Ardından halkın emniyet içerisinde evlerine götürülmelerini emretti.

Fatih, Ayasofya içerisinde bir müddet sessizce bekledi. Belki de bu zafer için şükrediyordu. Bu sırada bir askerin kilisenin mermerlerini sökmeye çalıştığını gördü. Askere kızarak bunların ganimet olmadığını söyledi.

Fatih, daha sonra kilisenin camiye dönüştürülmesini emretti. Ulemadan birisi ezan okudu. Fatih, namaz kıldıktan sonra bu zaferi için dua edip, Allah'a şükretti. Daha sonra Ayasofya'nın kubbesine çıktı ve yanındakiler şehrin harap durumunu seyreden padişahın şu mısraları söylediğini duydular: "İmparatorun sarayında örümcek perdedârlık ediyor, Efrasiyab'ın kulelerinde baykuş nevbet vuruyor".

AYASOFYA ÇÖKMEKTEN KURTARILDI

Fatih, Ayasofya'yı camiye çevirdikten sonra içine mihrap, minber, müezzin mahfili, vaiz kürsüsü gibi yapılar inşa edildi. Mozaikler kapatıldıktan sonra cami çini ve kuşak yazılarla süslendi. Bir minare ve medrese yaptırıldı. Fatih, külliyenin ihtiyacı için bir vakıf kurdu. Kanunî döneminde caminin karşısına bir hamam yaptırıldı. II. Bâyezid ve II. Selim dönemlerinde Ayasofya ciddi olarak elden geçirildi. Çevresindeki evler ortadan kaldırıldı. caminin çökmesini önlemek için payandalar yaptı. II. Selim ve III. Murad zamanında yaptırılan minarelerle Ayasofya dört minareli bir cami oldu. II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve şehzadeler için Ayasofya'nın bahçesine türbeler yaptırıldı.

I. Mahmud zamanında camiye güzel bir kütüphane yaptırıldı. Yine aynı dönemde avluya çok güzel bir şadırvan, imarethane ile sıbyan mektebi yaptırıldı. 17. ve 18. yüzyıllarda Ayasofya'nın etrafına sebiller inşa edildi. Fetihten itibaren caminin içi çini ve levhalarla süslenmeye devam edildi.

Cami birçok padişah döneminde tamirden geçti. döneminde Mimar Fossati çağrılarak kapsamlı bir tamirat yaptırıldı. Fossati bir muvakkithane, kasr-ı hümayun ve hünkâr mahfili inşa etti.

Ayasofya, 24 Kasım 1934'te bir kararname ile camilikten çıkarılıp Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlandı. Fatih tarafından inşa ettirilen ancak sonraki dönemlerde yeniden yaptırılan medresenin 1934'te yıktırılması Ayasofya'nın bir Osmanlı külliyesi olduğuna vurulan ilk darbeydi. Müze yapıldıktan sonra Ayasofya'nın içerisinde bulunan ve camiye ait olan çeşitli eşya ile halılar ve levhalar da kaldırıldı. Rivayete göre büyük levhalar kapılardan dışarı çıkarılamadığı için mecburiyetten tekrar yerlerine asıldı. Şubat 1935'ten itibaren de müze olarak ziyarete açıldı.

Halûk Dursun'un Ayasofya'ya hizmetleri

AYASOFYA müze olduktan sonra bir Osmanlı külliyesi olma vasfı kaybolmuştur. Rahmetli Ahmet hocamız Ayasofya'nın bir Osmanlı külliyesi olduğunu hep vurgulardı. Hocamız 2006-2012 yılları arasında Ayasofya'da başkan ve müdür olarak görev yaptığı yıllarda yapıya vasfını tekrar kazandırmak için elinden gelenin fazlasını yaptı. Rahmetli hocamızın büyük çabaları sonucu, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed, I. Mustafa, Sultan İbrahim ve Şehzadeler türbeleri 2009'da açıldı. Hocamız, I. Mahmud Kütüphanesi ve şadırvanını görünür kıldırttı. Sıbyan mektebini lojman olarak kullanımdan çıkarttırdı. Yıktırılan Ayasofya Medresesi'nin yeniden inşası için projelerini yaptırttı. Medresenin inşaatı bitmek üzere. Tarihi külliyeye yakışmayan yeni binaları yıktırttı. Ayasofya'nın içerisinde 17 yıldır devam eden kubbe restorasyonlarını bitirterek, iskeleleri kaldırttı. Böylece Ayasofya'nın haşmeti ortaya çıktı. Ayasofya Envanteri kitabını yayınladı. 20 yıldan uzun bir süredir yayınlanmayan Ayasofya Yıllığı'nı tekrar neşrettirdi. Ayasofya'nın içerisindeki Kazasker'in 8 büyük hattıyla camideki diğer hatlar da döneminde onarıldı.

Halûk Dursun'un Ayasofya'ya hizmetleri o kadar çoktur ki anlatıla anlatıla bitirilemez. 19. yüzyılın ortalarında Ayasofya tamiratı sırasında Fossati tarafından caminin dökülen mozaiklerinden Sultan Abdülmecid'in tuğrası yapılmış ve bu tuğra caminin duvarına asılmıştı. Ancak müze olduktan sonra yerinden indirilip, bir depoya atılan tuğra rahmetli Semavi Eyice tarafından bulunsa da bir türlü Ayasofya'ya asılamadı. Rahmetli hocamız Semavi hocanın uyarısı sonucu bu tuğrayı ait olduğu yere astırmıştır.

İstanbul Fetih Cemiyeti, 1953'te fethin 500. yıl dönümünün birer hatırası olarak 12 yere mermer kitabe ve sütun hazırlattırarak 11'ini diktirmişti. Yerine dikilemeyen tek kitabe Ayasofya'ya aitti. Bu kitabenin üzerinde "Fatih Sultan Mehmed fethi müteakip Ayasofya'yı cami'e tahvil etmişdir. İstanbul Fethi Derneği, 1953" yazılıydı. Kitabe senelerce Fetih Cemiyeti'nde muhafaza edildi. Yine kimsenin cesaret edemediği bu kitabeyi de rahmetli hocamız ait olduğu Ayasofya'ya koydurttu.

Halûk Hoca, Başkanlığı'na geçtikten sonra da Ayasofya'yla ilgisini kesmedi. Ayasofya Müdürlüğü'ne gelmesine vesile olduğu talebesi Hayrullah Cengiz'in icraatlarını destekledi. Hayrullah Cengiz de hocaya danışarak, himayesi altında uygulamaları devam ettirdi. Bu dönemde 1991'den itibaren sadece Topkapı Sarayı'na bakan Sultan II. Bâyezid minaresinden yüksek olmayan bir sesle okunan ezan, 1 Haziran 2012 Cuma gününden itibaren Fatih minaresinden de okunmaya başlandı. 2013'ten itibaren ise dört minareden daha duyulur olarak okundu. Ardından öğlen, ikindi ve yatsı ezanları Sultanahmet Camii'yle birlikte çifte ezan olarak okunmaya başladı. Bu uygulamalar hâlâ devam ediyor. Mekânı cennet olsun.

Erhan Afyoncu - SABAH

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN