‘Demokrasi Benim’
Demokrasi bazen sisteme değil şahıslara endekslenir veya indirgenir. Bu tip liderlere "teflon liderler" denilir. Kandırmakla iş görürler. Çekirge misali bir zıplar, iki zıplar, üçüncüsünde yere çakılırlar. Binyamin Netanyahu, uzunca bir süre kaldığı iktidarda demokrasi geleneğini saptırmıştır. Kendisine benzetmiştir. Sözel olmasa bile fiiliyle şöyle demektedir: "Demokrasi benim! Benim dediğim olur, demediğim ise olmaz!"
Tarih içinde bunun çeşitli versiyonları yaşanmıştır. XIV. Louis (14. Louis), "L'État, c'est moi" yani Türkçe karşılığıyla "Devlet, benim" demiştir. Şimdi ise bunun yeni versiyonları çıktı. Netanyahu bu söylemi demokrasi kalıplarına döküyor veya uyguluyor. Ülkesinde ve dünyada taçsız kral olarak anılıyor. Kafadarı Trump da krallara özeniyor. Tarih içinde kendini devlet yerine koyarak 14. Louis'ye özenenler çıkmıştır.
Netanyahu içeriden demokrasiyi bir güve gibi kemirmiştir. Tasarruflarına yargı denetimi getirilmesini reddetmiştir. Olmayan yetkileri kullanmıştır. Halkın veya İsrail toplumunun havf/korku damarını işletmiştir. Halkın korkularıyla oynamıştır. Filistinlilerin eylemlerini bile İran'a mal etmiştir. İran da hadis ifadesiyle "lâbisû sevbey zûr" (yalan kamis ve izar / don gömlek giymiştir) makamında dolaylı olarak bu eylemlere sahip çıkmıştır. Netanyahu sürekli olarak düşman üretme çabası içine girmiştir. Zaten bu ülke düşmansız yapamaz ya da kendi içinden çatlar! Düşman bulamasa bile Donkişot gibi yel değirmenlerine savaş açar. İbn Haldun'un tespitiyle bu gelenek Araplarda da köklüdür: "Ahyânen alâ Bekrin ahînâ / İzâ lem necid illâ ahânâ." (Kardeşimizden başkasını bulamazsak, bazen de kardeşimiz Bekr'e saldırırız.) Böylece halkın korku damarlarının yatışmasını engelliyor.
Bununla birlikte Netanyahu, İsrail'i final bir noktaya taşımıştır. Savaşı başlatabilirsiniz ama aynı şekilde durduramazsınız. Bu açıdan bir sürtüşmeyi bitirmeden başka bir sürtüşmeye geçiyor. Boyundan büyük işlere kalkışıyor. İsrail'i hırslarına kurban ediyor. İsrail halkı da katliamlara rağmen onu destekleyerek sonuçlarına müstahak oluyor.
İsrail açısından 2027 yılı ve sonrası final yılı olabilir. Bir lahzada bütün bölgesel dengeler bozulabilir. Beklenmedik bir anda her şey tepetaklak olabilir. 2027 veya 2028 yılı çok kısa vade gibi gelebilir ve bu süreçte İsrail'in zevali imkânsız gibi görünebilir. Bununla birlikte süreç çoktan başladı. Bessam Nihad Cerrar'ın çıkarımlarına göre süreç 2022 yılında start almıştır. Onun hatası, bu yılı milat değil de miat kabul etmesi ve final olarak algılamasıdır. 2023 yılında ise Aksa Tufanı ile birlikte bölge ve yeryüzü çalkalanmıştır. Netanyahu, eline geçen bu fırsatla birlikte bütün bölgeye ve dünyaya çeki düzen vereceğini, dönüştüreceğini ummuştur. Evdeki hesap çarşıya uymamıştır.
Şairin ifadesiyle:
"Gerekmez her kulun her demde kâmı,
Bir lahzada eder Allah anı."
(Günümüz Türkçesiyle: Kulun her istediğinin her an hemen gerçekleşmesi gerekmez; çünkü Allah, onun muradını bir anda, göz açıp kapayıncaya kadar var ediverir.)
Netanyahu hem halkına hem de bölgeye musallat olmuş despot bir kişiliktir. İsrail'i yatışmaz yapısıyla bütünleştirmiştir. Lakin eskilerin ifadesiyle keskin sirke küpüne zarar. Allah imhal eder (süre tanır) ama ihmal etmez. Vakt-i merhunu gelince yanlış hesaplar, beklentiler "bir varmış bir yokmuş" hâline gelir.
Mustafa Özcan
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
- İran'la mı, İran’sız mı? (28.10.2026)
- Tozlu'nun tozlarını elerken (25.10.2026)
- Yemen büyükelçisinin Veysel Karani sevgisi (23.10.2026)
- Salahaddin'in gizli düşmanları (18.10.2026)
- İstanbul tufanı (16.10.2026)
- İsrail'e yandan ve içeriden uyarılar (13.10.2026)
- İran'ın Amerikan rüyası (12.10.2026)
- Kur'an'da Beni İsrail'in DNA'sı ya da Sünnetullahı (07.10.2026)