VAV TV CANLI YAYIN
İsmail Güleç

“Devri daim olsun” sözü üzerine

15 Ağustos 2026

Son yıllarda sıkça duymaya başladığım kalıplaşmış bir söz: Devr-i daim olsun. İlk duyduğumdan beri ilk defa ne zaman söylendiğini merak ettiğim bu söz vefat eden birinin ardından "Allah rahmet eylesin" yerine söylenmeye başlandı.

Daha önce duymadığım ve bilmediğim bu sözü duyduğumdan beri ilk defa ne zaman söylenildiğini merak ettim. Buyruk, erkânnâme, menâkıbnâme, velâyetnâme gibi klasik Bektaşi ve Alevî metinlerine herhangi bir vesile ile baktıkça bu sözü de aradım. Ancak şu ana kadar hiçbirinde tesadüf etmedim.

Baktığım bir diğer kaynak klasik tasavvuf terimleri sözlükleri idi. Maalesef onlarda da bulamadım. Çağdaş sözlüklerden Gölpınarlı'nın Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri'ne baktığımda devriyye maddesi altında "devri âsân olsun"a tesadüf ettim. Sözlükte, Alevi ve Bektaşilerin tenasühe inandıklarını, kâmil biri öldüğünde daha kâmil olarak geleceğine inandıkları için "Hak erenler devrini âsân etsin" diye dua ettikleri yazıyor. Ahmet Gökbel'in Alevi Bektaşi Terimleri Sözlüğü'nde ve Yılmaz Soyyer'in Hünkâr Bektaşilik Terimlesi Sözlüğü'nde de "devri âsan olsun" madde olarak yer alırken "devri daim olsun" yer almıyor. Gökbel, hem çocuk yaşta ölenler hem de kâmil olarak Hakk'a yürüyenler için kullanıldığını söylerken Soyyer, Gölpınbarlı'nın iddiasını doğrularcasına ölmeyen ruhun bedenden bedene geçtiğini, çeşitli evrelerden geçen ruhun devri işinin kolay geçmesi için söylendiğini, kâmil olarak gidenler için "ruh-ı revânı şâd u handân olsun", kemale ermeden gidenler için de "devri âsan olsun" denildiğini yazar.

Klasik metinler ve sözlüklerden gördüğüm kadarı ile "devri daim olsun" sözü gelenekte kullanılmaz, yeri yoktur.

Dijital ortamda kelimeyi aradığımda ise karşıma birbirinden farklı ve çelişik izah ve açıklamalar çıktı. En yaygın açıklama ölen kişinin arkasından "Allah rahmet eylesin", "Allah taksiratını affetsin", "mekanı cennet olsun" sözleri yerine "devri daim olsun" kullanılmasının sebebinin inanç farklılığı olduğudur. Devrin daim olması "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn" ayetinde olduğu gibi "Hak'tan geldik ve Hakk'a döneceğiz" anlamına gelecek şekilde tamamlanan bir döngüden farklı olarak canın ve bedenin her ölüm sonrasında yeniden dünyaya gelmesidir, tekrarlayarak döne döne hayat bulsun manasına gelmektedir. Çünkü Alevi inancında cennet ve cehennem anlayışı olmadığı için "mekanı cennet olsun" da denilmez. Burada da bir nevi reenkarnasyondan bahsedilmekte olup Gölpınarlı'nın iddiasını doğruladığına dikkatinizi çekeyim.

Bir diğer açıklama Alevilerin Müslümanlardan çok farklı olduğu, eski Türk inancına sahip oldukları ve ölülerini de o inanca göre uğurladıklarıdır. Onlara göre Alevilik dünyevi bir inançtır, semavî değildir. Dolayısıyla öte dünya ile bir işi yoktur. Her şey bu dünyada olup biter, madde ve enerjinin döngüsü süreklidir.

Tüm Alevilerin ve Bektaşilerin böyle düşündüklerini iddia etmek tabi ki mümkün değil. Bu inanç özellikle Avrupa merkezli Alevi derneklerinin Aleviliğin ısrarla İslam'dan bağımsız bir inanç olarak değerlendirildiği metinlerde görüyoruz. Bunun yanında diğerlerine göre gelenekçi olduğunu düşündüğüm Yüksel Gülsoy, konu ile ilgi yazısında Aleviler ve Bektaşiler arasında "devr-i daim olsun" sözünün kullanılmadığına dikkat çeker. Ona göre tekâmül içermeyen bir devir temennisi ölene bela okumaktan farksızdır. Bektaşilerin ölen kişiye dair içinde İslam'a aykırı ifadeler olan temennilerde bulunmadıklarına özellikle dikkat çeker.

Sözün devriyye ile ilgisi var mıdır?

Bu sözü açıklayanlardan bazıları devriyyelerle ilgili olduğunu söyler. Devriyye felsefenin ve tasavvufun temel nazariyesidir. Mutlak varlıktan tecellî suretiyle ayrılan nesne, muhtelif safhalardan geçerek varlıkların en aşağı derecesi olan madde mertebesine iner. Vücûd-ı mutlaktan ayrılan nûr-ı ilâhînin âlem-i süflî olan dünyaya, başka bir deyişle toprağa intikaline kavs-i nüzûl denilir. Madde olduktan sonra tekrar yükselmeye başlar ve yine muhtelif safhalardan geçerek geldiği mutlak varlığa ulaşır. İlâhî nûrun anne karnında mahlûkatın zübdesi/özü ve en şereflisi olan insan suretinde dünyaya gelmesine ve insân-ı kâmil mertebesine yükselerek ilk zuhûr ettiği asıl kaynağa yani yaratıcısına dönmesine de kavs-ı urûc denilir.

İnsanın urûc etmesinin ilk basamağı kişinin kibirlenip gururlanmaması ve yaratıcısı karşısında aczini itiraf etmesidir. Kişi kusuru önce kendinde arayacak, eksikliklerini süratle tamamladıktan sonra asıl kaynağına yönelebilecektir. Bu yönelmeye sülûk/yolculuk adı verilir. Bu yolculuğa ise daha önce o yoldan geçmiş bir rehber ile çıkılır. Tasavvuf en temel anlamıyla bu yolculuğun adıdır.

İnsanın bu dünyaya gelmesi kendi tercihi değildir ancak geldikten sonra madde olarak kalması yani canlı/hayvan olarak yaşaması ile kendini geliştirip insan mertebesine yükselmesi kendi elindedir. İnsanın kendi iradesiyle yükselmeye çalışmasına seyr-i sülûk adı verilir. Tasavvufun temel gayesi insanı canlı varlık mertebesinden bilinçli insan/kâmil insan mertebesine yükseltmektir. İnsan olarak dünyaya gelmek insanın ilk urûcudur, yükselişidir. Çünkü diğer varlıkların en üstünü ve mükemmelidir. Zübde-i âlem olan insanda ikinci yükselişi için ihtiyacı olan kabiliyet ve imkan mevcuttur. Yaşamak bu imkanların ne kadar farkına varılıp kullanılacağı, insan olmaklıktan insan-ı kâmil olmaklığa geçme meselesidir.

İnsanın bu yolculuğuna devir denilir. Aşılması gereken merhaleler bir daire şeklinde düşünülür. Bunu saate benzeterek izah edebiliriz. Döngüyü saat kadranı gibi düşünebiliriz. 1'den 6'ya kadar olan geçişler kavs-ı nüzûl yani düşüş, 7'den 12'ye kadar olan geçişler kavs-ı uruç, yani yükseliştir. Bu ise "Biz Allah'a aidiz, yine O'na döneceğiz" (Bakara 2/156) meâlindeki âyetin mutasavvıflarca yorumu ve uygulamasıdır.

Hayat tüm canlılar için bu döngü üzerine kuruludur. İnsan doğar, büyür ve ölür. Saatin 6'ya gelmesi insanın en kuvvetli olduğu çağına işaret eder. Kemâle eren madde zevâle doğru inişe başlar. Ancak madde zevâle yaklaştıkça ruh da kemâle yaklaşır. Madde ve ruhun seyri birbirinden farklı olur. Kâmil insanların seyirleri kolay olurken kâmil olmayanlar yani varlığın mahiyetini kavrayamayanların seyri meşakkatli olur, engelleri aşamazlar, büyük kısmı yolda kalır. Müslümanlar her insanın bir seyri olduğuna inanır. Bu seyrin sürekli olduğuna, aynı ruhun devamlı gelip gittiğine inanmaya ise tenasüh/reenkarnasyon denilir ve İslam inancına aykırıdır.

İnsana varlığın bu döngüsünü ve yolculuğunu hatırlatan şiirlere devriyye diyoruz. Devriyye şairleri bu döngünün her insan için bir kez olduğunu düşünürler. Dolayısıyla daim olan bir devirden bahsetmek mümkün değildir. Daim olsun demek devrin sürekliliğine, bu anlayış da bizi tenasüh inancına götürür. Oysa devriyye yazan mutasavvıflar bunu tenasüh yani reenkarnasyon olarak düşünmezler, çünkü bir yaratıcıya inanırlar. Devrin bir kez olduğunu ve devreden şeyin madde olduğuna özellikle dikkat ederler. Dolayısıyla nüzûl ve urûcu anlatan devriyelerle ilgisi olmadığı gibi kavs-ı nuzûl ve urûc ile de ilgisi yoktur. Ancak zaman içinde temsil ve mecaz yoluyla söylenen devriyye sözlerinin hakikat gibi anlaşılıp reankarnasyona kadar giden açıklamalar yapıldığını da görüyoruz.

Küçük bir soru. Önce Hayyam'ın Eyüboğlu çevirisi olan bir rübaisi:

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli
Kim bilir hangi güzeldir hangi sevgili
Duvara koyduğun kerpiç yok mu kerpiç
Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli

Sonra da Fuzulî'nin meşhur kasidesindeki şu beyit:

Dest-bûsu arzusuyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

Bu şiirlerde tenasüh varsa devriyelerde de vardır.

Kimin devri daim olabilir?

Devrin bir diğer anlamı, hakimiyet sürülen zaman dilimidir. Bir padişahın devri denildiğinde onun tahtta oturduğu zaman dilimi anlaşılır. Bir sporcu için söylendiğinde en başarılı olduğu dönem anlaşılır. Dolayısıyla kâmil insanların da devri, tasarruf edebilecekleri zamanları olur. Bu sözle onun devri yani tasarrufunun ve yolunun devam etmesi istenmiş olur.

Bir diğer anlamı kâmil insanın devrinin sırrının tekrar zuhur etmesinin mümkün olması niyazıdır. Kahraman Özkük'ün de ifade ettiği gibi göçen kâmil insanın usul ve erkân ile tarikî kastedilerek devri daim olsun, denilir. Burada daim ile kastedilen şey göçen kâmilin tekrar zuhur etmesi değil, onun mazhar olduğu sırrın devam etmesi, başka insanlarda da tekrarlanması arzusudur.

Bu anlamda "devri daim olsun" sözü pîrler, büyük veliler ve kâmil insanlar için söylenir ve sıradan insanların ardından söylenmez.

Konuyu biraz dağıttığımın farkındayım. Şu ana kadar söylediklerimizi kısaca toparlayıp özetleyecek olursak "devri daim olsun" sözün Klasik Alevî ve Bektaşî metinlerinde geçmez. Ne gerçek Alevilik olan Kızılbaşlık ne de Bektaşilik geleneğinde bu sözün yeri vardır. Devriyyelerin de bu sözün de reenkarnasyon ile ilgisi yoktur.

Bu sözü son on-on beşyılda duymaya başladığımız özellikle Avrupa merkezli gelişen ve Aleviliği İslam dairesi içinde görmeyen yeni Alevilik inançlıları tarafından kendilerinin Müslüman olmadıklarını göstermek için kullandıklarını görüyoruz. Bu sözü kullanmayı tercih eden bir diğer kesim Aleviliğin İslam öncesi Türk inancı olduğuna inananlardır. Bu iki kesim bu sözü reenkarnasyon inancı ile açıklarlar.

Bu söz sıradan kişiler için söylenmez. Ancak kâmil bir insanın ardından kâmil insanın yolu, erkânı ve sırrının devam etmesi ve başka insanlarda da tekrar etmesi niyazı ile söylenir.

Bir de sizden küçük bir istirhamım var. Eğer klasik bir Bektaşi veya Alevi metninde "devri daim olsun" sözüne tesadüf ederseniz beni haberdar eder misiniz?

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.