Allah ücret isteseydi
İnsanın düşünme, anlama, kavrama gücüne ve doğru yolu bulma yetisine "akıl" denir. Allah'ın kullarına verdiği en büyük, en önemli nimetlerden biridir.
Bizi diğer varlıklardan ayıran temel özellik budur. Herhangi bir konuda tercih yapıp yönümüzü belirlemeye çalışırken, yolumuzu aydınlatan ışık olur
Beraberinde, bir de "akıl yürütme" kavramı geliştirilmiş. "Görülenlerden, bilinenlerden istifade ederek yeni bir bilgiye ve bilince ulaşma süreci" diye tarif edilmiş.
İşte bu zeminde; bir akıl yürütme niyeti, gayreti içine girelim. Bazı konuları, enine-boyuna tahlil edelim.
Günümüz dünyasında, pek çok şeyin akıllısı üretiliyor. İleri teknoloji kullanılarak yapıldığını ifade etmek için; "akıllı telefon, akıllı tahta, akıllı araba, akıllı bina" gibi isimler, sıfatlar veriliyor.
Hatta, aklın yerini tutsun ve bizim yerimize akıl yürütsün diye; "yapay zeka" geliştirildi. Yazılım ve donanım alanındaki ileri seviye, "akıllı robot" teknolojisine dönüştürüldü.
Bütün bunlar, üreticilerinin gurur-kibir katsayısını yükseltiyor. Bazıları, "kul" olduğu gerçeğinden uzaklaşıp; büyük bir hızla, "ilahlık" iddiasına doğru gidiyor.
Ortada hem büyük bir "başarı", hem de muazzam bir "gaflet" var. Mevcuttan mümküne giderek "keşif" ve "icat" yaptıklarını unutup, kendilerini "yaratıcı" zannediyorlar.
Oysa, Adem ile Havva'dan bu yana insanı Allah yaratıyor. Aklı da, akıl yürütmeyi de hep O var ediyor.
Alemlerin ve içindekilerin halinde, gidişinde; muazzam bir denge-düzen var. Her biri, "akıllı" sıfatını en üst düzeyde hak edecek şekilde; kendilerine verilen görevleri yapıyorlar.
Bizim galaksimizi oluşturan yıldız kümelerinin, gezegenlerin; kusursuz bir bilgi ve bilinç ile hareket ettiklerini görüyoruz. Dünya hayatının devamını sağlayan havanın, suyun, toprağın, güneşin; ne kadar büyük bir sorumluluğu yerine getirdiklerine şahit oluyoruz.
Bitkiler, hayvanlar bile; şaşılacak derecede bilinçli bir tavır içindeler. Her biri; yaratılış, var ediliş amaçlarını gerçekleştirmenin peşindeler.
Canlı, cansız her varlık; insana lazım olan şeyleri üretiyor. Arılar balını; koyunlar, keçiler, inekler etini ve sütünü; tarlalar arpasını, buğdayını; bostanlar sebzesini; ağaçlar meyvesini karşılıksız ikram ediyor.
Yerin üstünde sayısız nimetler, altında çeşit çeşit madenler var. Hepsi de bir ihtiyaca cevap veriyor, bir amaca hizmet ediyorlar.
Herkes ve her şey; birbirini destekleyen, tamamlayan parçalar gibi. Dünya sahnesinde sergilenen hayat oyununda, büyük-küçük rol sahibi.
Eskiden beri, Allah'ın hidayet elçileri ve onların yolundan giden ilim-irfan sahipleri; insanın, "âlemin küçültülmüş özeti" olduğunu söylemişler. Bu noktadan hareketle; "kendini bilen Rabbini bilir" demişler.
Dönüp baktığımızda görüyor ve anlıyoruz ki; bu üstün yaratığın her zerresinde "akıl" var. Kusursuz bir anlayış ve işleyişle; döllenme anından itibaren hücreler birleşip dokuları, dokular birleşip organları, organlar birleşip organizmayı meydana getiriyorlar.
Bedenin oluşma sürecinde, içine bir de "ruh" üfleniyor. Başlangıçta aynı özelliklere sahip olan yapı taşları, giderek ayrışıp farklı sorumluluklar üstleniyor.
Elin, ayağın, gözün, kulağın, ağzın, burnun, başın, beynin, ciğerin, böbreğin, kalbin, midenin bileşenleri oluyorlar. Entegre bir sistem içinde, "akıllı organlar" haline geliyorlar.
Hiç biri, yanlış yerde ve yönde değiller. Tam da olması gerektiği gibi, muazzam bir diziliş hali içindeler.
Onların yokluğu ya da eksikliği, dengemizi ve düzenimizi bozuyor. Tutunduğumuz dalları kırıyor, bizi hayata bağlayan bağları çözüyor.
Bütün bu parçalar, ileri teknoloji kullanılarak çalıştırılan fabrikalarda üretilmiyor. Birbirine monte edilerek bir araya getirilmiyor.
Aşkın bir aklın ve iradenin tercihi ile oluyor. Süresi dolup canı çekildiğinde, et ve kemik yığını haline geliyor.
Sonuç olarak; bildiğimiz, bulduğumuz, değiştirdiğimiz, dönüştürdüğümüz, mucidi olduğumuz, mekanizmasını kurduğumuz her şeyin ana maddesi de manası da Allah'ın yoktan var ettiklerinden. En akıllıların bile akıl edemeyecekleri kadar üstün bir akılla, iradeyle meydana getirdiklerinden.
Biz; O'nun ürettiği undan ekmek, çörek, pasta, börek yapıyoruz. Ağacın kökünü ve gözdesini unutup; dallarında biten meyvelere bakarak hava atıyoruz.
Geçmişte yaşamış, bugün yaşayan, gelecekte yaşayacak olan tüm insanların akıllarını bir araya getirseydik; bu muazzam dengeyi ve düzeni kurabilir miydik? Alemlerin ve içindekilerin yaratıcısı, sahibi, yöneticisi olan Allah; emrimize amade kıldığı nimetlerin ücretini isteseydi, tüm zenginlerin toplam sermayeleri ile ödeyebilir miydik?
Hayatın ana unsurları olan toprak, hava, su, güneş kaç para ederdi? İnsan organizmasını oluşturan organların her birini ayrı ayrı almaya yahut satmaya kalkışsak; hangi pazarda, hangi fiyata giderdi?
Bütün bunlar mümkün olsaydı bile, merkezinde biz olurduk. Sebebin sebebini, sahibin sahibini arasak; arkasında gene Allah'ı bulurduk.
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.