Çaprazdan dini ilişkiler
Putin'in gözdesi Alexandr Dugin, Bağdat merkezli ortak bir Şii-Sünni hilafeti tahayyül ediyor. Bunun kendilerine yandaş olacağını tasavvur ediyor! İki mezhebin ortaklığında bir hilafet devletinin veya imparatorluğunun kurulduğunu düşlüyor. Peki Ruslar bundan ne fayda umuyor? Batı saldırılarına paratoner olacağını düşünüyor olmalılar. Zannederim Dugin ve onun gibi düşünenler bu yapının Batı çıkarlarına karşı olacağını ve Rusya ile iyi ilişkiler kuracağını umuyor. Halbuki ortaklık yerine Şii-Sünni zıtlaşmasının devamı halinde bundan Rusya'nın zararlı çıkacağını öngörüyor olmalı. Suriye örneği bunu yeteri kadar izah eder. Bir de Bağdat'ta Şii idare, ABD'nin siyasi mühendisliğinin bir sonucu olmuştur. Dugin bu tasavvuruyla en azından nazari olarak onu tadil ediyor. Karşı ağırlığını oluşturuyor. İranlılar Rusya'yı, Suriye'de Esat lehine devreye sokmuşlardı, sonuç hüsran oldu. Ya da sonunda bu zıtlaşma denkleminde hem İran yani Şiiler hem de Ruslar kaybetti. Sünniler bölgenin vazgeçilemez dominant gücü. Yerlerine başkaları ikame edilemez. Hesaplar bu noktada altüst oldu. 2011 ve 2015 sonrasında Rusya açıktan Şiileri desteklemişti ve bunu yüksek sesle ilan etmekten de çekinmemişti. Lavrov, Sünnilerin zafer yüzü göremeyeceklerini söylemişti. Aksine Sünniler zafer kazandı Rusya ile İran yenildi. Rusya bundan ders çıkarmış olmalı ki görüşlerini tadil etti.
Böyle bir birliktelik mümkün mü? Şiilik Sünniliğe göre dikotomik bir yapı arz ediyor. Durduğu yerde tarih üzerinden tezat ve çekişme üretiyor. Ortak bir hilafetin kurulabilmesi için Şiiliğin, Şiilik olarak kalmaması ve kendisini tashih ve tadil etmesi gerekir. Bunun için bir gözden geçirme ameliyesine ihtiyaçları var. Nitekim Mısır'da, Cemat el İslamiye gibi bazı akımlar kendilerini 'müracaat' adı altında gözden geçirdiler. Başka bir bakış açısına geldiler. Belki de bölgedeki gelişmeler ve gerilemeler İran'ı ve Şiileri kendilerini gözden geçirmeye sevk edebilir. Bu İran açısından mümkün Sünnilik açısından da matlup ve memü'ldür. Bu yol şüphesiz kaynaşmaya götürür.
Siyasi çalkantılar hep dini dönüşümleri beraberinde getirmiştir. Günümüzde sadece siyasi coğrafyada değil dini coğrafyada da bir dalgalanma ve hareketlilik seziliyor. Yahudiliğin siyasi yorumu olan Siyonizm ve onun dini ortağı Evanjelizme ve nevzuhur akımlara karşı Katolik Kilisesi sesini yükseltiyor. Bu zeminde Vatikan ile Trump karşı karşıya geldi. İki taraf da geri adım atmıyor. Birbirlerine ayar vermeye kalkışıyor. Bu çekişmede İsrail yandaşı olmayan bazı İslam ülkeleri Katolik alemine daha yakın duruyor. Latin Amerika ve Avrupa'daki sol eğilim gerek Gazze meselesinde gerekse İran meselesinde Trump ve idaresini paylıyor. Katolik zeminden Kolombiya, İtalya ve İspanya Siyonizm-Evanejelizm ittifakına mesafeli duruyor. Geçmişte kurtuluş teolojisi Latin Amerika'ya mahsus Katolik bir akım olarak biliniyordu veya anılıyordu. Bu akım sola müzahir bir dini akım idi. Şimdi ise sanki bu akım kilise içinde merkezileşmiş ve küreselleşmiş gibi. Bu nedenle de dünyadaki sol eğilim ile birlikte Trump, Papa 14'üncü Leo'yu da sola meyletmekle suçluyor. Trump sır değil bütün muhaliflerini sola kaymakla suçluyor. Sol bu durumda vicdanın sesi olurken Evanjelik sağ kendisini dini hanede tanımlıyor veya konumlandırıyor. Din vicdandın ve adaletten kopmaz ama onlar koparıyor.
Alman kökenli Ratzinger dışında Papa John Paul'dan beri kilisede farklı rüzgarlar esiyor. Bu rüzgarlar kimi zaman Müslümanlar ile temas hattı arıyor. En azından Evanjelizm'e ve Siyonizme karşı ortak bir mukabele arayışı bulunuyor. Dini anlamda Katolikler ve Müslümanlar dünyanın ezilmişlerini ve alttakilerini temsil ediyor. Mustazaf kitleler. Latin Amerika ile Ortadoğu sosyal olarak birbirine çok benziyor. Mazlumları temsil ediyorlar.
İznik-Lübnan ziyaretinden sonra Papa Afrika turuna da çıktı. İlk ayağı gazi Cezayir! Bu ziyaretine Trump ile tartışmaları eşlik ediyor. Trump onu zayıf ve sola taviz veren korkunç gaflar yapan biri olarak tasvir ediyor. Belli ki eğiliminden hoşlanmıyor. Bu hususta Trump'ın Vatikan'a bakışını Stalin'in bakışına benzetebiliriz. Onun mirası olan SSCB'yi sembolik ve manevi olarak içlerinden gelen Polonya asıllı Papa John Paul yıkmıştı. Galiba ABD'nin yıkılmasına da Amerikalı bir papa olan 14'üncü Leo tanıklık edecek. Stalin'in ifade ettiği gibi Vatikan'ın tümeni veya topu tüfeği yok ama taraftar kitlesi var. Vatikan gönüllere hükmediyor. Hıristiyanların en büyük kitlesini temsil ediyor. Afganistan-Polonya gergefinde olduğu gibi ABD, Katolikler ile Müslümanların ortak mukabele alanında tarihe veda edebilir.
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Pentagon Vatikan’ı da bombalar mı? (11.04.2026)
- Türkiye’yi NATO’dan atmak! (10.04.2026)
- Eisenhower'dan Trump'a; Süveyş Etkisi! (09.04.2026)
- Hürmüz Korsanları (08.04.2026)
- Batılı zaferlere bina etmek (07.04.2026)
- Troçki'den Humeyni'ye: Kesintisiz devrimler (06.04.2026)
- Olaylara ibret ve hikmet nazarıyla bakabilmek (05.04.2026)
- Hz. Peygamberin bedduasına muhatap olanlar... (04.04.2026)