VAV TV CANLI YAYIN
İsmail Güleç

Penâhî’nin ‘Derler’ redifli gazeli yahut Milletin ağzı torba değil ki büzesin

05 Eylül 2026

Penâhî mahlasıyla şiirler yazan Darendeli Mustafa Müslim Ocak'ın (1847-1942) insanları ve hayatın yanı sıra dervişlik yolunu da tarif eden "Derler" redifli arifâne bir gazeli var. Nasreddin Hoca'nın oğlu ve eşeğiyle birlikte kasabaya giderken başından geçenlerin anlatıldığı fıkranın bir nevi şerhi olan bu şiiri yazan Penâhî'nin de Nasreddin Hoca gibi bir veli mutasavvıf olduğunu söyleyelim.

Ayşegül Yazıcı'nın bir mecmuadan yola çıkarak derlediği bilgilere göre Penâhî, Somuncu Baba'nın soyundan geliyor. İlk eğitimini Nihânî mahlasıyla şiirler yazan ve Halvetiye-i Bayramîyye şeyhi olan babası Salih Nihânî'den alan Penâhî, daha sonra medreseye devam eder. Ancak o hakikat bilgisi olan ilm-i ledünün öğretildiği tasavvuf mektebinde hoca olan babasınin dizlerinin dibinde tahsil ettiğini şu dizelerle ifade eder:

Nihânî'den ders almayan
Bilmez bu remzin sırrın
Vahdet bahrine dalmayan
Elde edemez dürrini

Mecmuada yer alan nesebnâmeden Penâhî'nin seyyid olduğunu ve Penâhî'yi bir âşık olarak nitelemenin onu tam manasıyla tanımlamaktan çok uzak olduğunu anlıyoruz. Şairin mahlası kanaatimce onun insanların sığınacağı ve kurtulmak için başvuracakları bir ocağa mensup olduğuna yani seyyid olduğuna işaret ediyor.

Penahî'nin kim olduğu konusunda derli toplu ilk bilgileri veren Mehmet Yılmaz'a göre Penâhî her âşık gibi gençliğinde âşık olur. Onu şair yapan aşkıdır. Gençliğinde aşkın uyandırdığı duygularla şiirler yazarken yaş aldıkça olgunlaşır ve arifâne şiirler yazmaya başlar. Penâhî'nin Darende'den ayrılmasının sebebi çocuklarından birinin istemediği biriyle evlenmesidir. Oğlunu ve gelinini görmeye tahammül edemeyen şair memleketini terk edip İstanbul'a gelir ve 95 yaşında ölene kadar münzevi bir hayat sürer. Ancak bir Halvetî-Bayramî şeyhinin yanında yetişen ve ondan el alan kâmil birinin kanaatimizce Darende'den ayrılmasının bir başka nedeni olmalıdır. Aşağıda naklettiğimiz şiiri onun ayrılmasının nedeni olabilir. Şiirin ne zaman yazıldığını bilmediğimiz için bu konuda kesin bir şey söylemenin mümkün olmadığını ilave edelim.

Ömercan Çetinkaya'nın tespit ettiği Penâhî'nin beğendiği şiirlerin yazıldığı mecmuada yer alan şiirlere bakarak onun kim olduğu konusunda fikir ileri sürebiliyoruz. Mecmuanın ketebe kaydında kendisinden Halvetî, Vahdetî ve Melâmî olarak bahseden Penâhî kendini "muhibb-i Nâzenîn" olarak da tanımlar. Babası Halvetiye-i Bayramîyye şeyhi olan Penahî, Hacı Bektaş Veli'den "Efendimiz Sultānımız Hazretleri" olarak bahsetmesinden ve mecmuasına şiirlerini aldığı 38 şairin 23'ünün Bektaşi olması onun aynı zamanda bir Bektaşî dervişi olduğunu bize düşündürtebilir. Ancak kaynaklar onun ne zaman Bektaşi olduğuna dair bilgi vermiyor. Mecmuasında en çok şiiri yer alan şairin Hilmî mahlasıyla şiirler yazan Mehmed Ali Hilmi Dedebaba olması, onun İstanbul'da bulunduğu yıllarda Hilmi Dedebaba'dan nasiplendiğini ve feyiz aldığını, dolayısıyla mecmuasına İstanbul'da katıldığı meclislerde dinlediği nefesleri kaydettiğini düşünmek de mümkün. Ayrıca mecmuada yer alan şiirlere ve şairlere bakarak 20. yüzyılın başlarında İstanbul Bektaşileri arasında bilinen ve cemlerde söylenen nefesleri tespit etmek, Bektaşi olmayan şairlerin şiirlerine bakarak Bektaşilerin düşüncelerini anlamak da mümkün. Bu bir başka yazının konusu olacağı için değinmekle yetinelim.

Kendisini Vahdetî olarak tanımlaması onun vahdet-i vücûd düşüncesini temellük ettiğini göstermek için kullandığı bir ibare. Muhibb-i nazenîn ibaresinden de Bektaşiliğe karşı bir muhabbetinin olduğunu anlıyoruz.

Halvetiye-i Bayramiyye terbiyesi altında yetişen, melamet ehli bir veli olan Penahî'nin gönlünde Hacı Bektaş Veli'ye de yer olduğunu ve muhibban-ı Bektaşiyeden olma ihtimalinin de yüksek olduğunu, dolayısıyla bulunduğu muhitlerde layıkı vechile anlaşılmadığını yazdığı şiirden anlıyoruz. Bu şiirin, şairin durumundan bağımsız olarak insanlığın ve hayatın önemli bir hakikatini dile getirdiğini ve her devirde geçerli olduğunu da ilave edelim.

Penâhî'nin şiirini bir büyüğümüzün gönderdiği Dursun Gürlek'in Sohbet Tadında başlıklı kitabından aktarıyorum:

Görenler şu fakîri, bak buna bir der-be-der derler
Gezer âlemde beyhûde, cihândan bî-haber derler

Ne tesbîh ne ibâdeti ne savm ne selâtı var
Gâhî deli gâhî uslu gâhî sekran gezer derler

Kazârâ meclis-i nâdâna varsam rağbet etmezler
Bu nereden geldi buraya, bunu görmek zarâr derler

Eger keyfsiz olup yatsam, gelip yanıma münkirler
Sorarlar hâtırım, güyâ velî, gizli geber derler

Eğer bir dâvete gidip bulunsam sofrada nâgâh
Edibâne yesem ol lokmadan, riyâ eder derler

Eğer serbestçe ekletsem o lokmadan riyâsızca
Bu bir aç göz, nezâketsiz, hemen misli bakar derler

Tasavvufdan, hakîkatten eger meclisde bahsetsem
Bu farmason veya zındık, vücûdu, aynı şer derler

Sükûtu ihtiyar etsem eger ki açmasan ağzını
Ne ilimden, ne irfândan ki bunda yok eser derler

Egerçi âl-i evlâd-ı resûl'ün medhini etsem
Be bektaşî, kızılbaştır ki yani surh-ı ser derler

Maîşetim için bir kaç kuruş cemine sây etsem
Bu bir hâris, tamâ kimse, îmânı sîm ü zer derler

Maâzzallâh eğer nan pâreye muhtâc fakîr kalsam
Bu tenbel bir hâyırsız, meyvesiz kuru şecer derler

Geceler subhâ dek evrâd u ezkârla günüm geçse
Bu gaflet ehli bir câhil, yatar vakt-i seher derler

Eger âriflere sorsam Penâhî işbu hâlimden
Sabır eden nihâyette bulur elbet zafer derler

Şiiri kısaca açıklamaya geçmeden önce devrinde kimseye yaranamayan ve kendisini takdir edip sözlerini idrak edecek insanların sayısının azlığından müşteki olan Penâhî'nin tarikini ve silkinin melâmet üzere olduğunu bir kez daha hatırlatayım. Şiirde aynı zamanda babasının Bayramîliğinden Bektaşiliğe uzanan bir çizgiyi takip etmek de mümkün.

Penâhî şiirine kendisini tarif ederek başlıyor. Görenlerin derbeder olduğunu söylemesinden kılığına kıyafetine pek dikkat etmediğini anlıyoruz. O kendisinden sarığı ve cübbesi ile dolaşan bir şeyhten daha çok eski elbiseler giyen ve kıyafetine dikkat etmeyen, evi-barkı olmayan bir dilenci dervişmişçesine bahsediyor. Kılığına dikkat etmeyen bu dervişin aynı zamanda dünyadan habersiz gezen bir âşık veya dünya işleriyle ilgisi olmayan bir garip olduğunu da ekler. Bu beyit, şairin hırpani kıyafetten daha çok süslü ve gösterişli elbiseler giymediğini ifade etmek için söylenmiş olmalıdır.

İkinci beyitte şair ilk beyitte kendisine neden derbeder denildiğini açıklar. Çevresindekilere göre oruç tutmayıp namaz kılmayan, camiye gitmeyen, bazen akıllı ve sakin dururken bazen kendinden geçen bir delidir. Bu delinin yolu tesadüfen bir meclise düştüğünde o meclistekiler yüzüne bakmadıkları gibi "ne işi var bu delinin burada" derler. İstemeden gittiği meclisten nâdân diye bahsetmesi onun sıradan insanların konuştukları konularla ilgilenmediğini, hayatın günlük sorunlarını konuşan ve hakikatten habersiz yaşayanları nâdân olarak gördüğünü anlıyoruz. Ayrıca seyyid bir şeyh efendinin oruç tutmaması ve namaz kılmaması muhal olduğundan bu sözlerin bir durumun mübalağa yolu ile ifade edilmesi olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Şair hastalanıp yatacak olsa ziyaretine gelen insanların samimi olmadıklarına dikkat çeker. Dilleri ile şairin mübarek bir insan olduğunu söylerken kalplerinden bir an önce ölmesini istediklerini dile getirmeleri münkiri tarif etmektedir. Dili başka kalbi başka olmak münkirlik alametidir ve bununla diliyle söylediklerini kalbinin inkar ettiği kimseler kastedilir. Ayrıca beyte göre bir Allah dostunun veli olduğunu söyleyip kalbinden inanmamak da münkirliktir.

Şair davet edildiği bir mecliste oturduğu sofradan usulünce yemek yese bunu riya olarak değerlendirilmesinden, sofra adabına dikkat etmeden yiyecek olsa bu sefer açgözlü, nezaketsiz biri olduğunu, öküz gibi sofraya daldığını söylemelerinden şikayet eder. Öküz hiç doymayacakmış gibi yemek yiyenleri tarif için kullanılır ve bu şekilde yemek edebe mugayirdir. Burada öyle yediği için değil, mübalağa yoluyla yemesine dikkat çekmek kastıyla söylenmiştir.

Bir sonraki beyitte meclistekilerin kendisini anlamayacaklarına değinir. Tasavvuf ve hakikatin herkesin anlayabileceği konular olmadığına dikkat çekerek kendisine zındık ve dinsiz denildiğini söyler. Ehl-i hakikatin sıradan insanlar tarafından anlaşılmasının ve sözlerinin idrak edilmesinin zor olduğuna dikkat çekilen bu beyitte tarih boyunca sözlerinden dolayı eleştirilen büyük velilere telmih vardır.

Konuştuğunda anlaşılmayan şairin susması da eleştiri konusudur. Konuşmayacak olsa bu sefer bilgisiz ve cahil derler. Sohbetlerinde Hz. Peygamber'in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den bahsedecek olsa kendisine Bektaşi ve Kızılbaş dediklerine dikkat çekmesi o devirde kimi softaların ne kadar bağnaz olduklarını gösteriyor. Kendisi de seyyid olan bir şairin Hz. Peygamber'in ehl-i beytinden bahsetmesinden ve övmesinden daha doğal ne olabilir.

Şair ekmek parası için çalışacak olsa para düşkünü, çalışmayıp aç kalsa tembel ve becerisiz olmakla itham edildiğini söyler. Meyvesiz kuru ağaç ile maksat elinden hiçbir iş gelmeyen beceriksiz ve tembel kimselerdir.

Sabahlara kadar namaz kılıp dua etse, günlerini vird ve zikir ile geçirse gaflete düşmüş bir cahil sabah vakti yatıyor, derler. Kimseye yaranamadığı bu durumu bilen birilerine sorduğunda ise insanların bu sözlerinin normal olduğunu, zafere ancak sabrederek varılacağı sözlerini aktararak şiirini tamamlar.

Penâhî bu şiirinde Allah dostlarının sıradan insanlar tarafından anlaşılmasının güçlüğüne dikkat çektikten sonra insanların söylediklerine dikkat etmeden bildiği gibi amel edilmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamlar.

Şiir, Nasreddin Hoca'nın fıkra yoluyla söylediklerinin nazmen ifade edilmesidir. Son söz de şu olsun:

Kınayıcıların kınamasından çekinen dervişlik yoluna adım atmasın.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.