Melekler Hz. İsâ’nın (as) doğumunu müjdeliyor
"Melekler "Ey Meryem! Bilesin ki Allah seni seçti. Seni tertemiz kıldı ve seni dünyadaki bütün kadınlardan üstün tuttu" demişlerdi." (Âl-i İmrân, 3/42).
Cenab-ı Allah Hz. Âdem'in topraktan ve yoktan var etmesi mucizesinden sonra yeryüzünde benzer bir mucize ile Hz. Îsâ'nın babasız olarak doğmasını murad etti. Bunun için de yüce Allah, Hz. Meryem'i kadınlar arasından seçerek ona ruhundan üflemişti.
Durmadan peygamberleri yalanlayan ve öldüren İsrâiloğulları'nın bu yanlış davranış ve inançlarını, Medine'de yaşayan Yahudiler de bilirdi. Bunun için Kur'ân-ı Kerim'de İsrâiloğulları'nın bir türlü iman etmeyişleriyle bağlantı kurularak onların Hz. Muhammed'e iman etmeleri için bir delil gösterilmişti. Son peygamber olduğunu çok iyi bildikleri Rasûlullah'a iman etmeyen Medine Yahudileri başta olmak üzere hiçbir kul kalmamalıydı. Bu Allah'ın emri ve Rasulullah'ın temennisiydi. Yahudiler ise inad ve kıskançlıklarından iman etmediler. İnsanların iman etmemeleri ise onların tercihi olup bu yanlış tercihle ahiretteki cezaya katlanmayı kabul etmişlerdir. Rabbimiz insanlığa indirdiği son vahiy ve son Kitabında bütün insanlığa hitaben Meryem'in tertemiz olduğunu ifade buyurarak Yahudilerin iftiralarına da cevap vermektedir. Olayın devamını bize bildiren yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey Meryem! Rabbine gönülden itaat et (kulluk niyetiyle huzurunda) secdeye kapan, rükû' edenlerle beraber rükû' et." (Âl-i İmrân, 3/43).
Bu çağrı Meryem'in şahsında bütün müminlere yapılarak Allah'a ibadet edilmesi gerektiği ve herkesin namaz kılıp rükû' ederek secdeye kapanmasının bir kulluk görevi olduğu hatırlatılmaktadır. Bu iman ve yaşama biçimi, ibadet eden müminlerden oluşan bir toplumu ortaya çıkardığı gibi böyle davranan kimselerin de Allah'a yakın kullar olacağı açıklanmıştır. Hz. Meryem'e yapılan bu çağrı, Hz. Muhammed'e vahyin geldiğinin en büyük işareti olan bir sonraki ayette izah buyrulmuştur.
Bütün bir gününü Allah'a yüceltme ve ibadetle geçiren Hz. Meryem'in o gün var olan ve hükümleri bilinen ilahî şeriatı uygulamada kendisini aşan bir durum vardı, kadın olmak. Bu din bütün hayatı ve içindekileri kuşattığı için ruhaniliği siyasi ve sosyal olgularla da bütünleştiriyor. Bu ilahi emir ve yasaklarla Rabbbanî mesajları insanlara anlatacak birine, bu misyonu icra edecek bir Peygambere ihtiyaç vardı. O gün için bu görev ancak bir Peygamberlik misyonuyla gerçekleşebilirdi. Hz. Meryem'in muttaki olması yeterli değildi. Fakat yüce Allah bu muttaki ve temiz kadından bir peygamberin dünyaya gelmesini irade buyurdu. Ancak bu peygamber de büyük bir mucize olarak insanlığa gelmeli idi.
Hz. Meryem mescide adanmışken buna kim bakacak kim hizmet edip onu kim eğitecek ve onunla kim ilgilenecekti. O günün müminleri aralarında anlaşamadıkları için bu kişiyi kur'a ile belirlediler. Rabbimiz şöyle buyurur:
"(Rasûlüm Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Bütün bunlar akıl ve duyularla değil, vahiy ile bilinen ve insanların bilmediği gerçeklerdir.) Zaten "Meryem'i kim koruma altına alacak?" diye onlar birbirleriyle çekişip bunu kur'a ile belirlediklerinde sen onların yanlarında değildin. Bunları sana biz (vahiyle) bildiriyoruz. (Âl-i İmrân, 3/44).
Bu ayetler aynı zamanda Hz. Muhammed'in peygamber olarak Allah tarafından seçilmiş bir kul olduğunu ve kendisine açıkça vahyin geldiğini anlatmaktadır. Hz. Meryem ile ve Meryem'in kimin himayesine verileceği ile ilgili olaylar yüzyıllar önce meydana gelmişken, kilise bu bilgileri bir sır olarak saklamış ve hiç kimse bunları bilmiyorken Hz. Peygamber'in o günlerde -600 yıl önce- hemen yanı başlarında o şehir ve bölgede olmamasına rağmen bütün bu olayları ayrıntılarıyla onlara aktarması, bu bilgileri vahiy yoluyla aldığının en büyük kanıtıdır. Bu bilgilerin doğruları ve hak yolu insanlara tebliğ eden bir peygamberin aldığı vahyi bilgiler olduğu açıktır. O günkü Yahudi ve Hıristiyanlar bu gerçekleri anlamış olmalarına rağmen iman etmemiş, sapık bir inancın içine gömülmüş kalmışlardır.
"Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah seni, adı Meryem oğlu Îsâ Mesîh olacak bir kelime ile müjdeliyor. Dünyada da âhirette de şerefli ve şanı yücedir, aynı zamanda (Allah'a) en yakın olanlardandır." (Âl-i İmrân, 3/45).
Hz. Meryem bir beşer olarak daha da dehşete kapılıyor. Bir çocuğun dünyaya gelmesi için bir anne ve bir babanın gerektiğini düşününce bu itirazı yapması son derece doğaldır. "Bana bir erkek eli dokunmamışken nasıl doğum yapabilirim" diye düşünmesi de son derece tabii idi. Bu yabancı kişi yalancı da olabilirdi. Kendisinin temizliğini bozup onu kirletmek isteyebilir diye de düşünmüştü. Ancak kötü niyetli birisi olmadığı duygusu Meryem'in kalbini kaplamış ve o korktuğu bütün düşünceler zihninden silinip gitmişti.
"(Meryem) dedi ki: "Rabbim bana bir beşer (bir insan eli) dokunmamışken (nikâhlanmamış ve evlenmemişken) nasıl bir çocuğum olabilir?" (Allah yahut Cebrâil): "Öyledir, işte öyle, Allah dilediğini yaratır. Bir şeyin olmasını isteyip hüküm verince yalnızca 'Ol!' der, o da oluverir" dedi." (Âl-i İmrân, 3/47).
Allah'ın bir nefha/üfürme ile -evlenmemiş ve ona bir erkeğin eli bile dokunmamışken- Hz. Meryem'in rahminde yaratılan bir ceninin nasıl meydana gelebileceğini anlamak, bir an için insan aklıyla izah edilmesi zor olan bir olaydır. Akıl beşer aklıdır. İnsanın bu olağanüstü olayı kavrayamaması ise yine olağandır. İnsanın ise görevi Allah'a iman edip kul olmak ve Ona ibadeti eksiksiz yapmaktır. Allah'tan gelen bir emir ve üfleme ile meydana gelen bu ruhun mahiyetini kavrasa da kavramasa da onun görevi iman etmek ve bu imana devam etmektir. Allah'a ve yarattığı her bir mucizeye iman etmek ihmal edilmemesi ve uzak kalınmaması gereken bir görevdir.
Meryem'e gelen melek bu bilgiyi vermiş, adı Îsâ Mesîh olan bir çocuğunun olacağını haber vermişti. Bütün bu bilgiler Hz. Muhammed'e gelen vahiy ile o günkü Hıristiyanlara ve bütün insanlığa anlatılarak Rasûlullah'ın peygamberliğinin kanıtlanmasını sağlamaktadır. Zira Hıristiyanlığın İznik konsilinden İslam'ın gelişine kadarki dönem içinde inançlarının bozulduğu anlatılarak yeniden tek ilah ve tek Rabb inancına dönmeleri için uyarılarda bulunulmaktadır. İznik konsilinde alınan kararlarla tevhid inancı bozulmuş ve teslis (üç ilah-Baba-oğul- Ruhu'l-Kudüs) inancı devletin ve imparatorun baskısıyla kiliselere kabul ettirilmiştir. Bu inançla Hz. İsâ'ya uluhiyet özelliği verilmiş ve inanç bozulmuş insanlar muvahhidi ke şirk inancına sürüklenmiştir.
"O daha beşiğindeyken de yetişkinliğinde de insanlara hitap edip onlarla konuşacaktır. O, salih insanlardan (Allah'ın razı ve memnun olacağı davranışlarda bulunanlardan) olacaktır." (Âl-i İmrân, 3/46).
Îsâ Mesîh bir peygamber olacak, daha anne kucağında bebekken insanlarla konuşacak, kendisinin bir kul peygamber olduğunu tebliğ ederek onları vahye tâbi olmaya davet edecektir. Bu âyet aynı zamanda bunun ilahi bir mucize olduğuna, bu ve benzeri olağanüstü olayları yaratan Rabbimizin bunları her an yaratabileceğine işaret etmektedir.
Hz. İsâ risalete hazırlandırılıyor: (Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek." (Âl-i İmrân, 3/48). Allah, Îsâ Mesîh (as) ve diğer bütün peygamberlere vahyetmiş, onların hepsine hikmeti öğretmiş kimine de kitaplar indirmiştir. Kimisini sadece bir topluluğa kimisini de bütün insanlığa bir ilahi sistem kurmak ve bu konuda gerekli tebliği yapmak üzere görevlendirmiştir. Hz. Îsâ kendisine gelen İncil ile küfre saplanmış İsrailoğulları ile bütün insanların ruhunu arındırmak, kalplerini cilalamak ve vahiyle baş başa, yüz yüze getirmek suretiyle onları imana davet edecekti. Bu görev bir mucize olarak Hz. Mesih daha kundakta iken başlamıştır.
Bir beşer olarak Hz. Meryem'in bir peygamberi doğuracak şekilde hazırlandığını ve Allah tarafından meleklerin görevlendirilmesiyle eğitildiği, her türlü iftiraya ve itirazlara karşı direnecek bir iradeye sahip kılındığı görülmektedir. Cenab-ı Allah bu olayı ve konuyu bize kitab-ı keriminde şöyle anlatmaktadır:
"Kitap'ta/Kur'an'da Meryem'i de an! Hani o, kendi ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Sonra onlarla kendi arasında bir perde germişti. Derken Biz ona emrimizdeki Ruhu/vahiy meleğini (Cebrâil'i) gönderdik. Ona normal bir insan suretinde göründü. (Meryem Onu görünce): "Senden Rahmân (olan Allah)'a sığınırım. Eğer günahtan sakınan bir kimse isen (bana ilişme)" dedi. O da (vahiy meleği Cebrail as): "Ben ancak senin Rabbinin gönderdiği elçisiyim. Sana tertemiz bir oğul armağan etmek üzere (oğlun olacağını müjdelemekle görevli olarak geldim)" dedi. Meryem (şaşkınlık içinde) dedi ki: "Bana hiçbir insan (bir erkek) eli değmemiş iken ve ben kötü bir kadın da olmadığıma göre benim nasıl bir çocuğum olabilir? (Cebrail) dedi ki: "Evet, haklısın, durum dediğin gibidir. Fakat Rabbin: "Bu benim için çok kolaydır. Biz onu insanlar için (kudretimize) bir ayet (bir mucize) ve bizden bir rahmet kılmak üzere böyle takdir ettik," diye buyurdu. Bu önceden/ezelden beri karara bağlanmış bir hüküm olup bitmiş bir iştir. Derken (Allah'ın emri ile Cebrail'in Meryem'e üflediği ilahi ruhla) İsa'ya hamile kaldı ve Onunla yalnız başına halkın gözünden uzak bir yere çekildi." (Meryem,19/16-22).
Hz. Meryem, Cebrail'in rehberliğinde şehrin dışında bir yere çekilip orada yaşamaya devam etti. Doğumu yakındı. Bunun için de her adımda Cebrail (as) ona yol gösterip ihtiyaç duyduğu her şeyi anlatır öğretirdi. Hz. Meryem bir peygamber annesi olarak hazırlandı.
Doğum Anı:
Irzını (iffet ve namusunu her türlü yanlış ve haramdan) koruyan o kızı (Meryem'i) de (an). Biz ona ruhumuzdan üfledik. Sonra Onu ve oğlunu (İsâ'yı) âlemlere (sonsuz ve sınırsız kudretimizin delili olarak) bir ibret/bir mucize kıldık. (el-Enbiyâ', 21/91).
Hz. İsâ'nın dünyaya gelmesinin yaklaştığını bildiren bu ayet-i kerime Hz. Meryem'in tertemiz bir ruh ve iffetli bir beden ve kişiliğe sahip olduğu bildirilmektedir. Bu da Yahudilerin ona yaptıkları iftiralara bir cevaptır.
"Sonunda doğum sancısı Meryem'i bir hurma ağacına yönelip dayanmaya sürükledi. (Meryem) "Keşke, bu hali yaşamadan önce ölseydim de büsbütün unutulup gitmiş biri olsaydım" diyerek sızlanmıştı. (Melek) ona ağacın aşağısından: "Artık üzülme! Rabbin senin alt tarafında (yanı başında küçük) bir ırmak (bir su arkı) akıttı" diye seslendi (ve ekledi): "O kuru hurma ağacını kendine doğru (çek) salla; senin üzerine derilmiş taze hurma dökülecektir. "Artık ye, iç, (doğacak bebeğin için de) gözün aydın olsun.[1] Eğer insanlardan birileriyle karşılaşıp da görecek olsan, (hiç kimseyle konuşmadan işaretlerle): "Ben (yüce Rabbim olan) Rahmân'a oruç adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım," dersin." (Meryem, 19/23-26).
Hz. Meryem bütün o hamilelik döneminde her konuda yardım görmüş ve bütün sıkıntı ve üzülmelerine rağmen Cebrail'in tesellileriyle her şeye hazırlandığını görüyoruz. Cenab-ı Allah bize olayı şu ayetlerle anlatmakta ve olup biteni haber vermektedir:
"Çocuğunu taşıyarak halkının yanına getirdi. O'na: "Ey Meryem (bu ne!) Gerçekten sen görülmedik şaşılacak (utanılacak) acayip bir iş yaptın!" dediler. "Ey Harun'un kız kardeşi, (yani Harun'un neslinden gelen iffetli kadın, ne oldu böyle) senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi, (bu bebek de neyin nesi?). Bunun üzerine (Meryem) çocuğu işaret edip göstererek (onunla konuşun dedi). Onlar: "Beşikte/kundakta bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler. (Bunun üzerine bebek olan İsa oradakilere olayın sırrını anlatarak): "Ben Allah'ın kuluyum. (Allah) bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum sürece namaz kılmamı, zekât vermemi emretti. Beni anneme iyi davranan saygılı birisi kıldı; kibirli, azgın ve zorba biri kılmadı. Doğduğum günde, vefatım gününde ve diriltilip kabirden kaldırılacağım günde selâm banadır," dedi." (Meryem, 19/27-33).
Ahmet Ağırakça
[1] Taze hurmanın emzikli anneler için süt yapan bir gıda olduğu tıp dünyası tarafından bilinen bir husustur. Hz. Meryem'e tavsiye edilmesinin asıl sebebi de hem doğumu kolaylaştıracak hem anne sütünü arttıracak bir gıda olarak hurma yemesi istenmiş ve özellikle de doğumu hurma ağacının altında gerçekleşsin diye oraya doğru yönlendirilmiştir.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Hz. Meryem ve Hz. İsâ (as) Kıssası ve mucize doğum (03.01.2026)
- Hz. Yahya’nın Şehadeti (28.12.2025)
- Hz. Zekeriyya (as) oğlu Hz. Yahya (as) (21.12.2025)
- Sebe’ Melikesinin ve Halkının Müslüman Oluşu (13.12.2025)
- Karıncalar Diyarı Vâdi en-Neml ve Hz. Süleyman’ın Bir Mucizesi Daha (06.12.2025)
- Hz. Süleyman'a Bütün Varlıkların Dilleri Öğretilmişti (29.11.2025)
- Hz. Süleyman (as)'ın Peygamberliği ve Hükümdarlığı (22.11.2025)
- Halife ve Adil Hüküm Sahibi Peygamber: Hz. Dâvûd (16.11.2025)