MTTB Kitabı ve Kaddafi
1977 ve 1978 yıllarında Sakarya'da (Adapazarı ilinde) vilayet binasına paralel müdavimi olduğum bir yapı vardı. İki kattan müteşekkildi. Dar merdivenlerinden yukarıya çıkılıyordu. Burası MTTB lokali idi. Binanın alt katında ise Atan Kardeşler ve Gülhan otobüs işletmeleri vardı. Gazanfer Atan veya Atan Kardeşler Milli Selamet Partisi ve MTTB ile iltisaklı idi. MTTB lokalinde küçük bir mescid ve kitap sergisi vardı. Kitap sergisinin bir ucunda da haftalık dergiler sergilenirdi. O dönemde camianın en etkin dergilerinden birisi Sebil dergisi idi. Kadir Mısıroğlu çıkarıyordu. Bir de Şevket Eygi'nin zamanla gözden düşen Büyük Gazete'si satılırdı. Sebil dergisini pek almazdım. Münderacatı dolu olmakla birlikte yaşıma göre dili bana ağır gelirdi. Seviyemin üzerinde seyrediyordu. Gerçi Büyük Gazete de 'atalet' kelimesi gibi bazı bilmediğim kelimeler çıkıyordu karşıma. Ama bana nispeten daha kolay geliyordu. Vehip Sinan'ın çizgileri de hoşuma gidiyordu. Aşina olmuştum. Keskin çizgileri vardı. Sürekli olarak Demirel ile Ecevit karşılaştırması yapıyordu. Favorisi Demirel'di. Ecevit'e kavisli bir burun, Demirel'e ise iri bir göbek konduruyordu. Mizah itibarıyla hoşuma gitse de siyasi görüşlerine katılmıyordum. Orada sergilenen kitaplar arasında hala hatırlarım, Kayseri Uleması gibi kitaplar vardı. Bu vesile ile İslami fikriyata aşina oluyorduk. Hiç unutmam mescidin camekanına bir fotoğraf iliştirilmişti. Bu Kaddafi'nin fotoğrafı idi. Afrikalı liderlerin önünde duruyor ve onlara namaz kıldırıyordu. Galiba eziklik duygusuyla Kaddafi burada öne çıkarılmıştı. Kaddafi'nin imameti de fiyakalı idi.
1978 yılında Suriye'ye gittiğimden Türkiye'nin ahvalinden koptum. 1980 yılında ise 12 Eylül Darbesi'ne Almanya'da yakalandım. Darbe koptuğunda onunla Almanya'da Kiel kentinde tanıştık. Cuma sonrası cemaat birbirine Türkiye'de darbe olmuş diye haber veriyordu.
18 Nisan (2026) Cumartesi 11.00'de Taksim Camii Kültür Merkezi'nde kadim dostlarımızdan Ali İhsan Gülcü beyin hazırladığı Milli Türk Talebe Birliği adlı belgesel kitabın tanıtımı vardı. Toplantıda Mehmet Cemal Çiftcigüzel, Ekrem Kızıltaş ve Vahbi Ecevit beyin sunumlarını ve MTBB'nin faaliyetleriyle ilgili hatıralarını dinleme fırsatı bulduk. Haliyle eski günlere gittik.
Toplum olarak belgelendirme işleminde gevşeğizdir. Bu nedenle de kurumlarımız hakkında doyurucu ve sıhhatli malumat veren belge kitaplar azdır. Ali İhsan Gülcü bey MTTB tarihçesi hakkında titiz bir çalışma yürüterek bunu başarmış. Ömer Öztürk beyin kılavuzluğunda Misvak Yayınları da eserin basımını üstlenmiş. Misvak Yayınevi'nin özellikle Ehl-i sünnet konusunda titizliği şayanı dikkat bir husus. Bu doğrultuda kitaplar basmaya devam ediyor.
Adapazarı'ndaki tablonun hilafına belgesel kitapta Ömer Öztürk bey Kaddafi hakkında menfi bilgiler aktarıyor. Belgesel kitapta Kaddafi diktatörlüğüne dair bir bölüm var. Bu bölümde o dönemde Kaddafi'nin tabu isimlerden biri olduğu ve hakkında aykırı söz söyleminin cesaret işi olduğu beyan ediliyor. Hatta o dönemde davulun sesi uzaktan hoş gelir misali onu Mehdi zannedenler de çıkıyor. Biyografisini yazan bir İtalyan gazeteci de (Kaddafi - Mirella Bianco: Çölün Elçisi) onu çöl peygamberi olarak tanımlıyor.
Gençleri bir araya toplayan Ömer Öztürk gençlere onun sakınılması gereken tehlikeli biri olduğunu ifade etmiş ve ezcümle 10 yıldan fazla İngiltere'de kaldığını ve ajan olduğunu söylemiş (Milli Türk Talebe Birliğie/Bir Neslin İnşaşı, s: 324-315). Kaddafi, Senusiler gibi reşit bir idareyi devirmiştir. Nasır'ın mutemetlerinden birisi olmuş ve Sedat dönemindeki başbakanlardan Kemal Hasan Ali onun psikolojik rahatsızlık geçirdiğini ve Mısır'a yabancı doktorların gözetiminde tedavi için gelip gittiğini anlatmıştır.
Bir başka Kaddafi anısıyla mevzumuzu noktalıyalım. Mısır'dan döndükten sonra 1983 yılı olmalı İstanbul'a gelerek Mehmet Özdemir'in sahibi olduğu İslam Kitabevi'nden bazı kitaplar aldım. Haydarpaşa Garı'ndan Sakarya istikametine giden trene bindim. İlk vagona yerleştim. Benden başka kimse yoktu. Merakla kitapları tetkik etmeye koyuldum. Protest sakallı birisi vagona girip çıktı. Kitaplarla merakımı giderdiğimi görmüş olmalı ki avazı çıktığı kadar bağırdı. 'Burada Kaddafi ajanı var' diye. Şaştım kaldım. Ben de gayri ihtiyari etrafa bakındım ve vagona bir göz attım. Benden başka kimse yoktu. Belli ki adam beni kastetmişti. Kaddafi ajanı olduğumu nasıl anlamış olmalıydı? Bilmeden Kaddafi hastalığına tutulmuş olmalı. Anti Kaddafici olsa bile Kaddafi tipli bir deliye rastlamıştım. Neyse ki bağırıp çağırıp gitti.
Allah akıl sağlığımızı korusun...
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- İran meselesi ihtisas işidir (17.04.2026)
- Çaprazdan dini ilişkiler (14.04.2026)
- Pentagon Vatikan’ı da bombalar mı? (11.04.2026)
- Türkiye’yi NATO’dan atmak! (10.04.2026)
- Eisenhower'dan Trump'a; Süveyş Etkisi! (09.04.2026)
- Hürmüz Korsanları (08.04.2026)
- Batılı zaferlere bina etmek (07.04.2026)
- Troçki'den Humeyni'ye: Kesintisiz devrimler (06.04.2026)