VAV TV CANLI YAYIN
Ahmet Ağırakça

Rasulullah son derece mütevazı idi

14.06.2026

Rasulullah'ın şahsiyetini belirleyen en temel üstün ahlâkî özelliklerinden biri, onun derin ve sahici tevazuudur. O, Allah tarafından seçilmiş bir Rasûl olmasına rağmen bu seçilmişliği hiçbir zaman bir üstünlük aracı hâline getirmemiş, aksine kulluk bilincini daha da derinleştiren bir sorumluluk olarak taşımıştır. Zira o beşer bir peygamberdi. Kur'ân'ın kendisine: "De ki: Ben de sizin gibi bir insanım; bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor" (el-Kehf 18/110) buyurması, onun hayatında en belirgin şekilde görülen hakikatlerden biri olmuştur. Onun alçak gönüllülüğü sözde kalan bir erdem değil, hayatın bütün ayrıntılarına yansıyan bilinçli bir kulluk tavrıydı. Kur'ân-ı Kerîm'in: "Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler" (el-Furkân 25/63) buyruğu, en mükemmel şekilde onun şahsında tecelli etmiştir. Zira cenab-ı Allah bize onun en yüce ahlak üzere olduğunu bildirirken en güzel örnekleri onun şahsında bulacağımızı da öğretmiştir.

Rasûlullah, insanlar arasında herhangi bir ayrıcalık beklemeden yaşamış, kendisine gösterilen aşırı saygı biçimlerini çoğu zaman düzeltmiştir. Yanına gelen kimseler onun bir Allah'ın Rasûlü olduğunu duruşundan, elbisesinden veya oturduğu yerden anlayamazlardı. Bir meclise geldiğinde boş bulduğu yere oturur, kendisi için özel bir yer hazırlanmasına izin vermezdi. Hatta yabancı kabilelerden gelen insanlar onu tanıyamaz ve "Muhammed hanginiz?" diye sormak zorunda kalırlardı. Bu durum, onun halktan kopuk bir lider değil, halkın içinde yaşayan bir rasul olduğunu göstermektedir.

İslam ile yeni tanışmış ve Mediye'ye ilk defa gelmiş birisi O'nun huzuruna çıktığında heyecandan titremeye başlayınca ona şöyle demiştir: "Sakin ol! Ben bir kral değilim. Ben sadece kurutulmuş et yiyen Kureyşli bir kadının oğluyum." (İbn Mâce, Et'ime, 30). Bu söz, onun peygamberliğe rağmen kendisini hiçbir zaman ulaşılmaz bir makam sahibi olarak görmediğinin en açık delillerinden biridir.

Hz. Âişe'ye evinde nasıl davrandığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: "Ailesinin hizmetinde bulunurdu. Kendi elbisesinin söküğünü kendisi diker, ayakkabısını tamir eder ve ev işlerinde ailesine yardımcı olurdu." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, hadis no: 540). Başka bir rivayette ise Hz. Âişe, onun koyununu sağdığını ve kendi işlerini bizzat gördüğünü haber vermektedir (Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, VI, 256 vd.) Dünyanın en yüce şahsiyeti olmasına rağmen evinde sıradan bir insan gibi yaşaması, tevazuunun en dikkat çekici yönlerinden biridir. O, hizmet edilmeyi bekleyen bir efendi değil, hizmet eden bir kul olmayı tercih etmiştir.

Günlük hayatında yaptığı işler de tevazuunun fiilî yansımalarıdır. Ashabıyla birlikte yolculuk yaparken herkes gibi görev üstlenmiş, yemek hazırlanacağı zaman odun toplama işini kendisi yapmak istemiştir. Ashabı bu görevi üstlenmek istediklerinde: "Allah, kulunun arkadaşları arasında ayrıcalıklı davranmasını sevmez" buyurarak onlardan biri gibi çalışmaya devam etmiştir.

Mescid-i Nebevî'nin inşasında da aynı tavrı göstermiştir. Mescidin yapımı sırasında sahabilerle birlikte kerpiç taşımış, omuzlarına yük yükleyerek çalışmıştır. Hendek kazılırken eline bir kazma almış, günlerce açlık çekmesine rağmen ashabıyla birlikte hendek kazımına katılmıştır. Sahabiler onun karnına bağladığı taşı gördüklerinde kendi açlıklarını unutmuşlardı. Çünkü o, emreden bir komutan değil, askerleriyle birlikte çalışan bir liderdi.

Hz. Peygamber'in tevazuu çocuklara karşı davranışlarında da açıkça görülür. Medine sokaklarında oynayan çocukların yanına gider, onlara selâm verir, hâllerini hatırlarını sorardı. Bir gün torunu Hz. Hasan'ı öptüğünü gören Akra' İbn Hâbis, "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim" deyince Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez." (Buhârî, Edeb, 18). Çocuklarla ilgilenmesi, onların seviyesine inerek konuşması ve oyunlarına katılması, tevazuunun aile ve toplum hayatındaki tezahürlerinden biridir.

Yoksullara ve toplumun dışlanan kesimlerine yaklaşımında tevazu daha da belirginleşmektedir. Fakirlerle birlikte oturur, kölelerle aynı sofrayı paylaşır, hastaları ziyaret eder, cenazelere katılırdı. Bir cariye bile elinden tutup Medine'nin istediği sokağına götürebilir ve işini bitirinceye kadar onunla yürüyebilirdi. Enes İbn Mâlik'in bize aktardığı bu olay, onun toplumun en alt tabakasındaki insanlara bile ne kadar değer verdiğini göstermektedir.

Enes (r.) on yıl boyunca Resûlullah'a hizmet etmiş ve şöyle demiştir: "Bana bir defa bile 'öf' demedi. Yaptığım bir iş için niçin yaptın, yapmadığım bir iş için de niçin yapmadın demedi." (Buhârî, Edeb, 39). Bu bilgi sadece onun merhametini değil, aynı zamanda insanlara karşı ne kadar mütevazı ve anlayışlı olduğunu da ortaya koymaktadır.

Ashabıyla ilişkilerinde de tevazu belirleyici bir ilkedir. Onlarla istişare eder, görüşlerini dinler ve çoğu zaman onların kanaatine göre hareket ederdi. Bedir'de Hubab İbn Münzir'in teklifini kabul etmiş, Hendek Savaşı'nda Selmân el-Fârisî'nin görüşünü benimsemiş, Uhud öncesinde kendi kanaati Medine'de kalmak olduğu hâlde genç sahabilerin talebi üzerine şehir dışına çıkmıştır. Allah'ın kendisine vahiy gönderen peygamberi olduğu hâlde insanların görüşlerine değer vermesi, onun tevazuunun en önemli göstergelerindendir.

Bir gün ashabı onun için ayağa kalkmak isteyince buna izin vermemiş ve şöyle buyurmuştur: "Acemlerin birbirlerini yücelttikleri gibi beni yüceltmeyiniz." (Ebû Dâvûd, Edeb, 152). Başka bir hadisinde ise: "Hristiyanların Meryem oğlu İsa'yı aşırı övdükleri gibi beni övmeyiniz. Ben Allah'ın kuluyum. Bana Allah'ın kulu ve Rasûlü deyiniz." (Buhârî, Enbiyâ, 48) buyurmuştur. Böylece ümmetini şahısları kutsallaştırmaktan uzak tutmuştur.

Mekke'nin fethi günü onun tevazuunun zirveye ulaştığı anlardan biridir. On bin kişilik ordunun başında şehre girerken başını öylesine eğmişti ki mübarek sakalı bineğinin semerine değecek kadar aşağıdaydı. O gün intikam alabilecek güçteydi; fakat kendisini zaferin sahibi olarak görmemiş, bütün başarıyı Allah'ın lütfu kabul etmiştir. Gücün zirvesinde bile tevazuunu koruyabilmek, peygamber ahlâkının en büyük göstergelerindendir.

Veda Haccı sırasında da aynı tevazu devam etmiştir. Yüz bini aşkın sahabi kendisini takip ederken herhangi bir hükümdar gibi davranmamış, sade bir ihram kıyafeti içinde hac menâsikini yerine getirmiştir. İnsanların arasında dolaşmış, sorularını cevaplamış, kendisini diğer hacılardan ayıracak hiçbir davranış sergilememiştir.

Hz. Peygamber ümmetine tevazuun Allah katındaki değerini sık sık hatırlatmıştır. "Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir" (Müslim, Birr, 69) buyurmuş, kibri ise imanla bağdaşmayan bir hastalık olarak tanımlamıştır. "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez" (Müslim, Îmân, 147) hadisi, bu konudaki en açık uyarılardan biridir. Çünkü kibir insanı Allah'tan uzaklaştırırken, tevazu Allah'a yaklaştırmaktadır.

Rasulullah'ın alçak gönüllülüğü yapay bir mütevazılık gösterisi değil; iman, kulluk ve ahlâkın birleştiği derin bir bilinç hâlidir. O, risaletini insanlar üzerinde bir tahakküm ve üstünlük aracına dönüştürmemiş, aksine insanlara daha yakın olmanın bir vesilesi kılmıştır. Kur'ân'ın "Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin" (el-Kalem 68/4) hükmü, onun tevazuunda en güzel şekilde tecelli etmiştir. Bu sebeple Rasûlullah'ın tevazuu sadece tarihî bir hatıra değil, her çağdaki Müslümanlar için korunması ve yaşatılması gereken temel bir iman ve ahlâk ölçüsüdür.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.