Delirme zamanı
Dil ve kültür hafızamızda, hazinemizde bulunan bazı sözcükler; birden fazla manayı, muhtevayı temsil ederler. Sadece farklı değil, aynı zamanda zıt anlamlarda bile kullanılabilirler.
Bunlardan biri de "deli" kelimesidir. Kullanıldığı yere, zamana, zemine göre "akıl sağlığı yerinde olmayan kimse" anlamına da "cesur, atak, yiğit, kahraman kişi" anlamına da gelebilir.
"Deliye her gün bayram" derseniz "hayatın getirdiği zorluklara, sorumluluklara aldırmayıp kendi kurallarına göre rahat ve keyifli yaşayan" kimseleri kastetmiş olursunuz. Genç erkeğe "deli kanlı", acı bibere "deli biber", çok paraya "deli para", arıların orman gülü çiçeklerinin özünden ürettikleri özel bala "deli bal" derseniz; geniş kapsamlı bir anlam haritası oluşturursunuz.
Yerinde duramayacak kadar hareketli, kötülük yapamayacak kadar samimi, mesafe konulamayacak kadar sempatik kimselere "deli dolu" denmiştir. Osmanlı ordusunda cesareti ve gözü pekliği ile tanınan, en ön safta savaşan askeri sınıfa "deliler" adı verilmiştir.
Dede Korkut hikayelerinde geçen kahramanlardan biri "Deli Karçar", diğeri "Deli Dumrul" namı ile anılır. Karagöz-Hacivat ikilisi üzerine bina edilen gölge oyununun meşhur karakterlerinden biri, "Tuzsuz Deli Bekir" diye adlandırılır.
Üstün Dökmen tarafından yazılan bir tiyatro oyununun adı, "Komşu Köyün Delisi"dir. Gürbüz Azaklı tarafından yazılan, çizilen çizgi romanın baş kahramanı da "Deli Balta" karakteridir.
Dünya çapında meşhur "Don Kişot" adlı eserin sahibi şair, roman yazarı Cervantes de bu sözcükle müşerref olmuştur. Kendi döneminde yaptıkları ve yaşadıkları sebebiyle "dünyanın delisi" adını almıştır.
Bizim yakın tarihimizde, bir de meşhur "Ezan Delileri" vardır. Aslına uygun ezan okumanın yasaklandığı, suç sayıldığı ve yapanların cezalandırıldığı günlerde ortaya çıkan sıra dışı bir sosyal vakıadır.
Bazı Müslümanlar, her türlü riski göze alarak yasağı delmeye çalışırlar. Ülke genelinde, çeşitli camilerde, aslına uygun ezan okumak için yarışırlar. Alınan tedbirler, yapılan tehditler, uygulanan tutuklamalar bu gidişi engelleyemez. İçine ateş düşenlerin, gönülleri ferman dinlemez.
Bunlardan bazıları, özel bir plan yaparlar. İnadına ezan okuma işini, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne taşırlar. Her biri meclisin halka açık izleyici bölümüne girip farklı noktalara yerleşirler. Biri başlar okumaya, görevliler onu yakalayıp susturunca başka biri kaldığı yerden devam eder.
Böylece, bir ezan birden fazla kişi tarafından okunup tamamlanır. Görevliler derdest edip hapse atarlar, halk arasında "Ezan Delileri" diye anılır.
Bazı durumlarda, delilik "fazla akıllı olma" anlamına gelir. "Akıllının aklına dokunan" olaylar ve durumlar karşısında ortaya çıkan yüksek ölçekli tepki hali, "akıl sıçraması" olarak isimlendirilir.
Fazla idealist olan insanlar arasında "dava delisi" olanlar vardır. Başkalarının göze alamadıkları riskleri göze alanlar "deli mi, divane mi" diye sorgulanır.
"Bir yarin ki bu gönül delisi, divanesi / Eli öksüz doyuran, gönlü garip hanesi" diyenler vardır. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile şirin arasındaki gönül bağı "delilik" olarak mı, "velîlik" olarak mı tanımlanır?
"Korkuları yenenlerin, ölümü öldürenlerin, cennetin kapısından Peygamberle girenlerin" hali; hangi kategoriye dahildir. Hayatı "kul ve halife" bilinci ile yaşayanlar, dünyanın bütün mazlumlarını ve mağdurlarını içine alacak kadar büyük bir yürek taşıyanlar; acaba "akıllı" mıdır, yoksa "deli" midir?
Oğlunu Allah yolunda kurban etmeyi göze alan Hz. İbrahim'e hangi sıfatı veririz? Başını bıçağın altına koyup "Sana emredileni yap" diyen Hz. İsmail'i nasıl yad ederiz?
Kavminin müşrikleri, Peygamber (sav) Efendimiz'e de "mecnun" dememişler miydi? Elleriyle ve dilleriyle üzerine pislik atıp alay etmemişler miydi? İnsanlık tarihi boyunca, vahim hadiseler yaşanmış. Zulmün her türlüsü, bizim asrımıza da taşınmış.
Gene akıllının aklına dokunan şeyler var. Mazlumların ve mağdurların feryatları; göğümüzü de gönlümüzü de delip geçiyorlar.
Zaman; deli, divane olma zamanı. "Fırat kenarında bir kuzuyu kurt yese, onun hesabı bizden sorulur" anlayışı, kavrayışı ile sorumluluklarımızı kuşanıp vaziyet alma zamanı.
Dünyayı abad edenler de berbat edenler de "tam akıllı" olanlar değil, "yarı deli" olan kimseler. Atalar sözü ile söylemek gerekirse; "Akıllı düşününceye kadar, deli dereyi geçer".
Geçilecek çok dere, aşılacak çok tepe var. Her yerde, her zaman, herkes için huzuru ve güveni tesis edinceye kadar. "Deli" olmayacaksak bile Mazhar Osman misali sırtımıza deli gömleği giyip "deli gibi" olalım. Yolunu kaybetmiş insanlığı sahil-i selamete çıkaracak güvenli yolu bulalım.
Yeryüzü cennet, hayat bayram olsun. Allah ile kul, akıl ile gönül, dünya ile ahiret arasında fıtrata uygun bir denge, düzen kurulsun.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- İnfakın icabı ve istismarı (24.05.2026)
- Şiddetin anası, babası kim? (02.05.2026)
- Dostlarını üzenler, düşmanlarını sevindirirler (22.04.2026)
- Asaletten adalete (19.04.2026)
- Bizim Maveramız (26.03.2026)
- Muhabbet bağı (01.03.2026)
- Bir ipte dokuz tane, ucunda muhkem imame (23.02.2026)
- Her gün Oruç, her ay Ramazan olsun (20.02.2026)