İnfakın icabı ve istismarı
Yeryüzünün nimetleri, tüm insanların bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar. Alemlerin Rabbi olan Allah'ın, yarattığı ve yaşattığı her canlının rızkını vereceğine dair kesin vaadi var.
Ancak, "adil dağılım" olmadığı zaman bu denge bozuluyor. Kimileri "ihtiyaç sahibi" haline geliyor, kimilerinin de "ihtiyaç fazlası" varlığı oluyor.
İşte bu noktada, "infak" mekanizması ve müessesesi devreye girmekte. İman ve ahlak sahibi kimseler; ihtiyaç sahiplerine maddi ya da manevi yardımda bulunarak infak etmekte.
Geniş kapsamlı bir ibadet olup; zekatı, fitreyi, sadakayı ve aile efradının geçimini sağlamayı içine alıyor. Maldan, mülkten, paradan, puldan vermek "maddi infak"; bilgi vermek, güç kullanmak, zaman ayırmak, ihtiyaç sahibinin bir işini görmek, rehberlik ve danışmanlık yapmak, hatta tebessüm etmek "manevi infak" olarak tanımlanıyor.
Şüphesiz, her işin olduğu gibi bu ibadetin de hem "icabı" hem de "istismarı" var. Gereğine, önemine inanıp icra edenler; amacı dışına çıkarıp, başka maslahatların malzemesine dönüştürenler; infak ehlinin iyi niyetini kötü emellerinin kaynağı haline getirenler bir arada bulunabiliyorlar.
Allah (cc) ve Resulü (sav); tüm ibadetler gibi infakın da lafzını, manasını, maksadını bildirmiş. Niçin, kime, ne zaman, ne kadar ve nasıl infak edileceği ayrıntılı olarak belirtilmiş.
Konuyla ilgili çok sayıda ayetler, hadisler var. Her biri, meselenin bir yönünü ele alıp açıklamışlar.
İfratı da tefriti de engelleyecek bir muhteva oluşturulmuş. İman ile amel, meşru ve münasip bir zeminde buluşturulmuş.
Temel hedef; Allah'ın bizden razı olmasını, hoşnut kalmasını sağlamak. O'nun bize verdiği nimetlerin bir kısmını, bizim de başkalarına verebileceğimizi fikren ve fiilen ortaya koymak.
Canımız dahil, varlık alemindeki her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun ve yeryüzüne halife olarak gönderilen insana emanet edildiğinin bilinmesi. Bizim hizmetimize sunulan şeylerde başkalarının da haklarının bulunduğunun farkında olunması.
Bakara suresi ayet 215, "kimlere" sorusunun cevabını veriyor. "Sevap kazanmak için harcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verin" diyor.
İnsanlar, "ne kadar" diye soruyorlar. Aynı surenin 219. ayetini okuyor ve "ihtiyaç fazlası olup kolayınıza geleni verin" cevabını alıyorlar.
Bu, infakın alt sınırı olarak belirlenip; daha fazlası hedef gösteriliyor. Al-i İmran suresi ayet 92'de; "sevdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça gerçek iyiliğe erişemeyeceğimiz" belirtiliyor.
Aynı surenin 134. ayetinde; "bollukta da darlıkta da infak ederler" beyanı var. Bunu yapanlar, "takva sahipleri" olarak tanımlanıyorlar.
Bakara suresi ayet 254'te, "infak" ile "ahiret" arasında bağlantı kurulmuş. Önemli bir uyarı dili ve üslubu kullanılarak; "Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın" diye buyrulmuş.
Aynı surenin 261. ayetinde ise, bir müjde verilmiş. "Mallarını Allah yolunda harcayanların halinin, yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan bir tohuma benzediği" belirtilmiş.
Hemen arkasından gelen ayet 262'de, başka bir uyarı var. "Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından herhangi bir başa kakma ve gönül incitme hatası yapmayanlar, Rableri tarafından özel olarak mükafatlandırılacaklar. Onlar hiçbir korku da duymayacak, mahzun da olmayacaklar".
Bakara suresi ayet 264'de, "Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde, sırf insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayarak infakı istismar edenlere" dikkat çekiliyor. "Onlar gibi başa kakıp eziyet ederek sadakalarınızı boşa çıkarmayın" deniyor.
Ayetin devamında bir benzetme yapılıyor. "Bu şekilde hayır yapan kimselerin, üzerinde biraz toprak bulunan kaygan kayalar gibi oldukları; şiddetli bir sağanak vurduğunda toprağı alıp götüreceğini ve çıplak kalacaklarını; yaptıkları hiç bir iyiliğin faydasını göremeyecekleri" hatırlatılıyor.
Aynı surenin 267. ayetinde, infak edilecek şeyin mahiyeti üzerinde durulmuş. "Ey iman edenler! Çalışıp kazandığınız malların ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin iyi, temiz, helal olanlarından Allah yolunda harcayın. Size verildiğinde gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü şeyleri, iyilik yapacağım diye başkalarına vermeye kalkışmayın" şeklinde uyarıda bulunulmuş.
Bakara suresi ayet 273'te, gerçek ihtiyaç sahiplerinin hallerinden söz ediliyor. "Vereceğimiz sadakaların, öncelikle kendilerini Allah yoluna adayan ve bu nedenle yeryüzünde maişet için dolaşma imkanı bulamayan fakirler için olduğu; iffetleri, hayaları sebebiyle yüzsüzlük edip insanlardan ısrarla bir şey istemedikleri için cahiller tarafından zengin zannedildikleri; müminlerin ise onları yüzlerinden tanıyabilecekleri" belirtiliyor.
İsra suresi ayet 26'da; müminler "akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını vermeye" yönlendiriliyorlar. Aynı surenin 27. ayetinde ise; "Gereksiz yere de saçıp savurma" ikazı var.
Peygamber(sav) Efendimiz de infak anlayışını ve alışkanlığını ısrarla telkin ediyor. "Veren elin alan elden hayırlı olduğunu; tebessümün yahut güzel sözün bile sadaka olduğunu; sadakanın belaları def ettiğini, ömürleri uzattığını ve cehennem ateşinden koruduğunu; biz insanlara infak edersek Allah'ın da bize infak edeceğini" söylüyor.
Allah'ın kulu, Resulü'nün ümmeti olarak; yaşadıkça bu yolda ve bu halde olmalıyız. İcabına uyarak sahibi yahut emanetçisi olduğumuz her şeyden usulünce infak etmeli; istismarından ve istismarcısından uzak durmalıyız.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- Şiddetin anası, babası kim? (02.05.2026)
- Dostlarını üzenler, düşmanlarını sevindirirler (22.04.2026)
- Asaletten adalete (19.04.2026)
- Bizim Maveramız (26.03.2026)
- Muhabbet bağı (01.03.2026)
- Bir ipte dokuz tane, ucunda muhkem imame (23.02.2026)
- Her gün Oruç, her ay Ramazan olsun (20.02.2026)
- Sapan Taşı, Garkad Ağacı (08.02.2026)