VAV TV CANLI YAYIN
Ahmet Ağırakça

İsrailoğullarının Münafıklığı ve Hz. İsa'yı Öldürmeye Teşebbüs Etmeleri

16.02.2026

Yüce Allah Yahudilerin kötü tiğnetlerini açık bir şekilde Kur'ân-ı Kerim'inde bize anlatmakta ve kötü tavırlarını haber vermektedir, Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya'yı öldürdükleri gibi Hz. İsâ'yı da öldürmeye kalkıştılar. Olay Kur'an-ı kerimin anlatımıyla şöyle devam etmiştir:

"Onlar (Yahudiler tuzaklar kurup) hile yaptılar. Allah da hilekârlıklarına karşılık verdi. Allah hileye (ve kurulan tuzaklara) karşılık verenlerin en hayırlısıdır. Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa, (ecelinle) senin hayatına Ben son vereceğim. Seni (insan halinle, ruh ve bedeninle) kendime yükselteceğim; seni (öldürmeyi planlayan) o kâfirler arasından tertemiz çıkarırım ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlere üstün tutarım. Sonra hepinizin dönüşü Bana olacaktır. İşte o zaman görüş ayrılığına düştüğünüz bu konularda aranızda Ben hüküm vereceğim. (Allah'tan gelen vahyi) inkâr eden kâfirlere gelince onları dünyada da ahirette de en şiddetli bir azapla cezalandıracağım ve onlar kendilerine yardım edecek kimse bulamayacaklar. Ancak iman edip de Allah'ı razı edecek güzel davranışlarda bulunanların ödüllerini ise eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez." (Âl-i İmrân, 3/54-57).

İşte bu ilahi fermandan anlaşıldığına göre Yahudiler Hz. İsâ'yı öldürme emellerine ulaşamadılar. Onlar gerçekten Hz. İsâ'yı öldürmek istediler, fakat yüce Allah ise, onların bu arzularını boşa çıkardı. Aslında bu teşebbüslerinden vaz geçmeden saldırdılar, fakat Hz. İsâ'yı değil onun yerine ona benzeyen birini öldürdüler. Sonra kendi aralarında görüş ayrılığına düştüler. Kimileri öldürülen İsa idi derken, kimileri de aksini savunuyorlardı. Haktan tamamen uzaklaşan Yahudi ve Hıristiyanlar batıl üzerinde de anlaşamıyorlar: Hz. İsâ asla öldürülmedi. Ama her iki kesim de öldürüldüğünü ileri sürüyor ve inançlarının bunun üğzerine bina ediyorlar. Fakat her iki kesimin de inancı batıldır. Eğer Hz. İsâ öldürüldüyse Hıristiyan inancına göre ölümlü birinin ilah olmaması gerekirdi. İlah onu öldürmeye kalkışanlara karşı kendisini korumaya muktedir olmalıydı. Kur'ân-ı Kerim bize olayın her yönüyle net ve açık bilgisini vermektedir:

"Bir de onların küfürleri ve Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmalarından ve: "Biz Allah'ın Peygamberi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük" demelerinden dolayı (onları şiddetle cezalandırdık). Halbuki onlar onu (İsa'yı as) öldürmediler, onu çarmıha da germediler; ancak (çarmıha gerilen kişi) kendilerine (İsa'ya) benzer gösterilmişti. Aslında onun (öldürülmesi) hakkında görüş ayrılığına düşenler, İsa'yı öldürüp öldürmediklerinde şüphe ve kararsızlık içindedirler. Onların zanna uymaktan başka buna dair bilgileri yoktur. Kesin olan şu ki onlar onu (İsa'yı) gerçekten öldürememişlerdir. Doğrusu Allah onu kendi katına kaldırmıştır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (çok üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir)," (en-Nisa, 4/156-158).

Yahudiler, aslında Hz. Îsâ'nın kendi toplumları içinde yetişen bir anne olan Meryem'den doğma olmasına rağmen onu kabullenememiş; risâletine iman etmemişlerdi. Hz. Zekeriyyâ ve Hz. Yahyâ'yı öldürdükleri gibi Hz. Îsâ'yı öldürmek istedikleri gayet açıktır. Ancak Cenâb-ı Allah onlara bu imkânı vermemişti. Onlar, Hz. Îsâ'ya benzeyen birini çarmıha gererek öldürmüşlerdi. Dolayısıyla öldürdükleri kişi Hz. Îsâ değildi.

Böylelikle Cenâb-ı Allah, Yahudilerin Hz. Îsâ'yı öldürmelerine fırsat vermemiş; ellerinden kurtarıp kendi katına yükseltmiştir. Ancak bu yükselişin ve geri dönüşünün zamanı ve mahiyeti hakkındaki bilgileri başkalarına bildirmemiştir. Hz. Îsâ'nın ref'edilmesi ile ilgili durumunu net bir şekilde bilmek mümkün değildir. Bu konudaki kelamî tartışmalar gereksizdir. Buna rağmen ayetin "Ehl-i kitabtan ölümünden önce Îsâ'ya iman etmeyecek kimse yoktur" kısmı bütün Yahudiler, ölmeden önce Hz. Îsâ'nın Allah'ın bir rasûlü olduğuna inanacak, ancak bu ayette bildirilen durum onların bu imanlarının da kabul edilmeyeceği anlamındadır. Zira Hz. Îsâ'ya iman etmek bile yeterli değildir. Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul etmedikçe her iki kesim de hiçbir zaman Allah katında geçerli bir imana sahip olamazlar.

Yahudiler, aslında Hz. Îsâ'nın kendi toplumları içinde yetişen bir anne olan Meryem'den doğma olmasına rağmen onu kabullenememiş; risâletine iman etmemişlerdi. Hz. Zekeriyyâ ve Hz. Yahyâ'yı öldürdükleri gibi Hz. Îsâ'yı öldürmek istemişlerdi. Ancak Cenâb-ı Allah onlara bu imkânı vermemişti. Onlar, Hz. Îsâ'ya benzeyen birini çarmıha gererek öldürmüşlerdi. Dolayısıyla öldürdükleri kişi Hz. Îsâ değildi. Öldürülen kişinin Hz. Îsâ olup olmadığı hususunda tereddütler yaşadıkları için bu konuda kendi aralarında görüş ayrılığına düşmüşler, bir kısmı "Îsâ'yı öldürdük" diye iddia ederken bir kısmı ise şüphe içinde kalmıştı.

"Doğrusu Allah onu kendi katına kaldırmıştır. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (çok üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir). Ölümünden önce Îsâ'ya Ehl-i kitabdan iman etmeyecek kimse yoktur. O da kıyamet günü aleyhlerinde şahit olacaktır. (en-Nisâ', 4/158-159).

Cenâb-ı Allah, Yahudilerin Hz. Îsâ'yı öldürmelerine fırsat vermemiş; ellerinden kurtarıp kendi katına yükseltmiştir. Ancak bu yükselişin ve geri dönüşünün zamanı ve mahiyeti hakkındaki bilgileri başkalarına bildirmemiştir. Hz. Îsâ'nın refedilmesi ile ilgili durumunu net bir şekilde bilmek mümkün değildir. Bu konudaki kelamî tartışmalar gereksizdir. Buna rağmen ayetin "Ehl-i kitabdan ölümünden önce Îsâ'ya iman etmeyecek kimse yoktur" kısmı bütün Yahudiler, ölmeden önce Hz. Îsâ'nın Allah'ın bir rasûlü olduğuna inanacak, ancak onların bu imanı da kabul edilmeyecektir manasındadır. Zira Hz. Îsâ'ya iman etmek bile yeterli değildir. Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul etmedikçe hiçbir zaman Allah katında geçerli bir imana sahip olamazlar.

(Cebrail) dedi ki: "Evet, haklısın, durum dediğin gibidir. Fakat Rabbin: "Bu benim için çok kolaydır. Biz onu insanlar için (kudretimize) bir ayet (bir mucize) ve bizden bir rahmet kılmak üzere böyle takdir ettik," diye buyurdu. Bu önceden/ezelden beri karara bağlanmış bir hüküm olup bitmiş bir iştir." (Meryem, 19/21).

İnsanı; kadını ve erkeği ile ve her iki cinsi de bütün organlarıyla ve bu organları da fonksiyonlarıyla yaratan Allah, bir çocuğun dünyaya gelmesi için görevlerini yerine getiren anne ve babanın bütün etkin yönlerini de yaratmıştır. Ceninin nasıl oluşacağına karar veren ve anne rahmine düşerken geçtiği bütün evreleri yaratan Allah'ın kendisi olduğuna göre bu ortamların hiçbirine gerek olmadan, babaya ve fonksiyonlarına da gerek olmadan sadece anne rahminde yaratmaya kadirdir.

"Derken (Allah'ın emri ile Cebrâil'in Meryem'e üflediği ilahi ruhla) Îsâ'ya hamile kaldı ve Onunla yalnız başına halkın gözünden uzak bir yere çekildi." (Meryem, 19/22).

Âl-i İmrân sûresinde ifade buyurulduğu gibi Allah Meryem'i özellikle seçmiş ve bu doğum için çocukluğundan beri ilahi bir eğitime tâbi tutmuş ve o günler için hazırlamıştır. Tertemiz bir yaratılışla yaratılmış olan Meryem (as) ve oğlu Hz. Mesih mucizelerle insanların imtihan edilmelerine de sebep kılınmıştır. Allah'ın emri ve iradesiyle Meryem'e üfürülen ve ilkah görevini yerine getiren solukla yumurtalığına hayat verilmişti. Ardından o soluk kan pıhtısına dönüşmüş ve ceninin diğer oluşum safhaları art arda gelmişti. Nihayet bebek ete kemiğe bürünmüş, doğacak devreye ulaşmıştı.

"Sonunda doğum sancısı Meryem'i bir hurma ağacına yönelip dayanmaya sürükledi. "Keşke, bu hâli yaşamadan önce ölseydim de büsbütün unutulup gitmiş biri olsaydım" diyerek sızlanmıştı. (Melek) ona ağacın aşağısından: "Artık üzülme! Rabbin senin alt tarafında (yanı başında küçük) bir ırmak (bir su arkı) akıttı" diye seslendi (ve ekledi): "O kuru hurma ağacını kendine doğru (çek) salla; senin üzerine derilmiş taze hurma dökülecektir. Artık ye, iç, (doğacak bebeğin için de) gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birileriyle karşılaşıp da görecek olsan, (konuşmadan işaretlerle): "Ben (yüce Rabbim olan) Rahmân'a oruç adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım," dersin." Çocuğunu taşıyarak halkının yanına getirdi. O'na: "Ey Meryem (bu ne!) Gerçekten sen görülmedik şaşılacak (utanılacak) acayip bir iş yaptın!" dediler." (Meryem, 19/23-27).

O günkü İsrâiloğulları'nda İslâm'da bilinen orucun dışında "susma orucu" diyebileceğimiz konuşmaksızın susarak oruç tutma geleneği vardı. Bu ayet, onlarda böyle bir oruç şeklinin olduğunu göstermektedir.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.