Dinde birlik ve bütünlük
Modern zamanlarda, giderek daha yoğun ve yaygın bir şekilde kullanılan "ekosistem" tabiri var. Uzmanlar; "Kişilerin, kurumların, ülkelerin, toplumların varlıklarının devamını sağlayan bütün unsurlar ile o unsurlar arasındaki ilişkilerin bütünü" diye tarif ediyorlar.
Biz buna, "birlik" yahut "bütünlük" de diyebiliriz. "Bir varlığın yahut sistemin eksiksiz olması, gereken tüm parçaların bir arada bulunması, kendi aralarında dengenin ve uyumun sağlanması" şeklinde özetleyebiliriz.
Bu durum; hak yahut batıl "dinler", insanlar tarafından kurgulanıp ilan edilen "ideolojiler" için de geçerlidir. Dinler, aşkın bir güce; ideolojiler, iddialı bir fikre inanmak, güvenmek, bağlanmak ve gereğini yaparak anlayışa, yaşayışa dönüştürmek anlamına gelir.
Vahiy kaynaklı yahut ilahi kökenli dinlerin merkezinde; "Alemlerin ve içindekilerin yaratıcısının, sahibinin, yöneticisinin Allah olduğu ve zatında, sıfatlarında, fiillerinde eşinin, benzerinin, ortağının bulunmadığı" inancına dayalı "vahdaniyet" vardır. Farklı zamanlarda, muhtelif elçiler tarafından, değişik toplumlara tebliğ edilmiş ve kitaplarına yahut peygamberlerine göre isimlendirilmiş olmakla birlikte; her biri, ortak ifade ile "tevhid dini" olarak anılır.
Her biri, Adem ile Havva'dan bu yana, dört ana direk üzerinde durmuştur. Birliğini, bütünlüğünü sağlamak ve eğri büğrü yollara sapmadan, dosdoğru yol üzerinde var olmak için; kendi ekosistemini oluşturmuştur.
Bu sistemin birinci unsuru, "ilimde tevhid"dir. Kısaca; "Sağlam, güvenilir bilgi kaynakları aracılığı ile olayların ve nesnelerin doğru, tam, gerçek bilgisini elde etmek" anlamına gelir.
Eskiden beri, üç ana bilgi kaynağı vardır. Yaratılmış vahiy "Âlem", yazılmış vahiy "Kitap", yaşanmış vahiy "Sünnet" ile ilimde birlik ve bütünlük sağlanır.
Üç kitabı doğru okuyup anlayanlar, "gaflet" uykusundan uyanırlar. Hak ve hakikat yolculuğuna çıkar, adına "hidayet" dediğimiz aydınlanmanın kapısına dayanırlar.
İkinci unsur, "imanda tevhid"dir. Özet olarak; "İlmi imana dönüştürüp dil ile ikrar, kalp ile tasdik etmek" anlamına gelir.
İman edilmesi gereken şeyler arasında; bölünemeyecek ve parçalanamayacak şekilde birlik, bütünlük vardır. Bir kısmı kabul edilip bir kısmı reddedilirse; itikad bozulur, iman sakatlanır.
İmanın şartlarını, "amentü" duasını okuyarak özetleriz. Şeksiz ve şüphesiz bir inanışla; "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere (hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna) inandım. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim" diye tekrar ederiz.
Üçüncü unsur, "amelde tevhid"dir. İlmimizi imana dönüştürdüğümüz gibi imanımızı da amele dönüştürerek; "Hayatın bütün alanlarında ve konularında, tevhid inancına uygun işler, eylemler yapmak" anlamına gelir.
Tüm ibadetleri de icraatları da içine alır. İlmi ile amel etmeyenler yahut inandığı gibi yaşamayanlar; "sırtında kitap taşıyan eşşek" olarak tanımlanır ve "inandıkları gibi yaşamayanların, yaşadıkları gibi inanmaya başlayacakları" uyarısı yapılır.
Ayrıca; "amel etmek", aynı zamanda "temsil etmek" şeklinde yorumlanmıştır. "İyi temsil" ise; dine davet açısından, "en etkili tebliğ" olarak tanımlanmıştır.
Her kulun, bir "amel defteri" vardır. Yapılan her şey, görevli melekler tarafından, yazılır. Ahiret aleminde, ona göre hesaba çekiliriz. Zerre miktarı haksızlık yapılmadan, amellerimize göre değerlendiriliriz.
Dördüncü unsur, "tavırda tevhid"dir. Bir kişinin, "olaylar ve durumlar karşısında takındığı tutum, gösterdiği olumlu yahut olumsuz tepki" anlamına gelir.
Gereken şeyin; "Allah'ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman edinip ona göre davranmak" olduğunu söyleyebiliriz. İlim, iman, amel eşiklerinden geçen birine yakışan tavrı; "cümle iyilerin ve iyiliklerin yanında, tüm kötülerin ve kötülüklerin karşısında olmak" diye özetleyebiliriz.
Şüphesiz; "tavır almak", aynı zamanda "risk üstlenmek" anlamına gelir. Bizim dilimizde buna, "bedel ödemek" de denir.
Fani dünya mektebinde, kulluk sınavını kazanarak beratını almanın yolu budur. Her şey bir hak ediştir ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler; baki ahiret aleminin en büyük mükafatı olan cennet nimetini kazanmış olur.
Evvelinde "ilim", ahirinde "amel" ve "tavır" olan "iman"; Allah indinde, "bire yedi yüz veren tohum" gibidir. Gönül toprağına ekildiğinde; bir tohumdan yedi başak çıkar ve her başak yüz tane verir.
Bütünlüğü bozulur, tohum olma özelliğini kaybederse; kırılır bulgur, öğütülür un olur. Çorba, pilav, çörek, börek yapılır; bir müddet karın doyurur.
Ancak, devamı gelmez. Çuvallar dolusu bulguru ve unu geniş tarlalara, ovalara ekseniz; bir tek başak vermez. Ayrık otları için, humuslu gübre yerine geçer. Soyu kesilir, nesli tamamen biter.
Tevhid dinlerinin tamamlanmış son hali olan İslam'ın, temel kaynakları sapasağlam duruyor ama uygulamada bütünlüğü bozuldu. İnsanlık aleminin gözünde ve gönlünde; "inandıkları gibi yaşayanların değil, yaşadıkları gibi inananların dini" oldu.
Yeteri kadar iyi "tebliğ" ve "temsil" edilmiyor. Çoğunlukla, Allah'ın yolunda ve Peygamber'in izinden gidilmiyor.
Oysa, dünyanın bütün mazlumları ve mağdurları; hidayet güneşinin, gözlerini ve gönüllerini aydınlatmasını bekliyorlar. İlim-iman-amel-tavır bütünlüğü içinde, Allah'ın dinini yeniden "ihya" edip "yaşanan iyilik ve mutluluk" örneği haline getirmeye ihtiyaç var.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Devlet ve millet binasının dört direği (28.06.2026)
- İslam ruhu, Müslüman bedeni (10.06.2026)
- Delirme zamanı (04.06.2026)
- İnfakın icabı ve istismarı (24.05.2026)
- Şiddetin anası, babası kim? (02.05.2026)
- Dostlarını üzenler, düşmanlarını sevindirirler (22.04.2026)
- Asaletten adalete (19.04.2026)
- Bizim Maveramız (26.03.2026)