İlahi yardımın gecikmesi
Fetret devrinin uzaması ve ilahi yardımların gecikmesi insanların mizacını bozar. İnsanlarda Allah'a karşı zunun (zanlar) baş gösterir veya olumsuz bazı duyguların kabarmasına vesile olur. Ayette süre uzadı ve kalpleri katılaştı ifadesi geçmektedir. İnsan yine ayetlerde belirtildiği gibi acul bir varlıktır. Çabasının semeresini hemen almak ister. Yardımın gecikmesi ise gelmeyeceği anlamına gelmez. Ansızın gelir ve içlerinde ye's besleyenleri pişman eder. Allah'ın nusretinin gecikmesi ye's duygusunu tetikleyebilir. Esasında Müslümanlar ilahi yardımlara mazhardırlar. Bunlardan birisi bir aylık mesafeden korku ile taltif edilmeleridir. Kısaca 'Müslümanlar geliyor' dendiğinde karşı cephe çil yavrusu gibi dağılmaktadır. Hatta bir defasında Hazreti Ömer başarı veya zafer sırları sorulunca şöyle cevap verir: Biz psikolojik olarak iki adım önde başlıyoruz. Düşmanımız bizim zaferimizden emin bulunuyor. Biz de zaferimizden eminiz. Bu halet-i ruhiye ile Müslümanlar er meydanına çıkıyor ve tozu dumana katıyorlar.
Bu arada İslam'ın bidayetinde Sasaniler zorlu düşman çıkmışlardır. Bu nedenle de Hazreti Ömer'den bir söz aktarılmıştır. Keşke aramızda ateşten bir duvar olsaydı. Bu ifadeyi müverrihlerin duayeni, öncüsü ve müfessir Taberi aktarmıştır. Taberi şöyle demiştir: Ben aktardım, siz tahkik edin! Taberi tarih konusunda hatibu'l-leyl (gece oduncusu) gibidir. Gece oduncusu gibi bulduğu her şeyi heybesine doldurur. Tahkikini muakkiplerine ve kendinden sonra gelenlere bırakır. Bu sözün ravisi Ömer İbn-i Seyf et-Temimi'dir ve zayıf bir ravi olarak iştihar etmiştir. Arap Doğusu Merkezi Başkanı Züheyr Salim bu söylemi reddetmekte ve bu sözün sıhhatini kabul etmemektedir. Hazreti Ömer'in fiiliyatıyla bu söylemi geçersiz kıldığını da ifade etmektedir.
Arapların cahiliyetini dava ve süngü darbeleriyle yıkan sahabeler ardından Pers cahiliyetini de yerle bir etmişlerdir. Hz. Ömer döneminde Kadisiye Savaşı öncesinde İslam elçisi olarak Sasani komutanı Rüstem'in huzuruna çıkan ve 'sizi buraya hangi saik/rüzgar getirdi?' sorusuna muhatap olan Rebi bin Amir, "Allah bizi, kulların kulluğundan sadece Kendisine kulluğa; dünyanın darlığından genişliğine ve dinlerin cevr-ü cefasından İslam'ın adaletine çıkarmak için gönderdi" diyerek İslam'ın temel gayesini ifade etmiştir. Hadislerde 'Kisra helak olursa bir daha toparlanamayacaktır' buyrulmuştur. Onların ömrü veya canı bir iki vuruşluktur.
İman zafiyeti ve nifak dolayısıyla zaman zaman Müslümanlar da gevşeme belirtileri ortaya çıkmakta, yanlış hesaplar peşine düşmektedirler. Bu hususta ayetler Müslümanları uyarmakta ve gayrete getirmeye çalışmaktadır. Bu ayetlerden birisi şöyledir: "Kalplerinde hastalık bulunanların "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Belki de Allah müminlere katından bir fetih veya başka bir başarı getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar." İçlerde gizlenen husus yardımın gecikmesi veya gelmemesidir. Yani ilahi yardıma karşı su-i zandır. Buna mukabil bu çevrelerde küfür cephesinin güçlü olduğu kanaati hakimdir. Oysa ki Allah'ın sakladığı yardım ansızın geldiğinde hesapları altüst edebilir ve bozabilir.
Allan imhal eder ama ihmal etmez. Allah'a tevekkülü bozdukları için pişman olurlar. Kısaca yardımın gecikmesi ye'se medar ve neden olmamalıdır. Abdullah Azzam Afgan Cihadında İlahi Yardımlar adıyla bir eser kaleme almıştır. Aynı yardımlar Gazze'ye de uzayacaktır. Velev ba'de hin. Yeter ki umutlarımızı canlı tutalım ve hezimet duygusunu içimizde beslemeyelim, gizlemeyelim. Allah'a güvenelim.
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.