Ana konuları ile İsra Suresi tefsiri (1-17. ayetler)

İsra suresi 111 ayetten oluşur, Allah Teala’yı tesbih ile başlar ve O'na (cc) hamd ederek sona erer. Çoğunlukla inançla ilgili konuları bünyesinde toplayan sure, Mekki surelerin arasında yer alır.  Allah Teala ilahi kelamını İsra suresi içinde genel olarak bir konu bütünlüğünde kullarına bildirir. Yeni yazı dizimizde, İsra suresi tefsirini Fikriyat ekibi olarak “19 temel bölümde” inceleyeceğiz.

Yayınlanma Tarihi: 07.02.2021 13:58 Güncelleme Tarihi: 20.02.2021 14:40

İsra suresi ismini Hz. Muhammed'in (sav) Mekke'den Kudüs'e bir gece vakti yürütülmesini betimleyen ilk ayetten almıştır.

Bünyamin Topçuoğlu'nun sesinden İsra suresini dinlemek için tıklayın

İsra; geçmek, gitmek, geceleyin yürümek anlamındaki "s-r-y" kökünden gelir. İsra'nın sözlük manası "gece yürütmek" demektir. Aynı zamanda Allah'ı tesbih etme ifadesi ile başladığı için "Sübhan" ve İsrailoğularından sıklıkla bahsedip onlarla alakalı birçok bilgi aktardığından dolayı "Beni İsrail" suresi olarak anılır.[1]

İsra suresi mushaf sıralamasına göre 17, nüzul sıralamasına göre 50'nci suredir. İsra suresi, Kasas Suresi ile Yunus Suresi arasında nazil olmuştur.

Hz. Aişe (r.anh), Rasûlullah'ın her gece İsra ve Zümer surelerini okuduğunu rivayet eder.[2]

Halit Altunkaynak'ın sesinden Zümer suresini okumak ve dinlemek için tıklayın

Sure hakkında vermiş olduğumuz genel bilgilerden sonra surenin ana konularının ne olduğunu öğrenmeye ve bu ana konuların tefsirine geçebiliriz.

GİRİŞ AYETİ: İSRA HADİSESİ

İsra suresinin 1. ayeti kerimesi Allah'ı tesbih ile başlamıştır. Bu ayeti kerimede aynı zamanda sureye adını veren, Hz. Muhammed (sav)'in bir gece vakti Mescid-i Haram'dan çevresinin bereketli kılındığı Mescid-i Aksa yani Kudüs topraklarına yürütülmesi konu edinmiştir. Bu yolculuk ile Hz. Muhammed'e öte âlemler gösterilmiş ve gaybi birçok mesele kendisine ayan olmuştur.

İslami kaynaklarda önemine binaen İsra ve miraç hadisesi ile alakalı olarak birçok görüş ve rivayet yer almaktadır.

*İsra ve Mi'rac hadisesi hakkında önümüzdeki yazılarda daha ayrıntılı bilgi vereceğiz.

2-8. AYETLER: İSRAİLOĞULLARININ ORTAYA ÇIKIŞI, YÜKSELİŞİ VE SONLARI

Sure-i kerimede Hz. Muhammed'i zikrettikten sonra Hz. Musa'ya kitap verildiği ve bu kitapla İsrailoğullarına hidayet edilmek istendiği açıklanmıştır. Daha sonra insanlığın ikinci babası olan Hz. Nuh'un ismi geçmektedir.

4. ayette geçen "el-kitap" tabiri müfessirler tarafından Levh-i Mahfuz veya Tevrat olarak yorumlanmıştır. Ancak İsrailoğulları dinlerinden yüz çevirmek ve Peygamberlerine türlü kötülükler yapmak suretiyle yeryüzünde birden çok kez fesat çıkarmışlar ve ilahi cezaya maruz kalmışlardır.

5, 6 ve 7. ayetlerde genel olarak Yahudilerin yeryüzünde fesat çıkardıktan sonra iki kez bozguna uğrayacaklarına dair birtakım bilgiler verilir. İlk hezimetin, Câlut'un ya da Babilli Buhtunnasr'ın Kudüs istilası olduğu söylenir.

Yahudilerin ikinci fesadı ve bunun ardından olacak olan olayların tarihte vuku bulup bulmadığı ya da gelecek zamanlarda mı gerçekleşeceği çok açık değildir. Bu sure geldiğinde Câlût hezimeti (MÖ 1000 civarı), Asur (MÖ 722) ve Babil (MÖ 579) sürgünleri ve en son Roma istilası ve sürgünü (MS 70) olmuş bitmiş olduğuna göre bunun gelecekte olacağı daha güçlü bir ihtimaldir. Ayet de buna işaret eder.

9 -17. AYETLER: KUR'AN VE İNSAN

9 ve 10. ayetlere Kur'an'ın hidayet rehberi olduğu ve bu kitaba uyanlara mükâfat verileceği; uymayanlara da elim bir azap hazırlanacağı vurgulanmıştır.

11. ayetin insanı çok aceleci olarak değerlendiren ifadesi, insanın tabiatındaki bir zaafa işaret eder. Gerçekten insanın, özellikle ilk defa karşılaştığı durumlarda neyin iyi neyin kötü, neyin faydalı neyin zararlı olduğu konusunda isabetli hüküm vermesi her zaman mümkün olmayabilir. Bunun için insanın aklını, bilgisini, tecrübesini kullanarak veya inandığı, güvendiği kaynaklara başvurarak en doğru tercihi yapması gerekir. Fakat zihinsel ve ruhsal yönden yeterince gelişmemiş olanlar bir sabır ve olgunluk isteyen bu süreçten geçmeye tahammül edemedikleri için genellikle nefsânî isteklerinin tesiriyle aceleci davranır ve umumiyetle de yanlış hüküm verir, yanlış tercihte bulunurlar.[3]

12. ayet ile ilgili olarak; "Gecenin ayetini sildik" cümlesi, Ay'ın ışıksız olduğunu gösterir. Gerçekten Ay'ın kendisi ışık vermez. Ay'dan gelen ışık, kendisine vurup yansıyan güneş ışığıdır. Alusi'ye göre gecenin ayetinin silinmesi, ya Ay'ın aslında ışıksız yaratılması ya da Güneş'ten yansıttığı ışığın, görünürde yavaş yavaş azalıp Ay sonuna doğru kaybolması anlamına gelir ki birinci anlam daha uygundur. Çünkü Ay ışığının artıp eksilmesinin, denizlerin gel-git olayı gibi dünya düzeni üzerinde büyük etkinliği vardır.[4]

Ayrıca "Gecenin ayetini sildik" ifadesinin Ay'ın, bir zamanlar Güneş gibi ışık veren bir yıldız olup, zamanla soğuyarak ışık ve ısısını kaybettiği ihtimalini de düşündürmektedir. Nitekim İbn Abbas'ın; "Vaktiyle Ay da Güneş gibi ışık verirdi." dediği rivayet edilmiştir. Bir gün Güneş de ışık ve ısısını kaybedecektir ki bu, sistemdeki gezegenlerde hayatın sona ermesi, dünyamızda kıyametin kopması demektir.

13. ayette geçen "her insanın kuşunu boynuna asmışızdır." ifadesi ile her insanın yapıp etmekte olduğu ile yalnızca kendisinin sorumlu olduğu şeklinde yorumlanabilir. "Tair" yani kuş sorumluluk, sevap ve günahlardır.

14. ayet ile devam edilen bölümdeki "ve la teziru vaziretü'v vizra uhra" ifadesi ile yine herkesin yapıp ettiğinden bizatihi kendisinin sorumlu olduğu vurgulanmıştır. Tüm insanlığa uyarıcı olması için peygamberler gönderilmiş ve insanlar amellerinden sorumlu tutulmuşlardır. Kıyamet günü ise amel defteri açılacak kişiye şahit ve hesaba çekici olarak kendi kitabı yeterli olacaktır.

16. ayette Allah'ın bir kenti helak etmeyi dilediği zaman ileri gelen zengin, nimetle ve servetle şımarmış takımlarının fısk etmelerini emredeceği; onlar yoldan çıkınca da azabı hak ettikleri için o ülkeyi yıkıp harap edebileceği bildirilmektedir.[5]

Nitekim 17. ayette de bahsedildiği gibi Hz. Nuh'tan önceki kavimler helak edildiği gibi ondan sonra da nice kavimler de yapıp ettiklerinden dolayı helak edilmişlerdir.

FİKRİYAT

SÜMEYYE ALI JABER


[1] Muhammed İzzet Derveze, et-Tefsiru'l-Hadis, çev. Ahmet Çelen vd., (İstanbul: Ekin Yayınları, 1997), 2/ 325.

[2] Ebû Abdillâh Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybânî Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, nşr. Ebû Hâcir Muhammed Saîd Besyûnî (Beyrut: 1416/1996.), 6/206 (No. 7786).

[3] Hayrettin Karaman vd., Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir (Ankara: DİB yayınları, 2003), 3/456-466.

[4] Ebü's-Sena Şihâbuddin Mahmûd b. Abdullah El-Alûsi El-Bağdâdi, Ruhu'l Me'ani, (Beyrut: Darü'l-Kütübi'l-İlmiyye, 2014), 5/172.

[5] Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerim Tefsiri, (İstanbul: Yeni Ufuklar Neşriyat, t.y.), 3/ 511.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.