Çalanın eli kesilse
Yaratılmışların en üstünü, en mükemmeli olan insan; beden, ruh, akıl unsurlarından meydana geliyor. Her biri, alt bileşenleriyle birlikte; muazzam bir bütünün anlamlı ve değerli parçaları oluyor.
İçlerinden birinin görevini yapamaz hale gelmesine, "hastalık" diyoruz. Tamir etmek, düzeltmek, yeniden iş görür hale getirmek için; "tedavi" kavramı ile ifade ettiğimiz tedbirler üretiyoruz.
Ancak, insanların sahip oldukları güç ve imkan geliştikçe, sebep oldukları sorunlar da gelişiyor. Savaşların, suçların, hastalıkların, sakatlıkların, azgınlıkların, sapkınlıkların alanları genişliyor, türleri değişiyor.
İnsanların faydası için yaratılmış her şey, zararı için de kullanılıyor. Hayra hizmet için var edilenler, şerrin emrine amade kılınıyor.
Böylece; hem "suç" işleyip "suçlu" oluyor, hem de bolca günaha giriyorlar. Kötülüğü çoğaltmak ve yaygınlaştırmak için adam yetiştiriyor, plan yapıyor, "örgüt" kuruyorlar.
Bu bağlamda; mala, mülke, mevkiye, mertebeye, şana, şöhrete meyil arttıkça hırsızlıkların, yolsuzlukların da arttığını görüyoruz. "Doyumsuz arzular" ile "sınırsız araklamalar" arasındaki mesafenin kapandığına ve aynı zeminde buluştuklarına şahit oluyoruz.
Sadece para, pul, mal, mülk gibi maddi varlıklarımızı değil; manevi değerlerimizi de çalıyorlar. Bunun için; giderek daha çok yeni, farklı, gelişmiş metotlar, usuller, teknikler kullanıyorlar.
Aklımız, ruhumuz, bedenimiz; ömrümüz, gönlümüz, ideallerimiz; tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz; duygularımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz; ümidimiz, güvenimiz, emeğimiz; dinimiz, ahlakımız, vicdanımız; çantamız, bavulumuz, cüzdanımız çalınıyor. İki cihan sermayemiz olan çocuklarımız ve gençlerimiz, göz göre göre elimizden alınıyor.
Allah(cc), Maide suresi ayet 38'de; "Hırsızlık yapan erkeğin ve kadının, hem yaptıklarına karşılık, hem de caydırıcı bir ceza olmak üzere, sağ ellerini bileklerinden kesin" diyor. Suçun karşılığının verilmesi ile cezanın caydırıcı olmasını birlikte zikrediyor.
Resulullah(sav)'ın da bu hükmü titizlikle uyguladığını görüyoruz. Bunu, "Allah'ın sınırlarını korumak" diye tanımladığını biliyoruz.
Rivayete göre; Mekke'nin fethi sırasında, Mahzûm Kabilesinden soylu bir kadın olan Fatma binti Esved'in hırsızlık yaptığı tespit edilir. Artık had uygulanması ve sağ elinin kesilmesi gerekmektedir.
Yakınları, Peygamber(sav) Efendimiz'in çok sevdiği Üsame bin Zeyd'i aracılık yapmaya ikna ederler. "Başka hangi ceza verilirse verilsin ama eli kesilmesin" mealinde bir haber gönderirler.
Önce, "Ya Üsame, Allah'ın hadlerinden birini yere düşürmem için mi aracılık yapıyorsun" diye sitem eder. Sonra, kanunların uygulanmasında kimseye ayrıcalık yapılamayacağını, geçmiş dönemlerde bazı kavimlerin soyluları kayırıp zayıfları cezalandırdıkları için helak olduklarını belirterek; "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, O'nun da elini keserdim" der.
Afganistan doğumlu Amerikalı yazar Khaled Hosseini'ye göre; "Tek bir günah vardır, o da hırsızlıktır. Diğer bütün günahlar, onun çeşitlerinden ibarettir". Sözün devamında, bu ana fikri şöyle örneklendirir:
"Bir insanı öldürdüğün zaman, onun hayatını çalmış olursun. Karısının elinden kocasını, çocuklarının elinden babasını almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman; doğruluğu, dürüstlüğü, haklılığı araklarsın".
Atalarımız; hırsızlığın hükmünün çalınan şeyin cinsine, miktarına göre değişmeyeceğini söylemişler. Kısa ve anlamlı bir ifadeyle; "Deve de bir, iğne de" demişler.
Sonuç olarak, hepsinin merkezinde "insan" vardır. Onu da diğer destekleyici ve tamamlayıcı unsurları da kullanarak "şeytan" yoldan çıkarır.
Hayatın bütünü, bu iki varlık arasındaki mücadeleden ibarettir. Biri "iyi olmaya" uygun yaratılmış, öteki "kötülüğü yaymaya" yemin etmiştir.
Yapılması gereken şey, insanın aslına dönmesini sağlamaktır. Dünyayı ve içindekileri yaratılış gayesine uygun hale getirip; şeytanın elini, ayağını bağlamaktır.
Gazeteci Yazar Mehmet Ali Bulut; "İnsan Tamir Dükkânı" adlı kitabında bu süreci özetliyor. Birinci bölümde, "insan iyidir"; ikinci bölümde, "bozulabilir"; üçüncü bölümde, "tamir edilebilir" diyor.
Her bozulma döneminde olduğu gibi bugün de kendi nefsimizden başlayarak, "yeniden yapılanma" seferberliği içine girmeliyiz. Bu muazzam aygıtı yapanın, yaratanın "kullanma kılavuzu" eşliğinde; insanın sırlarını ve sınırlarını tekrar keşfetmeliyiz.
Bulacağımız, alacağımız, farkına varacağımız bilgi ve bilinç; evimize, ailemize, vatanımıza, milletimize, dünyamıza, insanlık alemine taşınmalı. Hem geçici emanet, hem de zorlu bir imtihan vesilesi olarak verilen "ömür" sermayesi; verenin veriş amacına göre yaşanmalı.
Mesela, dünyanın nimetleri kullar arasında adil ve makul bir şekilde dağıtılsa. Peygamber(sav) Efendimiz'in "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" sözü ana ilke yapılsa.
Kendimiz için istediğimiz şeyleri başkaları için de istesek, kendimiz için istemediğimiz şeyleri başkaları için de istemesek. "Herkes için huzurlu ve güvenli olmayan bir dünya, hiç kimse için huzurlu ve güvenli değildir" desek.
Çalana "had" cezası verip elini kessek, yalan söyleyene "susma" cezası verip dilini bağlasak. Haksız yere bir insanı öldürene misliyle karşılık verip, "kısas" uygulasak.
O zaman hayat daha "yaşanılabilir" hale gelmez mi? Dünya, bugünkünden "daha iyi" olmaz mı?
Zekeriya Erdim
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.