VAV TV CANLI YAYIN
Ahmet Ağırakça

Allah’ın Vahdaniyetinin Bütün Dünyaya ilan Edildiği Ses: Kâbe’de Ezan!

11.05.2026

Mekke-i Mükerreme'ye girildiği günün öğle namazı için ezan okuma vakti gelmişti. Rasûlü Ekrem'in emri ile müezzin-i Rasûl Bilal, Kâbe'nin damına tırmanarak ezan okumaya başladı. İmanlı gönüllerde sevinç ve canlılık, imansız gönüllerde ise hüzün, üzüntü, mağlubiyet duygusu ve yıkılış vardı. Seneler önce boynuna ip takıp sokak sokak dolaştırdıkları, akla gelmedik eziyet ve işkencelere maruz bıraktıkları köle Bilal, şimdi İslâm'ın mensubu özgür bir insan ve bir beyefendi, Rasûlullah'ın sahâbisi olarak Kâbe'nin damında gür sesiyle şirk ehlini çatlatırcasına tevhide Allah'ın vahdaniyetine, buna iman etmeye ve İslâm'ı din olarak kabul etmeye, Hz. Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğunu bütün dünyaya "Allahu Ekber! Allahu Ekber, La ilahe illallah" diyerek ilan ediyordu. Onunla beraber adeta dağ taş da "tevhid-i ilahi"yi kendilerine mahsus dillerle haykırıyorlardı. İslâm artık hem bölgeye hem gönüllere yerleşmiş ve hükmünü sürdürmeye başlamıştı. Vahiyle gelen bu ilahî nur bütün dünyaya yayılmaya başlayacağı âna ve noktaya gelmişti.

Hak her zaman galip gelir, iman bazen uyur ama asla ölmez, İslâm tarihi boyunca zaman zaman Müslümanların ihmalkârlıkları yüzünden medeniyetimizde ve şanlı tarihimizde duraklamalar ve uykuya dalmalar olmuştur. Ama bunların ardından yeniden diriliş, ıslah ve uyanış hareketlerinin olduğu görülür. O gün Mekke'nin fethi ile hareketlenen ve İslâm'ı dünyaya yayan fetihler Pirene Dağlarının eteklerinden başlayarak Endülüs'ten Çin Seddi'ne kadar uzanıp İstanbul'un fethi ile Anadolu ve Balkanlarda, Afrika kıtasının neredeyse her köşesinde, Rusya topraklarında, Kazan ve Yakutistan'da İslâm'ın yayılmasıyla ile devam etmişti. O ilk büyük fethin ardından kıyamete kadar İslâm'ın nuru her zaman diriliş ve direnişe geçebilecek güçte olup o enerjiyi bünyesinde tutmaktadır. Hicrî On beşinci/Miladî Yirmi birinci yüz yıl İslâm'ın diriliş yılları olacaktır.

Kâinatın efendisi, bütün insanlığa gönderilmiş yüce nebi ve alemlere rahmet olarak gelmiş olan o şanlı Rasûl, Kâbe-i Muazzama'nın kapısında durmuş Mekkelileri izliyordu. Mübarek yüzünde beliren tatlı tebessümleri ile halka bakıyordu. Sonra onlara yönelerek fetihten sonraki ilk konuşmasını insanlığa iletilecek o mükemmel hitaplarını yapmaya başlıyor: Mekke fethinden sonraki ilk hutbesini irad etti Allah'a hamd senadan sonra şöyle buyurdu:

"Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu- Allah'tan başka İlah yoktur, yalnız o vardır; O'nun ortağı yoktur''. "O, vaadini yerine getirdi; kuluna yardım etti, (aleyhinde bir araya gelip düşman ordular oluşturan) grupları tek başına mağlup etti. "Bilmelisiniz ki cahiliyye devrine ait olup, iftihar vesilesi kabul edilen her şey, kan ve mal davaları… Bunların bütünü bugün, şu ayaklarımın altında kalmış, ortadan kaldırılmıştır."

"Bütün insanlar Âdem'den, Âdem de (as) topraktan yaratılmıştır.

"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden (Âdem ile Havvâ'dan) yarattık. Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye şuûba/boylara/soylara/oymaklara ve kabilelere ayırdık. Biliniz ki Allah'ın katında sizin en şerefliniz Allah'a karşı gelmekten en çok sakınanınızdır (Allah'ın emirlerini en iyi bir şekilde yerine getireninizdir). Şunu iyi biliniz ki Allah Alîm'dir, Habîr'dir (her şeyi en iyi bilendir, her şeyden haberdar olandır)," (Hucurat, 49/13).

Bu konuşmalarla ümmet kardeşliğini ve hangi ırktan ve hangi milletten olursa olsun müminlerin kardeş olduğunu soy ve sopun, ırk ve milliyetin hiç önemli olmadığını, Tevhid'in gerektirdiği iman ve inancına göre esas olanın iman ve İslâm kardeşliği olduğunu ilan etmişti. Ümmetin birliği ve kardeşlik duygusuyla dayanışması işte bu hükümlere dayalıdır.

Rasûlullah Ümmete Yön Veriyor

Rasûlullah (sav) fetihten sonra gerek fethin sonuçları gerekse İslâm'ın bazı hükümlerini açıklayıcı konuşmalar yapmış, Müslümanlara hitaplarda bulunmuştu. Fethin ikinci günü, öğle namazından sonra Kâbe kapısının merdiveninden halka aralıklarla üç ayrı konuşma yapmıştı. Rasûlullah (sav) Kâbe'ye sırtını dayayarak Allah'a hamd ve sena ettikten sonra ashâbına ve orada bulunan herkese şöyle hitap etti:

"Ey insanlar! Allah, göklerle yeri, Güneş ile Ay'ı yarattığı gün Mekke'yi haram ve dokunulmaz kılmıştır, bu haram ve dokunulmazlık sonsuza, kıyamet gününe kadar devam edecektir. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse için, Mekke Hareminde kan dökmek, avlanmak, ağaç kesmek helal değildir! Mekke'nin otu yolunmaz,[1] Mekke'de kan dökmek benden önce hiçbir kimseye helal olmadığı gibi, benden sonra da hiçbir kimseye helal olmayacaktır! Daha önce Mekke'ye saldıran Ebrehe ordusunun şehre girmesine müsaade edilmemiştir. Benden önce hiç kimseye ordusuyla bu şehre girmeye müsaade edilmemiş, ancak İslâm'a ve Risalet'ime karşı gelenler bundan müstesna kılınmış ve sadece fetih gününde bana bunları (putperestliği) bertaraf etme yetkisi bana verilmiş ve ardından Mekke'nin hürmeti devam etmiş, bundan önce nasıl bazı amelleri Mekke'de yapmak yasak idiyse aynı yasak devam etmektedir. Bu söylediklerimi burada dinleyenler, hazır bulunmayanlara duyursun! Buhârî, "Meğâzi", 52) Şu andan itibaren kim bu haremde öldürülürse, öldürülenin ailesi için şu iki şeyden birini tercih etme hakkına sahiptir: Ya öldürülenin kısas olarak öldürülmesini ya da öldürülenin diyetini/kan bedelinin ödenmesini istemek. Ey Huzâalılar! artık adam öldürmekten sakının ve bundan geri durun. Şunu iyi bilin ki insanların Cenâb-ı Hakk'a karşı en saygısız davrananı, en taşkını ve en azgını, Allah'ın Hareminde adam öldüren yahut kendi katilinden başkasını öldüren veya Cahiliye döneminde öldürülenlerin intikamını almak için başkasının canına kıyan kimsedir. İslâm'da, insanın babasından veya baba tarafından akrabasından başkasına intisap ettirilmesi hükmü geçersiz olmuştur. Doğan çocuk, kimin yatağında doğmuş ise o çocuğun babası odur. ( Buhârî, "Meğâzi", 54.) İddiasını ispatlamak için delil getirmek davacıya, yemin etmek de inkâr eden davalıya aittir! Cahiliye devrinde yapılan bütün ittifaklar ve taraflar arasındaki anlaşmalar yürürlükten kalkmıştır.[2] Müslim, "Fezâilu's-sahâbe", 206). Fetihten sonra hicret yoktur! Fakat cihâd ve cihâda niyet devam etmektedir. Ebu Dâvûd, "Cihâd", 2). Müslüman, Müslüman'ın kardeşidir; bütün Müslümanlar kardeştirler. Müslümanlar, kendilerinden olmayanlara (düşmanlara) karşı tek bir yumruk, tek bir el gibi hareket ederler! Müslümanların kanları birbirine eşittir. Zimmetlerini, onların en zayıf olanlarla en uzaktakileri bile yerine getirme gayretini gösterirler. İyi bilmelisiniz ki bir kâfir için bir mümin, bir Müslümanı öldüremez. Onlardan taahhüt sahibi olanlar, taahhütlerinden dolayı harbî olan kâfirler için öldürülürler. İslâm'da, tarafların karşılıklı olmak üzere kızları birbirlerine mehirsiz vermek suretiyle evlenme şekli kaldırılmıştır. Kadın, halasının ve teyzesinin üzerine nikâhlanamaz, bu ikisi bir araya getirilemez. Kocasının izni olmadıkça, kadının onun malından bir şey dağıtması, vermesi helal ve caiz değildir. Kadın, yanında bir mahremi bulunmadıkça üç günlük yola gidemez. İyi biliniz ki mirası hak eden için vasiyette bulunmaya gerek yoktur. Ayrı dine mensup olanlar birbirlerine mirasçı olamazlar. Parmakların her birisinde diyet, onar devedir. Kemiği görünen derin yaralardan her birisinde diyet, beşer devedir. Sabah namazı kılındıktan sonra Güneş doğuncaya kadar başka namaz kılınamaz. İkindi namazından sonra Güneş batıncaya kadar da başka bir namaz kılınmaz. Ve şu iki günde oruç tutulmaz: Biri Kurban Bayramı günleri, diğeri de Ramazan Bayramı birinci günü. Ben size ancak anlayacağınız, tutacağınız yolu gösterim!" İbn Sa'd, II, 137; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, III, 410).

Hz. Peygamber bu konuşmasıyla İslâm hukukunun çok önemli temel kurallarını ve genel olarak da İslâm ahlâkının birçok ilkesini belirlemiş ve bunlara uyulmasını istemiştir. Bu kural ve ilkelere uymak Allah'a ve Rasûlü'ne itaat olduğu gibi devlete bağlılığı da göstermektedir. Bunun aksi ise isyan ve başkaldırıdır.

Rasûlullah Bir Hükümdar Değil, Ümmet Toplumunun Yöneticisi idi

İslâm dini ve Müslümanlar artık galip gelmiş Ceziretu'l-Arab'ın büyük bir kısmı itaat altına alınmıştı. Ashâbın yüzlerinde, sevinç işaretleri her haliyle görülebiliyordu. Mekke'de harikulade bir sevinç ortamı oluşmuştu. Bu sırada kırsal kesimden gelen Mekke yakınlarında bir köyde yaşayan birisinin Peygamberimizin yanına yanaştığı görüldü. Bir peygamberin huzurunda bulunmanın heyecan ve korkusu içinde her nedense titriyordu. Adamın bu halini gören Hz. Peygamber (sav): "Ne oluyor sana? Kendine gelsene! Neden korkuyor ve titriyorsun, Ben bir hükümdar değilim; ben, güneşte kurutulmuş et parçaları yiyerek yaşamış Kureyşli bir kadının oğluyum" Bu sözleriyle Rasûlullah, mükemmel bir tevazu örneği olduğunu göstermişti. O, hükümdar-peygamber olmak ile kul-peygamber olmanın tercihi kendisine bırakılmış iken, "kul-peygamber" olmayı tercih etmişti. Yüce Peygamber'in bu yumuşak ve rahatlatıcı sözlerini duyan köylünün titremesi geçmişti. (Kadı İyaz, eş-Şifa, I, 262; İbn Kesir, el-Bidâye, III, 556; Burhaneddin el-Halebî, İnsânu'l-uyûn, III, 43). Evet Rasûlulah bir hükümdar değildi, ancak Medine'yi merkez edinerek bütün Müslümanların kısaca ümmetin yöneticisi idi. Ondan sonra gelen Raşid Halifeleri de bu ümmetin nasıl yönetilmesi gerektiğini insanlığa öğretmişlerdir. Ümmet asla başsız kalamaz, her dönem ve her devirde yöneticisini belirlemek zorundadır. Yöneticinin görev başında olmadığı dönemlerde ümmetin ilim ve fikir adamları istişare ile ümmetin hizmetlerinin nasıl yerine getirileceğini konuşur belirlerler.

Ahmet Ağırakça


[1] Buhârî, "Lukata" 7. Hz. Peygamber Mekke'nin otunun yolunamayacağını bildirince Hz. Abbâs izhir otunun hariç tutulmasını arzu etmiş, Rasûlullah da ilaç olarak kullanılmasından, cenazelerin tekfininde ve evlerde güzel koku olarak bulundurulmasından dolayı ihramlı iken izhir otunun toplanmasına müsaade etmiştir, Buhârî, "Cenâiz", 75; Müslim, "Hac", 445.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.